3. Rabbinizden size indirilene (Kur’an’a) uyun! O’nun peşi sıra (onu bırakıp da) başka dostlara(evliya) uymayın! Ne kadar da azınız (gerçeği) hatırlıyor!
Dost şeklinde çevrilen kelime “evliya”yı irdeleyelim.
Velî kelimesi tekil ve çoğulu "evliya" halinde 80 küsur ayette kullanılmıştır. Velî sözcüğünün esas kökü, Râgib El-İsfahânî'nin Kur’an Terimleri sözlüğü Müfredat eserinde ifade ettiği gibi, 'vela' kelimesidir. Vela ve velayet mekân, zaman, din, inanç ve nispette yakınlık anlamındadır. Etimolojik gelişimi içinde bu kelime yardım, işini üstlenme, destek verme anlamlarını kazanmıştır. Veli (çoğulu evliya) ve mevla (mevâlî) kelimeleri aynı kökten türemiş olup dost, yardımcı, destekçi anlamlarındadır.
11. Bu, Allah’ın inananların yardımcısı(mevlası) olmasından dolayıdır. Kâfirlere gelince, onların yardımcıları(mevlası) yoktur.
Aynı kökten gelen mevla (çoğulu: mevâlî), köle âzadlayan ve âzadlanan köle anlamlarına geldiği gibi velî ve efendi anlamlarına da gelir. Ancak, Râgıb'ın da belirttiği gibi, Kur'an, velî kelimesini Allah ve kulun ortak sıfatı olarak kullanmasına karşın, mevla sıfatını yalnız Allah için kullanır. Allah'ı müminlerin biricik mevlası olarak gösteren ayet sayısı 20 civarındadır. Başka bir deyimle, mümin Allah'ın, Allah da müminin velisi olabilir ama mevla olmak yalnız Allah'a özgüdür.
Allah'ın, Esmâul Hüsna'da yer alan sıfatlarından biri de el-Velî'dir. Veliliğin en mükemmel ve ölümsüz temsilcisi, Allah'tır.
257. Allah iman etmiş olanların dostudur; onları karanlıklardan aydınlığa çıkarır.
Kâfir olanlara gelince, onların dostları Tağut’tur (azgınlık edendir); onları aydınlıktan karanlıklara çıkarırlar (gömerler). İşte bunlar ateş halkıdır. Onlar orada ebedî kalıcıdır.
68. İnsanların İbrahim’e en yakın olanı, ona uyanlar, şu peygamber (Muhammed) ve (ona) iman edenlerdir. Allah müminlerin dostudur.
196. (De ki:) “Şüphesiz ki benim dostum, iyileri sahiplenen (koruyan) ve o kitabı (Kur’an’ı) indiren Allah’tır.
26. De ki: “Ne kadar kaldıklarını Allah gayet iyi bilendir. Göklerin ve yerin gizli bilgisi yalnızca O’na aittir. O’nun görmesi de duyması da ne muhteşemdir! Onların (insanların) O’ndan başka bir dostu yoktur. O kendi hükmüne hiç kimseyi ortak etmez.”
28. O, (insanlar) umutlarını kestikten sonra yağmuru indiren, rahmetini her tarafa yayandır. O dosttur, övülmeye layık olandır.
14. De ki: “Gökleri ve yeri yoktan var eden, yedirdiği hâlde yedirilmeyen (buna ihtiyacı olmayan) Allah’tan başkasını mı dost edinecekmişim!” De ki: “Bana müslüman olanların ilki (öncüsü) olmam emredildi.” ve “Sakın müşriklerden olma!” (dendi).
101. Rabbim! Elbette otoriteden bana (bir pay) verdin ve bana (rüyada görülen) olayların yorumundan da bir kısmını öğrettin. Göklerin ve yerin yoktan yaratanı!
Sen dünyada da ahirette de benim dostumsun. Beni müslüman olarak vefat ettir ve beni iyilere kat!”
9. Yoksa onlar, Allah’ın peşi sıra dostlar mı edindiler! (Oysa) Allah -işte O- gerçek dosttur. O ölüleri diriltecektir; O her şeye gücü yetendir.
45. Allah düşmanlarınızı çok iyi bilendir. Dost olarak Allah yeter; yardımcı olarak da Allah yeter.
127. Rableri katında onlara barış yurdu (cennet) vardır. Yapmış oldukları (güzel) işler sebebiyle O, onların dostudur.
19. Şüphesiz ki onlar Allah’tan (gelecek olanda) senden hiçbir şey gideremezler. Şüphesiz ki zalimler birbirlerinin dostlarıdır; Allah da muttakîlerin (duyarlı olanların) dostudur.
62. Dikkat edin! Allah’ın dostlarına korku yoktur; onlar üzülmeyecek de.
63. Onlar, iman edip takvâlı (duyarlı) olanlardır.
64. Dünya hayatında da ahirette de müjde onlarındır. Allah’ın sözlerinde asla değişme yoktur. Asıl büyük kurtuluş işte budur.
55. Sizin dostunuz yalnızca Allah, Elçisi ve boyun eğerek namazı kılan ve zekâtı veren müminlerdir.
56. Kim Allah’ı, Elçisini ve iman edenleri dost edinirse, galip gelecek olanlar şüphesiz ki yalnızca Allah’ın tarafında olanlardır.
71. Mümin erkeklerle mümin kadınlar birbirlerinin dostudurlar.
(Birbirlerine) iyiliği emreder (öğütler), kötülükten engeller (sakındırır); namazı kılar, zekâtı verir; Allah’a ve Elçisine itaat ederler. İşte Allah onlara merhamet edecektir. Şüphesiz ki Allah güçlüdür, doğru hüküm verendir.
31-32. (Melekler şöyle derler): “Biz dünya hayatında da ahirette de sizin dostlarınızız. Orada, çok bağışlayan, çok merhametli olan (Allah)’tan bir ikram olarak sizin için canlarınızın çektiği her şey vardır ve istediğiniz her şey orada sizin için (hazırlanmış olacak)tır.”
Şeytan evliyası (evliyau’ş-şeytan) daha çok, korku salarak iş görür. Bu korkunun, ahiret, cehennem tehditlerinden oluştuğunu kitleler artık bilmektedir. Bu korku salınarak, insanlar birtakım 'kurtarıcılar'a, aracılara, şefaatçılara (tabirler Kur'an'ındır) ihtiyaç duyan yapay psikolojinin içine itilir. Bunun ardından kurtarıcıların kurtarma karşılığı alacakları komisyonlar sıralanır. Bu böyle olduğu içindir ki bu noktaya değinen ayetin sonunda bundan kurtulmanın yolu, Allah’tan başka korkulacak bir kudretin olmadığını bilmektir denmektedir.
175. İşte o şeytan ancak kendi dostlarıyla (onların adını kullanarak) sizi korkutmaya çalışır.
İman etmişseniz onlardan korkmayın, benden korkun!
Aşağıdaki ayette şirke batmanın şeytan evliyasına itaat etmenin sonucu olduğunu göstererek şirkin şeytancılık dini olduğuna daha açık şekilde dikkat çekmektedir.
121. Üzerine Allah’ın adı anılmayan (hayvan)lardan yemeyin! Şüphesiz ki o elbette yoldan çıkmaktır. Şüphesiz ki şeytanlar, dostlarına sizinle mücadele etmeleri için vahyeder (fısıldar)lar. Onlara uyarsanız siz de müşrik olursunuz.
Aşağıdaki ayette geçen Hz. İbrahim’in Babası Âzer’in şeytana tapan biri olmadığı tartışmasızdır. O, bir müşrikti, Allah’ın yanında yedek ilahlar ediniyordu. Onun bu eylemi ‘şeytana tapmak’ olarak nitelendirilmek sûretiyle, Kur’an açısından şeytana tapmanın esas anlamının şirke düşmek olduğu vurgulanmıştır.
45. Ey babacığım! Rahmân’dan sana azap dokunup da şeytanın dostu (velisi) olmandan korkuyorum.”
Yine muhteşem bir ayetle bir önceki konuda anlatmış olduğumuz "min dunillah" yani "peşi sıra" gerçeği tekrardan insanların gözüne sokulurken Allah'ın peşi sıra dostlar (evliyâe) ifadesiyle bunların şeytanın ta kendisi olduklarına vurgu yapılmıştır.
30. Bir kısmı(nız)ı doğru yola ulaştırmış olarak, bir kısmı(nız) hakkında da sapkınlık gerçekleşmiş olarak (O’na döneceksiniz). Şüphesiz ki onlar, kendilerinin doğru yolda olduğunu sanarak Allah’ın peşi sıra şeytanları kendilerine dostlar edinmişlerdi.
50. Hani meleklere “Âdem için (Allah’a) secde edin!” demiştik. Onlar da hemen secde etmişlerdi. İblis hariç. (Zaten o) cinlerdendi ve Rabbinin emrinden dışarı çıkmıştı. (Şimdi siz) benim peşim sıra onu ve onun soyunu mu dostlar(evliya) ediniyorsunuz? Oysa onlar sizin için düşmandır. Zalimler için bu ne kötü bir değişimdir!
63. Allah’a yemin olsun: Senden önceki ümmetlere de (elçi) göndermişizdir. (Fakat) şeytan onlara işlerini süslü göstermişti. İşte o (şeytan), bugün onların dostudur(velisidir); onlar için elem verici bir azap vardır.
Aşağıdaki ayetlerde de Allah’ın peşi sıra dostlar (veli-evliya) edinmememiz gerektiği anlatılıyor.
41. Allah’ın peşi sıra dostlar edinenlerin örneği, yuva edinen dişi örümceğin örneği gibidir.
Şüphesiz ki yuvaların en dayanıksız olanı elbette örümcek yuvasıdır. Keşke bilselerdi!
6. O’nun peşi sıra dostlar edinenleri Allah daima gözetlemektedir. Sen onlar üzerinde asla vekil (güven kaynağı) değilsin.
9. Yoksa onlar, Allah’ın peşi sıra dostlar mı edindiler! (Oysa) Allah -işte O- gerçek dosttur. O ölüleri diriltecektir; O her şeye gücü yetendir.
16. De ki: “Göklerin ve yerin Rabbi kimdir?” (Cevaben de) de ki: “Allah’tır.” De ki: “O’nun peşi sıra kendilerine bile yarar ve zarar verme gücüne sahip olamayan dostlar(evliya) mı edindiniz!” De ki: “Körle gören bir olur mu hiç! Veya karanlıklarla aydınlık eşit olur mu! Yoksa Allah’a O’nun yarattığı gibi (şeyler) yaratan ortaklar buldular da bu yaratma onlar tarafından birbirine benzer mi göründü!” De ki: “Allah her şeyin yaratıcısıdır. O, tektir; ezici güç sahibidir.”
32. (Ancak) kim Allah’ın davetçisine (çağrısına) cevap vermezse, bilsin ki kimse O’nu yeryüzünde elbette aciz bırakamaz ve böylesi kişilerin O’nun peşi sıra dostları da olamaz. İşte onlar apaçık bir sapkınlığın içindedir.”
46. Onların, Allah’ın peşi sıra kendilerine yardım edecek hiçbir dostları yoktur. Allah kimi saptırırsa (sapkınlığını onaylarsa) artık onun için herhangi bir yol yoktur.
51. Umulur ki takvâlı (duyarlı) davranırlar diye kendileri için O’nun peşi sıra hiçbir dost ve şefaatçinin bulunmadığı (mahşer gününde) Rablerinin huzurunda toplanacaklarından korkanları onunla (Kur’an ile) uyar!
Aşağıdaki iki ayette de görüldüğü gibi Allah’ın peşi sıra saydıkları varlıklarla Allah’a yaklaşmak için şefaati kullanıyorlar.
3. Dikkat edin! Arı duru din yalnızca Allah’a aittir. O’nun peşi sıra dostlar edinenler “Onlara, bizi yalnızca Allah’a biraz daha yaklaştırsınlar diye kulluk ediyoruz!” (derler). Şüphesiz ki Allah ayrılığa düştükleri şeyler (konusun)da aralarında hüküm verecektir. Şüphesiz ki Allah yalancı ve inkârcı kimseyi doğru yola ulaştırmaz.
18. Onlar Allah’ın peşi sıra kendilerine zarar da yarar da sağlamayacak şeylere tapıyorlar ve “Bunlar, Allah katında bizim şefaatçilerimizdir.” diyorlar. De ki: “Siz Allah’a göklerde ve yerde bilemeyeceği bir şeyi mi bildiriyorsunuz! O, onların ortak koştuklarından yüce ve uzaktır.”
Halbuki Allah ile kul arasında herhangi bir mesafeden söz edilemez ki, yaklaştırıcıya veya şefaatçıya ihtiyaç duyulsun. Ara yoktur ki aracılara ihtiyaç duyulsun. Şirkin ‘yaklaştırma’ iddiası, temelden tutarsız olduğu gibi, bizzat kendisi bir şirk itirafıdır. Allah’ın, kulundan ayrı ve uzak olduğunu iddia etmek de şirktir. Aşağıdaki 2 ayet, yukarıdaki 2 ayetteki sözlere cevap niteliğindedir.
16. Yemin olsun ki insanı biz yarattık. Nefsinin ona neler fısıldadığını bilmekteyiz.
Biz ona şah damarından daha yakınız.
84. O zaman siz (ölmekte olan kişiye) bakar durursunuz.
85. Biz ona sizden daha yakınız fakat siz göremezsiniz.
24. Ey iman edenler! Size hayat verecek şeylere sizi çağırdığı zaman, Allah’a ve Elçisine (çağrısına) cevap verin!
Bilin ki Allah, kişi ile kalbi arasına girer ve siz şüphesiz ki O’nun huzurunda toplanacaksınız.
186. Kullarım sana benden sorduğunda (onlara de ki): “Ben (kendilerine) çok yakınım. Bana dua ettiği zaman, dua edenin çağrısına cevap veririm. (Kullarım) benim davetime uysunlar ve bana inansınlar ki doğru yolu bulabilsinler!”
(Bu ayette dikkat çekilecek husus şudur ki: "Kullar elçiye Allah'ı sorduğunda cevabı Allah bizzat kendisi "Ben çok yakınım" diyerek vermektedir. Kendi elçisine bile "deki" dememiştir. Kullanılan mealde ayetin anlaşılması için parantez içinde verilmiştir ama "onlara de ki" kelimeleri ayette bulunmamaktadır. Kelimelerin olmadığını bu linkteki detaylı incelemeden de görebilirsiniz)
61. Semûd (kavmine) de kardeşleri Salih’i (göndermiştik). “Ey kavmim! Allah’a kulluk edin! Sizin için O’ndan başka ilah yoktur. O sizi yerden (topraktan) yaratmış ve sizi orada yaşatmıştı. O’ndan bağışlanma dileyin; sonra da O’na tevbe edin! Şüphesiz ki Rabbim (kullarına) yakındır; (dualarına) karşılık verendir.” demişti.
7. Göklerde ve yerde olanları Allah’ın bildiğini görmüyor musun? Üç kişinin gizli konuştuğu (yerde) dördüncüsü mutlaka O’dur. Beş kişinin gizli konuştuğu (yerde) altıncısı mutlaka O’dur. Bunlardan daha az veya daha çok olsunlar, nerede olurlarsa olsunlar mutlaka O onlarla beraberdir. Sonra kıyamet günü (dünyada) yaptıklarını onlara bildirecektir. Şüphesiz ki Allah her şeyi bilendir.
Zümer 44. Ayet
44. De ki: “Şefaat tamamen ve yalnızca Allah’a aittir.
Göklerin ve yerin otoritesi yalnızca O’na aittir. Sonra da yalnızca O’na döndürüleceksiniz.”
Aşağıdaki ayetlerde insanın yanlış tutumuna Hz. Peygamber’in veya herhangi bir insanın değil, bizzat Yüce Allah’ın cevap vereceği, onunla bizzat O’nun ilgileneceği ile ilgilidir. Allah ile kul arasına girmeye kalkmanın hiçbir gerekçesi olamayacağı ilan edilmiştir.
11. Tek başıma yarattığımla beni baş başa bırak!
44. Bu sözü (Kur’an’ı) yalanlayanı bana bırak!
Biz onları bilemedikleri bir şekilde yavaş yavaş helake sürükleyeceğiz.
11. Nimet sahibi (olan) o yalanlayıcıları bana bırak; onlara biraz zaman tanı!
Kur’an, Allah’ın temel sıfatlarından (niteliklerinden) birini de Kayyûm olarak belirlemiştir. Kayyûm, kendine yeten, varlık ve tasarrufunda kendisi dışında hiçbir şeye muhtaç olmayan ama diğer şeylerin tümü kendisine muhtaç olan varlık demektir. İşte bu kayyûmiyet, her şeyden önce Allah’ın yarattığı ve şah damarından daha yakınına oturduğu insanla temas ve diyaloğunda başkalarına ihtiyaç duymaz. Böyle bir ihtiyaç, kayyûmiyet niteliğini işlevsiz kılar.
Kur’an, günahta veraset ve intikal kabul etmez. Günahların kişiselliği esastır. Günahı işleyen kimse, ceza faturasını o öder. Af mekanizması ise Allah’ın elinde bir mekanizmadır. Bir başka varlık, bu mekanizmayı işleterek günahları affettiremez. Örneğin, Hz. Muhammed’e böyle bir yetki verilmemiştir. Gel gör ki, Hz. Muhammed’e bile verilmeyen bu yetki, tarih boyunca binlerce şeytan evliyası tarafından fütursuzca kullanılmıştır.
7. İnkâr ederseniz, şüphesiz ki Allah size muhtaç değildir. O, kullarının küfrüne razı olmaz. Şükrederseniz sizden bunu kabul eder. Hiçbir (günah) yüklüsü başkasının (günah) yükünü yüklenemez. Sonunda dönüşünüz sadece Rabbinizedir ve O, yaptığınız şeyleri size bildirecektir. Şüphesiz ki O, göğüslerin (kalplerin) özünü bilendir.
164. De ki: “O, her şeyin Rabbiyken ben Allah’tan başka rab mı arayacakmışım!” Herkesin kazanacağı (kötülük) yalnız kendi aleyhinedir. Hiçbir (günah) yüklüsü, başkasının (günah) yükünü yüklenemez.Sonunda dönüşünüz sadece Rabbinizedir ve O, anlaşmazlığa (çelişkiye) düşmüş olduğunuz şeyleri size bildirecektir.
15. Kim doğru yola gelirse, sadece kendisi için gelmiş olur; kim de saparsa, sadece kendi aleyhine sapmış olur. Hiçbir (günah) yüklüsü, başkasının (günah) yükünü yüklenemez. Biz bir elçi gönderinceye kadar (kimseye) azap ediciler değiliz.
18. Hiçbir (günah) yüklüsü, başkasının (günah) yükünü yüklenemez. (Günah) yükü ağır olan kişi, yükünü taşımaya -yakını bile olsa- (başkasını) yardıma çağırsa, yükünden hiçbir zerresi taşınamaz. Sen sadece yalnızken Rablerine saygı duyanları ve namazı kılanları uyarabilirsin. Arın(maya çalış)an kişi, sadece kendisi için arınmış olur. Dönüş yalnızca Allah’adır.
38. Hiçbir (günah) yüklüsü, başkasının (günah) yükünü yüklenemez.
141. Onlar bir ümmetti, elbette gelip geçti(ler). Onların kazandıkları kendilerinin, sizin kazandıklarınız sizindir. Siz onların yaptıklarından sorguya çekilmezsiniz.
134. Onlar bir ümmetti, elbette gelip geçti(ler). Onların kazandıkları kendilerinin, sizin kazandıklarınız sizindir. Siz onların yaptıklarından sorguya çekilmezsiniz.
272. Onların hidayeti senin üzerine (bir görev) değildir. Zira Allah dileyeni (layık gördüğünü) doğru yola ulaştırır. Her ne iyilik infak ederseniz kendiniz içindir. Yalnızca Allah rızası için infak edeceksiniz. Her ne iyilik infak ederseniz, size (karşılığı) tastamam verilecektir ve haksızlığa uğratılmayacaksınız.
286. Allah hiçbir canı gücünün yetmeyeceği şeyle sorumlu tutmaz.
(Herkesin) kazandığı (iyilik) kendi lehine, kazandığı (kötülük) de kendi aleyhinedir. “Rabbimiz! Unutur veya hataya düşersek bizi sorumlu tutma! Rabbimiz! Bizden öncekilere yüklediğin gibi bize de ağır yük yükleme! Rabbimiz! Bize gücümüzün yetmediği şeyler yükleme! Bizi affet! Bizi bağışla! Bize merhamet et! Sen bizim mevlamızsın (efendimizsin)! kâfirler topluluğuna karşı bize yardım et!”
33. Ey insanlar! Rabbinize karşı takvâlı (duyarlı) olun! Hiçbir babanın evladı, hiçbir evladın da babası adına hiçbir şey gideremeyeceği günden çekinin! Şüphesiz ki Allah’ın vaadi gerçektir. Dünya hayatı sakın sizi aldatmasın ve o çok aldatıcı (şeytan sakın) sizi Allah ile aldatmasın!
Kur’an’da sadece aşağıdaki ayette geçen "sâdetenâ" ifadesi “önderlerimiz”, “liderlerimiz” demektir. Burada geçen sâdeh sözcüğü seyyid kelimesinin çoğuludur. Kur’an’da sadece burada geçen küberâenâ ifadesi ise “büyüklerimiz”, “ileri gelenlerimiz” anlamını vermektedir. Şirk, inkar ve küfürde efendilerine ve büyüklerine itaat edenler, onların kendilerini saptırdığını Yüce Allah’ın huzurunda şikayete konu edineceklerdir.
67. (İnkârcılar) “Rabbimiz! Biz, liderlerimize ve büyüklerimize itaat ettik (ama) onlar bizi yoldan saptırdılar.
68. Rabbimiz! Onlara iki kat azap ver ve onlara büyük (bir şekilde) lanet et!” demiş (olacaklar)dır.
Kur’ân’da sadece aşağıdaki âyette geçen "istehaffe" fiili “küçümsemek”, “ahmaklaştırmak”, “etki altına almak”, “hafife almak”, “akıllarını çelmek”, “tahkir etmek”, “korkutmak” gibi anlamlar içermektedir. Kelimenin bu anlam dünyasından da anlaşılacağı gibi, Firavun bu türden sözlerini bir baskı aracı olarak kullanmış, onları kendisine itaate mecbur bırakmıştı; sonuçta onlar da Firavun’un isteğine boyun eğmiş, fâsık bir toplum olmuşlardı. Firavunların horlayıp ezmesi ile toplumun ona itaati arasında bağlantı vardır. O itaat olmasaydı bu horlayıp ezme de olmayacaktı.
Firavunun horlayıp ezmesine isyan yerine itaatle karşılık verilmesi, Allah’ı öfkelendirmiş, bunu yapan kitleden intikam alma kararına vardırmıştır.
54. (Firavun) kavmini küçümsemiş, onlar da kendisine boyun eğmişti. Şüphesiz ki onlar, yoldan çıkmış bir toplumdu.
55. Böylece bizi öfkelendirdiklerinde onlardan intikam almış, hepsini (denizde) boğmuştuk.
59. İşte şu, Âd (kavmi)dir: Rablerinin ayetlerini inkâr etmişler, (Allah’ın) elçilerine asi olmuşlar ve inatçı her zorbanın emrine uymuşlardı.