Akletmek, aklı çalıştırmak, akıllı davranmak, eşya ve olaylara akılla yaklaşmak anlamlarındaki taakkul, akıl kelimesinden türeyen bir sözcüktür.
Kur'an, akıl kelimesinden türeyen fiilleri 49 yerde kullandığı halde akıl kelimesini isim olarak hiç kullanmamıştır.
Bu, mucize mesajlardan biridir. Kur’an, aklın varlığını yeterli görmem, aklın çalıştırılmasını ve kullanılmasını isterim demektedir.
Râgıb el-Isfahanî, aklı şöyle tanımlıyor: İlmi kabul etmeye hazır olan güce denir. Bu güç ile insanın elde ettiği ilme عَقْل akıl denir.
Kur'an akıl ile ilim arasındaki bağlantıyı şöyle iletmektedir:
43. İşte biz şu örnekleri insanlar için veriyoruz; onları (gerçeği) bilenlerden başkası akıl etmez.
Peygamberlere gelen vahyin, onların hitap ettikleri toplumun diliyle gelmesi kelamın akledilebilmesi içindir.
3. Şüphesiz biz akıl edesiniz diye onu Arapça bir Kur’an kıldık.
4. (Allah’ın emirlerini) onlara açıklasın diye her elçiyi yalnız kendi kavminin diliyle gönderdik.
Allah dileyeni (layık gördüğünü) saptırır, dileyeni (layık gördüğünü) de doğru yola ulaştırır. O güçlüdür, doğru hüküm verendir.
Kur'an tüm ayetlerinin gereğince okunup anlaşılması için aklı işletmenin kaçınılmazlığına dikkat çekmektedir.
242. Allah akıl edesiniz diye ayetlerini size işte böyle açıklıyor.
118. Ey iman edenler! Kendi dışınızdakileri sırdaş edinmeyin! Onlar size kötülük etmekten asla geri durmaz, hep sıkıntıya düşmenizi isterler. Kin ve düşmanlıkları ağızlarından (sözlerinden) elbette belli olmaktadır. Kalplerinde sakladıkları (düşmanlıkları) ise daha büyüktür. Akıl ediyorsanız, ayetlerimizi elbette size açıkladık.
61. Görme engelliye zorluk yoktur; topala zorluk yoktur; hastaya da zorluk yoktur. Sizin için kendi evlerinizden veya babalarınızın evlerinden veya annelerinizin evlerinden veya erkek kardeşlerinizin evlerinden veya kız kardeşlerinizin evlerinden veya amcalarınızın evlerinden veya halalarınızın evlerinden veya dayılarınızın evlerinden veya teyzelerinizin evlerinden veya anahtarlarına sahip olduğunuz (yerler)den veya dostlarınızın evlerinden yemenizde (sakınca yoktur). Toplu hâlde veya ayrı ayrı yemenizde de sakınca yoktur. Evlere girdiğiniz zaman Allah tarafından bir esenlik, bereket, iyilik dileği olarak kendinize (evdekilere) selam verin! Allah akıl edesiniz diye ayetleri size işte böyle açıklıyor.
17. Bilin ki ölümünden sonra yeri canlandıran şüphesiz ki Allah’tır. Akıl edesiniz diye ayetleri size elbette açıkladık.,
28. (Allah) size kendinizden şöyle bir örnek vermektedir: Sahibi olduğunuz köleler içinde, size verdiğimiz rızıklarda –birbirinizden çekindiğiniz gibi kendilerinden çekineceğiniz için sizinle eşit (haklara sahip)– ortaklarınız var mı? Akıl eden bir toplum için ayetleri işte böyle.açıklıyoruz
Aklı işletmek, insanla hayvanın ayırıcı özelliklerinin de ilkidir. Eğer insan, yaradılışının hakkını verip aklını işletmez ise sadece hayvanlaşmakla kalmaz, hayvanların en kötüsü durumuna düşer:
22. Şüphesiz ki Allah katında canlıların en kötüsü, akıl etmeyen dilsizlerdir, sağırlardır.
Yukarıdaki ayette muhatap hayvanlar değil, aklı olduğu halde işletmeyen, daha doğrusu, dilinin ve kulağının hakkını akıllı bir varlığa yakışır biçimde vermeyen insanlardır.
44. Yoksa sen onların çoğunun gerçeği dinleyeceğini veya aklını kullanacağını mı sanıyorsun! Onlar hayvanlar (diğer canlılar) gibidir; hatta yol bakımından daha şaşkındırlar.
İşletilen akıl imanı davet ederken, faal olmayan yani doğru işletilmeyen akıl da sahibinin üzerine şirk, küfür, inkâr ve nifak gibi inanç bozuklukları, yani manevi pislikler yağmasına neden olur.
100. Allah’ın izni olmadan kimse inanamaz. Akıllarını kullanmayanlara pislik verir (yağdırır).
Aklını kullanmayanlara verilecek pislik olarak çevrilen kelimenin الرِّجْسَ “rricse” kullanıldığı diğer bir ayete baktığımızda “Aklını kullanmayanlar” ne yazık ki “Allah’a inanmayanlarla” aynı şekilde pislik verilerek cezalandırılıyorlar. Buradan Allah nezdinde aklı kullanmanın ne kadar önemli olduğunu da çıkarmak mümkündür.
125. Allah kimi doğru yola ulaştırmak isterse onun göğsünü İslam’a açar. Kimi de saptırmak isterse (sapkınlıkta bıraktığı o kişinin) göğsünü sanki göğe çıkıyormuş gibi iyice daraltıp sıkıştırır. Allah inanmayanların üstüne işte böyle pislik verir.
Aklı çalıştırmamanın sonucu olan cehalet, gözler üzerinde perde, kalp üzerinde örtü, kulaklarda işitmeye engel bir ağırlıktır. Ve Kur'ansal gerçekleri anlamak, işte bu perde, örtü ve ağırlıklardan arınmış olanların nasibidir.
170. Onlara (müşriklere) “Allah’ın indirdiğine uyun!” dendiği zaman, onlar “Hayır! Biz atalarımızı üzerinde bulduğumuz (yol)a uyarız.” dediler. Ataları hiçbir şey akıl etmemiş, doğruyu bulamamış olsalar da mı?
171. Kâfir olanların durumu, (çobanın) bağırıp çağırmasından başka bir şey duymayan (hayvanlar)a haykıranın durumuna benzer. (Onlar gerçeğe karşı) sağırdır, dilsizdir, kördür; onlar akıl da etmezler.
42. Onlardan seni dinleyenler vardır. Fakat kendileri akıl etmiyorlarsa sağırlara sen mi duyuracaksın?
14. Onlar, korunaklı şehirlerde veya duvarlar (siperler) arkasında bulunmadan sizinle toplu hâlde savaşamazlar. Kendi aralarındaki savaşları ise şiddetlidir. Sen onları derli toplu sanırsın, (oysa) kalpleri darmadağındır. Bunun sebebi, onların akıl etmeyen bir topluluk oluşlarıdır.
63. Onlara “Gökten su indirip onunla ölümünün ardından yeri canlandıran kimdir?” diye sorsan, mutlaka “Allah” derler. De ki: “Hamd (övgü) Allah içindir; esasında onların çoğu akıl etmezler.”
103. Allah bahîrah, sâibeh, vasîleh ve hâm diye bir şey (haram) kılmamıştır. Fakat kâfir olanlar, Allah’a yalan uydurur. Onların çoğu akıl etmez.
4. Sana odaların arkasından (bağırarak) seslenenlerin çoğu akıl etmezler.
43. Yoksa onlar Allah’ın peşi sıra (başkalarını) şefaatçiler mi edindiler! De ki: “Onlar hiçbir şeye güç yetiremezlerse ve akıl erdiremezlerse de mi?”
46. (İnkârcılar) yeryüzünde hiç dolaşmadılar mı? (Dolaşsalardı) kendileriyle akıl edecek kalpleri veya duyacak kulakları olurdu. (Gerçek şu ki) gözler kör olmaz fakat göğüslerdeki kalpler kör olur.
Aklını kullanılarak insanın, etrafındaki Allah'ın ayetlerinden, delillerinden ve işaretlerinden doğru yolu bulabileceğini de gösteren birçok ayet bulunmaktadır:
28. (Musa ise) “Aklınızı kullanırsanız (anlarsınız ki Allah), doğunun, batının ve ikisi arasında bulunanların da Rabbidir.” demişti.
164. Şüphesiz ki göklerin ve yerin yaratılmasında, gecenin ve gündüzün değişmesinde (birbiri peşine gelişinde), insanlara yarar sağlayan şeylerle (yüklü olarak) denizde yüzüp giden gemilerde, Allah’ın gökten indirip de kendisi sebebiyle ölümünden sonra toprağı canlandırdığı ve orada (yeryüzünde) her çeşit canlıyı yaydığı suda, rüzgârları ve gökle yer arasında emre hazır bulutları yönlendirmesinde akıl eden bir toplum için deliller vardır.
4. Yeryüzünde birbirine komşu kıtalar, üzüm bağları, ekinler, bir kökten ve çeşitli köklerden dallanmış (çatallı ve çatalsız) hurma ağaçları vardır. Bunların hepsi bir su ile sulanır. Yemişlerinde onların bir kısmını bir kısmına farklı kılarız. İşte bunlarda, akıl eden bir toplum için dersler vardır.
5. Gecenin ve gündüzün değişmesinde, Allah’ın gökten indirmiş olduğu rızıkta (yağmurda), ölümünden sonra yeri onunla diriltmesinde ve rüzgârları çevirmesinde (onları türlü türlü estirmesinde) akıl eden toplum için deliller vardır.
12. O, geceyi, gündüzü, Güneş'i ve Ay'ı sizin için emre boyun eğdirmiştir. Yıldızlar da (Allah’ın) emri ile boyun eğdirilmiştir. Şüphesiz ki bunda aklını kullanan bir toplum için deliller vardır.
67. Hurma ve üzümlerin ürünlerinden hem sarhoş edici şeyler hem de güzel gıdalar ediniyorsunuz.
Şüphesiz ki bunda aklını kullanan bir toplum için bir delil vardır.
35. Yemin olsun ki biz aklını kullanacak bir toplum için oradan apaçık bir delil bırakmışızdır.
5. Akıl sahibi için bun(lar)da bir yemin var değil mi?
24. Size korku ve ümit olarak şimşeği göstermesi, gökten su indirip ölümünün ardından yeri (toprağı) onunla diriltmesi de O’nun delillerindendir. Şüphesiz ki bunda akıl eden bir toplum için dersler vardır.
67. Sizi (önce) topraktan, sonra nutfeden (zigottan), sonra ‘alakadan (embriyodan) yaratan, sonra sizi bebek olarak (ana rahminden) çıkaran, sonra yetişkinlik çağınıza ulaşmanız, ardından da ihtiyarlamanız için sizi (yaşatan) O’dur. İçinizden daha önce vefat ettirilenler de vardır ve belirli bir vakte ulaşmanız için (sizi yaşatan da O’dur). Umulur ki akıl edersiniz.
151. De ki:
“Gelin Rabbinizin size neleri saygın kıldığını tilavet edeyim (okuyup aktarayım): O’na hiçbir şeyi ortak koşmayın ve ana babaya iyilik (edin)! Fakirlik korkusuyla çocuklarınızı öldürmeyin; (çünkü) sizi de onları da biz rızıklandırmaktayız. Çirkinliklerin açığına da gizlisine de yaklaşmayın! Allah’ın saygın kıldığı (öldürülmesini yasakladığı) canı haksız yere öldürmeyin! İşte bunlar (Allah’ın) size emrettikleridir. Umulur ki akıl edersiniz.
Aşağıdaki birçok ayette insana "Akıl etmiyor musunuz?" şeklinde hitap edilmektedir. Birçok defa farklı surelerde bu şekilde bir hitabın insana yöneltilmesi aslında bu konuya dikkati çekmek içindir. "Öncekileri takip etmiyor musunuz?" , "Taklit etmiyor musunuz?", "ezberlemiyor musunuz?" vb. şekildeki sorular sorulmamış ama "Akıl etmiyor musunuz?" defalarca vurgulanmıştır.
10. Şüphesiz ki size, içinde (gerçekleri) hatırlamanız (için bilgiler) bulunan bir kitap indirdik. Akıl etmiyor musunuz?
62. Yemin olsun ki (şeytan) sizden pek çok nesli saptırdı; akıl etmediniz mi?
16. De ki: “Allah dileseydi onu size tilavet edemezdim (okuyup aktaramazdım); (Allah da) onu size bildirmezdi. Ben bundan önce bir ömür içinizde kalmıştım. Akıl etmiyor musunuz?”
32. Dünya hayatı bir oyun ve eğlenceden başka bir şey değildir. Ahiret yurdu, takvâlı (duyarlı) olanlar için şüphesiz ki hayırlı olandır. Akıl etmiyor musunuz?
44. (Ey İsrailoğulları)! Kitab’ı (Tevrat’ı) tilavet ettiğiniz (okuyup aktardığınız) hâlde kendinizi unutup iyiliği (başka) insanlara mı emrediyorsunuz! Akıl etmiyor musunuz?
51. Ey kavmim! Buna karşılık sizden ücret istemiyorum. Benim ücretim, beni yoktan yaratandan başkasına ait değildir. Akıl etmiyor musunuz?
60. Size verilen şeyler, dünya hayatının geçimlikleri ve süsüdür. Allah katında olanlar ise hayırlı ve kalıcı olandır. Akıl etmiyor musunuz?
68. Uzun ömür verdiğimizi yaratılışta tersine çeviririz. Akıl etmiyorlar mı?
65. Ey kitap ehli! İbrahim hakkında niçin tartışıyorsunuz? (Oysa) Tevrat ve İncil ondan sonra indirilmişti. Akıl etmiyor musunuz?
67. “Size de Allah’ın peşi sıra tapmakta olduğunuz şeylere de yazıklar olsun! Akıl etmiyor musunuz?”
80. O, yaşatan ve öldürendir. Gecenin ve gündüzün (birbiri ardınca) değişmesi yalnızca O’na aittir. Akıl etmiyor musunuz?
109. Senden önce de şehirlerin halkından kendilerine vahyettiğimiz erkeklerden başkasını (peygamber olarak) göndermedik. Kendilerinden öncekilerin sonunun nasıl olduğunu görmek üzere yeryüzünde hiç mi dolaşmadılar? Ahiret yurdu takvâlı (duyarlı) olanlar için hayırlı olandır. Akıl etmiyor musunuz?
136. Ardından diğerlerini helak etmiştik.
137-138. Siz sabah ve gece onlara (şehirlerine) uğruyorsunuz. Akıl etmiyor musunuz?
169. Onlardan sonra da şu değersiz (dünya) malını alıp, “(Nasıl olsa) bağışlanacağız!”
diyerek Kitab'a (Tevrat’a) mirasçı olan birtakım (kötü) kişiler gelmişti. Onlara, benzer bir menfaat daha gelse onu da alırlardı. (Peki), Allah hakkında gerçek(ler)den başka bir şey söylemeyeceklerine dair kendilerinden Kitap'ta (Tevrat’ta) söz alınmamış mıydı ve onlar (bunu Kitap'ta) okumamışlar mıydı? Ahiret yurdu takvâlı (duyarlı) olanlar için hayırlı olandır. Akıl etmiyor musunuz?
Bir noktada insan akıl edip doğruyu bulsa bile bazı kişiler için (aşağıdaki ayette kitap ehlinden bir grup olarak ifade edilmiş), nefsi başka bir etken olarak onun bu çabasını boşa çıkarabilmektedir.
75. Onların (kitap ehlinin) size inanacaklarını mı umuyorsunuz! Oysa onlardan bir grup, Allah’ın kelamını duyarlar da iyice anladıktan sonra bilerek onu tahrif ederler(di).
Ve son söz olarak Kur’an sadece dinleyerek bir yere varılamayacağını duyulanın anlaşılması için aklın kullanılmasının zorunluluğunu dile getiren muhteşem bir ayetle noktayı koymaktadır.
10. “(Elçileri) dinleseydik yani aklımızı kullansaydık şu alevli ateş halkı arasında olmazdık!” diyeceklerdir.