48. Şüphesiz ki Allah kendisine ortak koşulmasını bağışlamaz; bundan başkasını, (diğer günahları) dilediği (layık olan) kimse için bağışlar. Allah’a ortak koşan kişi büyük bir günah(la) iftira etmiş olur.
116. Şüphesiz ki Allah kendisine ortak koşulmasını bağışlamaz; bundan başkasını, (diğer günahları) dilediği (layık olan) kimse için bağışlar. Allah’a ortak koşan kimse, elbette uzak bir sapkınlığa düşmüş (demek)tir.
Allah şirki kendisi için yasaklamamıştır. Allah şirkten ne zarar görecek ki? Peki, Allah şirki niye yasaklamıştır? İnsan için yasaklamıştır, insana en büyük zulümdür de ondan.
13. Hani Lokman, oğluna öğüt vererek “Ey yavrucuğum! Allah’a sakın ortak koşma! Şüphesiz ki şirk büyük bir zulümdür.” demişti.
Şirk insanın iç dünyasını çökertir, insanı insanlıktan çıkarır. İnsanın özgürlüğünü yok eder. Artık aklınızı birine kiraya vermek istersiniz. Her müşrik aklını kiraya verecek birini arar. Her müşrik üsttekini firavun ilan eder; alttakinin firavunu olur. Her müşrik ya köle olur yada kendisine köle edinir. Özgürlüğü öğüten bir değirmendir şirk. Onun için o insan artık insan olamaz, birey olamaz, şahsiyet olamaz, fert olamaz. O tükenir, biter. O insan, insan olamaz artık. Bunun sonucunda da köleler ve sahipler düzeni ile adaletsiz, cahilliğin artmasıyla daha çok sömürülen ve sonucunda da zulmün egemen olduğu bir dünya gelir.
Şirk özgürlüğü yok eder dedik. Şirk sorumluluk duygunuzu da yok eden bir şeydir. Artık sorumluluk hissetmemeye başlarsınız. Niye? “Falanın arkasına düştüm, beni o kurtaracak!” dersiniz. Allah ile aranıza bir aracı koyarsınız. Artık o aracıdır. Hiçbir şeyden sorumlu olmayacağınızı düşünürsünüz. O nereden gidiyorsa siz de oradan gitmekle kurtulacağınızı zannedersiniz. Yani aslında insanlığınızı, ruhunuzu kiralarsınız. Satıştır bu, kişinin kendisini satmasıdır. Tabiki bunun karşılığında da benliğinizi satın alanlar da kendi düzenlerini cahillik, sömürü ve zulümle sağlarlar.
Şirkin zulümle ilişkisi ise üzerinde en çok durulması gereken ilişkilerden biridir. Kur’an, şirki ‘büyük bir zulüm’ olarak nitelemiş, böylece, dolaylı yoldan, bütün zulümlerin şirkin ürünü veya doğrudan şirk olduğuna vurgu yapmıştır. Tek ve en büyük düşman, zulümdür, şu veya bu yabancı teoloji veya din değil. Kur’an, hiçbir inancı düşman ilan etmemiştir. Düşman ilan edilen, sadece zulümdür:
193. Fitne (zulüm ve işkence) kalmayıncaya ve kulluk da yalnızca Allah için oluncaya kadar onlarla (saldıranlarla) savaşın! Vazgeçerlerse zalimlerden başkasına düşmanlık yoktur.
Zulüm, Kur’an’da, türevleri ile birlikte 300’e yakın yerde geçer. Işıksızlık anlamındaki zulmetle aynı kökten gelen zulüm kelimesi Kur’an bünyesinde küfür, şirk, kötülük, baskı, işkence, haksızlık anlamlarında kullanılmıştır. Dil bilginleri ve müfessirlerin büyük çoğunluğu zulmün Kur’an terminolojisindeki anlamını şöyle vermektedirler: “Bir şeyi ait olduğu yerin dışında bir yere koymak” (Râgıp, zulüm mad.) Bundan da anlaşılır ki zulüm, varlık düzeninde yozlaşma ve yabancılaşmaya sebep olmaktadır. Ve bu anlamda en büyük zalim, insandır. Çünkü yaradılış düzenini ve tabiattaki denge ve ahengi bozan tek varlık, insandır. Nitekim, Kur’an, insanın kötülüklerinden şikâyetçi olan melekleri konuştururken onun iki tipik kötülüğüne parmak bastırır: Bozgunculuk, kan dökücülük. (2/30). Ahzâb suresi 72. ayette ise insanın iki tipik noksanlığı olarak bilgisizlik ve zalimliğe yer verilir
Kur’an açık bir şekilde göstermektedir ki, bütün zulümler insan elinin ürünüdür. Allah en küçük anlamda bile zulmetmez. (bk. 4/40; 10/44; 18/49). Yaratıcı düzen bozulmadan korunduğu sürece zulüm asla söz konusu olmaz, (bk. 14/34; 3/182; 8/51; 22/10; 50/29)
Zulmü meydana getiren, ‘şeyleri ait oldukları yerlerin dışına koymak’ bazen mekân, bazen de zamanla ilgili olabilir. O halde, zulüm, eksiklikten doğabileceği gibi, fazlalıktan da doğabilir. Mesela, faiz ve israf birer zulüm olarak bazı insanlarda eksilme, bazılarında artma vücûda getirmektedir. Bir kısım insanların gereğinden fazlaya sahip Olmaları yahut gereğinden fazlayı harcamaları, diğer bazılarının gereğinden azını elde etmeleri sonucunu verecektir ki, bu tam bir zulümdür.
Zulmün karşıtı adalettir ki, o da ‘her şeyi yerli yerinde yapmak, yerli yerine koymak’ anlamındadır.
Kur’an ’daki zulüm kavramı aynı anda şirk olan üç olumsuzluk ifade etmektedir.
1. Yönetimde despotizm,
2. Emperyalizm (sömürü ve istila),
3. Cehalet (akıl ve ilim düşmanlığı).
Zulmün kelime anlamında hem despotizm hem istila hem de karanlık var. Karanlık, Kur’an dilinde cehaletin öteki adıdır. Kur’an’ın kelam mucizesi, onun bütün düşmanlarını bir tek kelimeyle ifade etmesine imkân vermiştir. O kelime, zulümdür. Zulüm hem akıl düşmanlığının hem de hak ve adalet düşmanlığının adı olmuştur.
01-Şirk neden Allah’ın Affetmediği Tek Günahtır?
03-Allah'ın Merhametinden Ümit Kesilmez....
04-Çoğunluğun Doğru Olduğunu Sanmak...
05-Şeyhlere-Hocalara Rab demeye Gerek Yok...
06-Gayb Yanlızca Allah'a Aittir...
07-Ahkaf 5.Ayette Gizlenen Şirk...
08-Tevbe ve İstiğfar Nedir? Kime Tevbe edilir?
09-Ölüden Yardım İstemeye Getirilen Delil...
10-Vesile edinmek nasıl olur? Tevessül nedir?
11-Şefaat Nedir? Kim Şefaat edebilir?
12-Peygamberin Sünneti mi? Allah'ın Sünneti mi?
15-Peygamberin Hevasından Konuşmadığı Şey nedir?
16-Yüzü Suyu Hürmetine Dua Edilir mi?
17-Kur'an'ın Öğrettiği Şirk Bulaşmamış Dualar...
18-Peygamber Sevgisi Nasıl Olmalı?
19-Alemlere Rahmet Olmanın Anlamı...
20-Sıddıklarla Beraber Olmanın Anlamı...
21-Keramet Nedir? Kimler Keramet Sahibidir?
22-İlm-i Ledun yada İlm-i Batın nedir? Hızır insan mı Melek mi?