Râgıb el-İsfehânî, el-Müfredât fî Garîbi'l Kur'ân eserinde "vesile"yi şöyle tarif etmektedir:
V-s-l - و س ل
وَسِيلَة : Vesile, bir şeye arzu ile ulaşmaya çalışmaktır. Arzu anlamını da içerdiğinden ulaştıran, vardıran, bulduran anlamındaki وَصِيلَة kelimesinden daha özel bir anlama gelir. Allah buyurur ki: وَابْتَغُوا إِلَيْهِ الْوَسِيلَةَ O’na yaklaşmaya yol arayın (5/Mâide 35). Yüce Allah’a ulaştıracak gerçek vesîle ilim ve ibâdet ile O’nun yolunda yürümek, Şerîatın Güzel Ahlak ilkelerini izlemektir. Bu da, kelime olarak, yaklaştıran anlamındaki قُرْبَة gibidir. وَاسِل ise, Yüce Allah’a rağbet eden, Onu arzu eden kişidir.
Kur’an'da 2 yerde geçmektedir. Vesile aşağıdaki ayetlerde yol şeklinde çevrilmiştir.
35. Ey iman edenler! Allah’a karşı takvâlı (duyarlı) olun! O’na yol arayın ve (Allah) yolunda cihad edin (fedakârlık yapın) ki kurtulasınız.
Diğer ayet ise
57.Onların yalvardıkları bu varlıklar bile aslında –hangisi daha yakın olacak diye– Rablerine yol ararlar. O’nun merhametini umar ve azabından korkarlar. Şüphesiz ki Rabbinin azabı sakınılması gereken önemdedir.
İlk ayette Allah’a ulaşacak yol arayın deniyor. Fakat bu yolun olumsuz tarafı nasıl olmaması gerektiğine kelimenin geçtiği ikinci ayette değinerek birilerinin yalvardıkları varlıklardan bahsediliyor. Şirk konusu yine ortaya çıkıyor.
Şimdi 56. ayete bakalım konuyla ilgili öncesinde ne var? 57 ile berber okuyalım.
56. De ki: “O’nun (Allah’ın) peşi sıra (ilah olduğunu) sandıklarınıza yalvarın! (Ne var ki) onlar, sizin darlığınızı gidermeye de (hakkınızdaki hükmü) değiştirmeye de güç yetiremezler.”
57. Onların yalvardıkları bu varlıklar bile aslında –hangisi daha yakın olacak diye– Rablerine yol ararlar. O’nun merhametini umar ve azabından korkarlar. Şüphesiz ki Rabbinin azabı sakınılması gereken önemdedir.
Görüldüğü üzere önceki ayette, 57. ayetteki yalvarılanların darlığınızı gidermeye de değiştirmeye de güç yetiremez diye yerilen Allah’ın peşi sıra yalvarılanlar olduğu görülüyor. Bu varlıkların ne olduğuna tam değinilmiyor. Tefsir alimlerince insan, melek, cin yada peygamber olabilir denmiştir. Sonuçta özellikle belirtilmeyerek herşeyi kapsayacak bir dikkati çekme yapılmışta olabilir.
Yani bu iki ayetle Allah’a ulaşmaya vesile(yol) arayın deniyor. Fakat bu yolu ararken şirke de bulaşma deniyor. Cevap Zümer Suresinden geliyor.
3. Dikkat edin! Arı duru din yalnızca Allah’a aittir. O’nun peşi sıra dostlar edinenler “Onlara, bizi yalnızca Allah’a biraz daha yaklaştırsınlar diye kulluk ediyoruz!” (derler).
Şüphesiz ki Allah ayrılığa düştükleri şeyler (konusun)da aralarında hüküm verecektir. Şüphesiz ki Allah yalancı ve inkârcı kimseyi doğru yola ulaştırmaz.
İnsanlar ibadetle, hal hareketleriyle yani güzel amellerle, ilimde ileri gidip Allah’ın mucizelerini ortaya çıkararak, imanlarıyla Kur’an’ı hayatlarına uygulayarak Peygamberin örnekliğini hayatlarına yansıtarak Allah’a yaklaşmalılar. Başkalarından medet umarak onlara dua edip Allah'a yaklaşmak için onların aracılığını isteyerek ve bekleyerek değil.
Vesile edinmeye ise tevessül denir.
İbn Cerîr et-Taberî, müslümanlar arasında vuku bulan ihtilâflar bağlamında Resûlullah’tan sonra Allah’ın hücceti sayılan dinî liderlerin bulunup bulunmadığı meselesinin tartışıldığını belirtir; ayrıca Allah’a dua ederken “peygamber ve velîler hakkı için” ifadesini kullanıp tevessülde bulunmanın câiz olmadığına ilişkin bir görüşü Ebû Hanîfe’ye nisbet eder (et-Tebṣîr, s. 156; krş. M. Nesîb er-Rifâî, s. 26). Bu tür nakillerden hareketle tevessül konusuna ilişkin tartışmaların II. (VIII.) yüzyılın ilk yarısında ortaya çıktığını söylemek mümkündür. Bu da zaman içinde ortaya çıkan bir uygulama olduğunu göstermektedir.
Fahreddin Razi’in Mefatihul Gayb adlı Tefsir’inden de ayetlerin ne ile alakalı olduklarını aşağıda ayrıntılı okuyabilirsiniz. İnsanlara sunulduğu gibi mi bir vesile aramaktan bahsediyor görelim…
İsra Suresi 56-57 Ayetler:
“De ki: “Allah’ bırakıp boş yere söylediklerinizi çağırın. Onlar, sizden herhangi bir sıkıntı gideremeyecekleri gibi, değiştiremezler de. Onların taptıkları da, hangisi Rablerine daha yakın (olacak) diye, vesile arıyorlar. O’nun rahmetini umuyorlar. O’nun azabından korkuyorlar. Çünkü, Rabbinin azabı korkunçtur”
Bil ki, bu ayetlerin gayesi, müşriklere reddiyedir. Biz, daha önce müşriklerin, “Bizim, (doğrudan doğruya) Allah’a ibadetle meşgul olma liyâkatimiz yoktur. Bundan dolayı bizler, Allah’a yakın olan bazı kullarına ibadet ediyoruz ki, bunlar da meleklerdir” dediklerini; sonra da, taptıkları o meleklerin heykel ve süratlerini yaparak, bu manada olmak üzere, onlara ibadet etmekle meşgul olduklarını söylemiştik. Allah Teâlâ'da, onların bu görüşlerinin bâtıl ve yanlış olduğuna bu ayeti delil getirerek, “De ki: “Allah’ı brakıp boş yere söylediklerinizi çağırın” buyurmuştur. Bu ayetteki, ellezlne kelimesiyle “putlar” kastedilmemiştir. Çünkü Allah onları vasfederken, “ onların taptıkları da vesile arıyorlar” buyurmuştur. Halbuki, “vesîle arama işi”, putlara kesinlikle uygun düşmez.
Batıl Tanrıların Allah’a Vesile Araması
“Onların taptıkları da, Rablerine vesile arıyorlar” buyurmuştur.
Bu hususta iki görüş bulunmaktadır:
Birinci Görüş: Ferrâ şöyle der: "Yed’ûne ibadet eden kimselerin fiili; yebteûne ise, ibâdet olunanların fiilidir. Buna göre mana, “ibadet olunan o kimseler, Rablerine bir vesile ve yol ararlar” şeklinde olur. Buna göre meleklerin, menfaatleri talep, zararları da giderme hususunda Allah’a başvurduklar, O’nun rahmetini umup azâbından da çekindikleri hususunda münakaşa bulunmamaktadr. Onlar, acziyyet ve ihtiyaç içinde bulunmakla vasfedilebilip, Allah Teâlâ da, her şeyden müstani ve bağımsız olup hiçbir şeye muhtaç olmayınca, O’na ibadet etmekle meşgul olmak daha evlâdır.” Buna göre onlar şayet: "Biz, meleklerin, Allah’ın rahmetine muhtaç olup, O’nun azâbndan çekindiklerini kabul etmiyoruz” derlerse, biz deriz ki: "O meleklerin, ya zâtları gereği vâcibu’l-vücûd oldukları yahut da zâtları gereği mümkinul-vücud oldukları söylenebilir. Birincisi batıldr, olamaz; çünkü bütün kâfirler, meleklerin, Allah’ın kulları olup, O’na muhtaç olduklarını kabul edip itiraf etmektedirler. ikincisine gelince, bu, meleklerin gerek zâtları, gerekse kemâl sfatları hususunda, Allah’a muhtaç olmalarını gerektirir. Binâenaleyh, Allah’a ibadet etmekle meşgul olmak, meleklere ibadet etmekle meşgul olmaktan daha evla olur.
”ikinci Görüş: Cenâb- Hakk’ın, "Onların taptıkları da” ifadesiyle, Cenâb-ı Hakk’ın“ Andolsun ki biz, peygamberlerin kimini kiminden üstün kılmışızdır (Isra, 55) ayetinde bahsetmiş olduğu peygamberler kastedilmiştir. Binâenaleyh, bu sözün daha önceki kısımla münasebeti şudur: "Makamları yüce olan o peygamberler, ancak Allah’a ibadet eder ve ancak O’na bir vesile ararlar. Binâenaleyh, sizin o peygamberlere uymanız ve onları klavuz edinmeniz daha doğrudur. O halde sizler Allah’tan başkasına ibadet etmeyiniz.” Bu görüşü benimseyenler, bu görüşün doğruluğuna şu ekilde istidlâl etmişlerdir: “Melekler, Allah’a isyan etmezler. Binâenaleyh, bundan dolayı da O’nun azabından çekinmezler. Böylece bu sözün, meleklere değil de peygamberlere uygun düşeceği sâbit olmuş olur.”
Maide 35.Ayet içinse
Ey iman edenler, Allah'a saygılı olun, Ona (yaklaşmaya) vesile arayın ve O'nun yolunda cihad edin. Umulur ki felaha erersiniz" (Mâide. 35).
Bu âyetle ilgili birkaç mesele bulunmaktadır:
1)Bil ki Allah Teâlâ'nın, peygamberine, bir grup yahudinin kendisine ve mü'min kardeşleri ve sahabeye, haksızlık ve hile ile kötülük yapmak istediklerini, ama onları muradlarından alıkoyduğunu haber verdiğini anlatmıştık. İşte bu âyette de Allah, Hz. Peygamber'e onların peygamberlerine karşı son derece azgın oluşlarını ve o peygamberlere eziyet etmede alabildiğine ısrarlı olduklarını açıklamıştır. Bu husustaki söz, işte bu âyete kadar uzamıştır. Bu âyette de Allah Teâlâ, yeniden birinci maksada dönmüş ve "Ey iman edenler, Allah'a saygılı olun. Ona (yaklaşmaya) vesile arayın" buyurmuştur. Buna göre sanki şöyle denilmek istenmiştir: "Siz, yahudilerin günaha ve isyana karşı ne kadar cüretli olduklarını ve kulu, Rabbine ulaştırma vesileleri olan taatlardan ne kadar uzak olduklarını anladınız... O halde ey mü'minler, siz böyle olmayınız. Allah'a isyan etmekten sakınıp, O'na tâatta bulunmak suretiyle, kendisine yaklaşmaya vesileler arayınız."
2) Allah Teâlâ, yahudilerin "Biz, Allah'ın evlatları ve dostlarıyız" (Mâida, 18), "Biz Allah'ın nebilerinin evlatlarıyız" dediklerini nakletmiştir. Böylece onlar babalarının işleriyle övünmüşlerdir. İşte bundan dolayı Cenâb-ı Hak, "Ey İman edenler, siz babalarınızın ve cedlerinizin şerefli olmalarıyla övünmeyin. Sizin övüncünüz, kendi amellerinizle olsun .Binâenaleyh, Allah'tan korkun ve O'na ulaştıracak yolları arayınız" demiştir. Allah, en iyi bilendir.
Del-i Mefsedet Celb-i Menfaatten Önce Gelir
Bil ki, bütün yükümlülükler iki nevide toplanmıştır; bunların bir üçüncüsü yoktur:
a) Yasaklanmış olan şeyleri terketmek ki, "Allah'a saygılı olun" emriyle, işte buna işaret edilmiştir.
b) Emredilenleri yapmak ki, O, buna "Ona (yaklaşmaya) vesile arayın..." buyruğuyla işaretetmiştir.
Yasaklardan uzak durmak bizatihi emredilenleri yapmaktan önce geldiği için, Cenâb-ı Hak, yasaklara hürmet edilmesini önce zikretmiştir. Biz, yasakları bırakmanın, emredilenleri yapmaktan önce geldiğini söyledik. Çünkü terketmek, bir şeyi asıl yokluğu üzerin ebırakmaktan ibarettir. Fiil, yani yapmak ise, bir şeyi yapıp meydana getirmektir. Bütün sonradan var olan şeylerin yokluğunun, varlıklarından önce bulunduğunda şüphe yoktur. Bu sebeple "terketmek" hiç şüphesiz, bir şeyi yapmaktan önce bulunur.
Günahları Terk İle de Allah'a Yaklaşma Mümkün Olmaz mı?
Şayet, "Günahları terketme ile de, bazan Allah'a yaklaşma vesileleri elde edildiğini bildiğimiz halde, niçin Allah'a yaklaşma vesilesi fiile, (bir şeyi yapmaya) tahsis edilmiştir?" denilirse:
Biz deriz ki: Terketmek, bir şeyi asıl yokluğu üzere bırakmak demektir. Halbuki, bu devam eden yokluk ile, bir şeye kat'î olarak ulaşmak mümkün değildir. Binâenaleyh terketmenin, bırakmanın, bir vesile olması mümkün değildir. Tam aksine, bir kimseyi, şehveti çirkin bir fiili yapmaya davet etse de, sonra da kişi Allah'ın rızasını elde etmek maksadıyla o işi yapmasa, işte burada o işi yapmamadan dolayı Allah'a ulaşma vesilesi tahakkuk etmiş, bulunmuş demektir. Ama ne var ki, bu yapmama işi de, fiiller nev'indendir. Bundan dolayı muhakkik ulemâ: "Bir şeyi bırakmak, o şeyin zıddını yapmaktan ibarettir" demiştir.
Bunu iyice kavradığın zaman biz deriz ki: Terk ve fiil, fiillerin zahirinde nazar-ı dikkate alınan iki husustur. Binâenaleyh, terkedilmesi vacip olan şey, muharremât (haram kılınmış şeyler); yapılması vacip olan şey de, vacibattır (farzdır). Bu iki şey ahlâkta da nazar-ı itibara alınmıştır. Binâenaleyh, yapılması vacip olan şey, iyi huylardır; terkedilmesi gerekenler de, kötü huylardır. Bunlar, fikirlerde de nazar-ı dikkate alınmışlardır. Binâenaleyh yapılması gerekli olan, Allah'ın birliğine, nübüvvete ve meâde delâlet eden deliller hususunda tefekkür etmektir. Bırakılması gerekli olan şey ise, şüphelere önem vermemektir. Bunlar, tecellî makamında da nazar-ı dikkate alınmışlardır. Binâenaleyh yapılması gerekli olan şey, Allah'ta gark olmaktır; yapılmaması gereken şey ise, Allah'tan başkasına dönüp bakmamaktır. Riyazatçılar (nefis terbiyecileri), fiil ve terki, "Tahliye ve Tahliye" "Nefy ve ispat", "Fena ve beka" diye adlandırırlar. Bütün makamlarda, olumsuzluk (yani yokluk), ispattan (varlıktan) öncedir. İşte bundan dolayı, bizim "Lâ ilahe illa'llâh" ifâdemizde de, olumsuzluk ispattan önce getirilmiştir.
Vesile Mefhumunu İstismar Eden Talimmiye Fırkasına Cevap
"Vesîle", bir kimse bir şeye yaklaştığında söylenen, "Ona yaklaştı" ifâdesinden ojmak üzere, "faîle" vezninde bir kelimedir. Nitekim şair Lebîd de şöyle demiştir:"Görüyorum ki İnsanlar, işlerinin durumunu bilmiyorlar.İyi biliniz ki, aklı olan herkes Allah'ı arzulamaktadır." Yani "O'na yol arar" demektir. Binâenaleyh "vesîle", kendisiyle maksada ulaşılan şeydir.
"Ta'lîmiyye"şöyle demektedir: "Âyet, Allah'a ulaşmanın, ancak O'nu bize tanıtan bir muallim ve O'nun bilgisine bizi irşâd eden bir mürşid sayesinde mümkün olacağına delâlet etmektedir. Bu böyledir, zira Cenâb-ı Hak, kendisine ulaşmayı mutlak mânada emretmiştir. O'na iman, gayelerin en yücesi, maksadların da en şereflisidir. Binâenaleyh, burada da bir vesilenin bulunması gerekir.
"Buna şu şekilde cevap verebiliriz: Allah Teâlâ, kendisine iman edilmesinden sonra "vesîle" talebinde bulunmayı emretmiştir. O'na iman etmek, O'nu bilip tanımaktan ibarettir. Böylece bu, O'na iman edip O'nu tanıdıktan sonra, kendisine götüren bir vesîleyi talep etme ile ilgili bir emir olmuş olur. Binaenaleyh bunun kendisini tanımaya götüren bir vesileyi talep etmekle ilgili bir emir olması imkânsız olur. Öyleyse bundan murad, O'nun rızasını elde etmek için kendisine ulaştıran vesîleyi aramaktır ki, işte bu da ibâdet ve taatlarla olur.
Zemahşeri'nin El-Keşşaf adlı Tefsirinde ise ayetlerden şöyle bahsedilmiştir:
Maide 35. ayet:
Vesîle, araç edinilen her şey yani kendisiyle yaklaşılan akrabalık, iyilik vb. şeylerdir. Daha sonra isti‘âre(benzetme) yoluyla taatlerin işlenmesi, günahların terkedilmesi gibi Allah’a yaklaşılmakta araç kılınan şey anlamda kullanılmıştır.
İsra 56-57 ayetler:
56.Ayet “De ki: O’ndan başka tanrılık atfettiğiniz şeyleri çağırın.” ifadesinde bahsedilenler meleklerdir. Meryem oğlu Îsâ ve Üzeyir Aleyhisselâm olduğu da, bazı cinler olduğu da söylenmiştir. Araplardan bazıları bu cinlere tapınmışlar, fakat sonradan bu cinler Müslüman oldukları halde o Araplar bunun farkına bile varmamışlardır. Anlam, “Onları çağırın, fakat onlar sizden hastalık, fakirlik ya da azap gibi herhangi bir zararı def etmeye, bunlardan birini bir başkasına dönüştürmeye güç yetiremezler.” şeklindedir.
57.Ayet [1976] “O çağırdıkları şeyler” ifadesindeki işte onlar kısmı mü-bteda, çağırdıkları kısmı da onun sıfatı, umarlar ifadesi de bunun haberidir. Anlam, “Onların ilahlarının bizzat kendileri, kendilerini Allah’a yaklaştıracak vesileyi ararlar.” şeklindedir. Eyyü ism-i mevsūldür, yani “İçlerinden O’na en yakın olanları dahi O’na yaklaşmaya çalışırlar; nerede kaldı yakın olmayanlar!” anlamındadır. Ya da “vesile umarlar” ifadesi “gayret ederler” mânasını ihtiva eder ki bu durumda sanki “Hangisi Allah’a daha yakın olacak diye gayret ederler ki bu da daha fazla ibadet, hayır ve iyilikle olur. Yine onlar tıpkı Allah’ın diğer kulları gibi hem korkar hem de ümit ederler. O halde onların ilah olduğunu nasıl iddia edebiliyorlar!?” denilmiştir. “Senin Rabbinin azabı gerçekten ‘sakınılmaya değer’dir!” Değil sıradan insanlar, melek-i mukarreb de olsa, nebiyy-i mürsel de olsa ondan korkup sakınması gerekir.
Aşağıda Tefsirlerden ilgili bölümlerin ekran görüntüleri bulunmaktadır:







