Sıddıklarla Beraber Olmanın Anlamı Nedir?

 

Tevbe Süresi 119.Ayette geçen Sıddık kelimesiyle tasavvuf ve tarikatlardaki Sıddık sıfatıyla anılan kişilerden bahsedilmediğini ve kastın ne olduğunu ayrıntılı bir şekilde inceleyelim...

 

Sıdk mastarından isim olan Sıddîk, “Çok fazla doğru söyleyendir. Kimisi de hiç yalan konuşmayan demek olduğunu söyler. Kimisi de doğruluğa o kadar fazla alışıp da yalan konuşamayan; kimisi de sözünde ve inancında doğru olan ve pratikte de doğruluğunu ispatlayan anlamında olduğunu söyler.” (Râgıb el-İsfahânî, el-Müfredât, “ṣdḳ” md.)

 

Tevbe 119. Ayet

119. Ey iman edenler! Allah’a karşı takvâlı (duyarlı) olun ve doğrularla birlikte olun!

 

Anlamı gereği yukarıdaki ayette kelime “doğrularla” şeklinde çevrilmiştir. Ayette bahsedilen kişilerin kim olduğunu anlamaya yardımcı olması açısından önceki ayeti okuduğu muzda:

 

Tevbe 118. Ayet

118. (Allah, Tebük Gazvesi’nden) geri bırakılan üç kişinin de (tevbelerini kabul etmişti). Yeryüzü (bütün) genişliğine rağmen onlara dar gelmiş, vicdanları kendilerini sıktıkça sıkmıştı. Allah’tan yine yalnızca Allah’a sığınmaktan başka çare olmadığını anlamışlardı. Sonra tevbe etmeleri (eski düzgün hallerine yönelmeleri) için Allah onların tevbesini kabul etmiştir. Şüphesiz ki yalnızca Allah tevbeyi çok kabul edendir, çok merhametlidir.

 

Prof. Dr. Mehmet Okuyan’ın tefsirinde ayet hakkında şöyle bahsedilmiştir:

 

Yüce Allah, önceki âyette sözünü ettiği üç kişinin tevbelerini kabul ettiğini bildirdikten sonra, bu âyette onların uyarılmasına sebep olan “cihadda Hz. Peygamber’den geri kalmayı yasaklama” bağlamında bir ifade zikrederek muhtemelen şu mesajı vermek istemektedir. “Ey iman edenler, Rasûlüllah (as)’ın emrine muhalefet etme hususunda Yüce Allah’a karşı takvâlı yani duyarlı olun ve savaşlarda doğru olanlarla, yani Rasûl ve onun arkadaşlarıyla birlikte olun; sakın savaştan geri kalanlardan ve münafıklarla birlikte evlerinde oturup kalanlardan olmayın!”

 

İkinci sırada zikredilen وَكُونُوا مَعَ الصَّادِق۪ينَ “Sâdıklarla birlikte olun” emri ise müslüman toplumun fertlerinin birlikteliğini emretmekte, fedakârlıktan kaçınmamak gerektiği gibi, değerler ve prensipler noktasında da onların birbirinden ayrı olmaması gerektiğini hükme bağlamaktadır.

 

Fahreddin Raziden ayetin tefsiri:

 

Bil ki Allah Teâlâ, bu üç kişinin tevbelerini kabul ettiğini bildirince, bahsi geçen şeyi, yani cihadda, Hz. Peygamber (s.a.s)’den geri kalmayı men etme sadedinde bir ifade zikrederek, “Ey iman edenler, Resûlullah’ın emrine muhalefet etme hususunda Allah'tan korkun ve savaşlarda doğru olanlarla, yani Resûl ve ashabı ile birlikte olun, sakın savaştan geri kalanlardan ve münafıklarla birlikte evlerinde oturup kalanlardan olmayın" buyurmuştur. (Tefsir-i Kebir 12.Cilt Sayfa 220)

 

Zemahşeriden ayetin tefsiri:

 

Dürüstlerle beraber ifadesi mine’s-sādıkīn (dürüstlerden) şeklinde de okunmuştur. Bunlar niyet, söz ve amel olarak Allah’ın dininde sadakat sahibi olanlar ya da Allah ve Resûlüne verdikleri sözde ve imanlarında sadakatli olanlardır. Nitekim Allah Teâlâ, “Müminlerden öyle ‘er’ler vardır ki Allah’la yaptıkları ahde sadakat göstermişlerdir.” [Ahzâb 33/23] buyurmuştur. Bunların “o üç kişi” olduğu da söylenmiştir ki bu durumda anlam; “dürüstlük ve sebatları konusunda işbu üç kişi gibi olun” şeklindedir. Burada Ehl-i Kitab’tan iman edenlere hitap edildiği, yani “Muhacirlerle ve ensārîlerle birlikte olun; onlara muvafakat edin, onların yanında yer alın, gösterdikleri dürüstlük ve sebatta onlar gibi olun.” buyrulduğu İbn Abbâs’dan nakledilmiştir. İfadenin, Tebük gazvesine katılmayan tulekā1 ile ilgili olduğu da söylenmiştir. İbn Mes‘ûd’un “Şaka da olsa ciddi de olsa yalan söylemek uygun değildir. İçinizden birinin bir çocuğa bir şey vaat edip sonra onu yerine getirmemesi de doğru değildir, isterseniz ‘Dürüstlerle beraber olun.’ ayetini okuyun. Bakın orada herhangi bir ruhsat var mı?!” dediği nakledilmiştir. (Keşşaf, Cilt 3, Sayfa 210)

 

Taberi’den ayetin tefsiri:

 

Ey iman edenler,Allah’ın emirlerini yerine getirip yasaklarından kaçınarak ondan korkun. Daha dünyada iken Allah’a itaat edenlerden olun ki ahirette de cennete girip doğrularla beraber olasınız. Nafi, Dehhak, Said b. Cübeyr buradaki doğrulardan maksadın, Resulullah, Hz Ebubekir, Hz. Ömer ve diğer sahabiler olduğunu söylemişlerdir. (Taberi Tefsiri, Cilt 4, Sayfa 380)

 

Kurtubi’den ayetin tefsiri:

 

Yüce Allah’n: “Ve sâdıklarla beraber olun” buyruğunda yer alan sadakat ehli kimselerle birlikte olma emri, doğru söylemenin faydalarını gördüğü ve böylelikle onları münafkların konumlarndan uzaklaşmalarına sebep teşkil eden üç kiinin kıssasndan sonra gerçekten güzel bir emirdir.

Burada sözü geçen “mü’minler” ile “sâdklar”dan kastn kimler olduğu hususunda değişik görüşler vardr. Bu buyruğun bütün mü’minlere bir hitab olduğu söylenmiştir. Yani, Allah’ın emirlerine aykırı davranmaktan sakının ve “sâdıklarla beraber olun.” Yani, Peygamber (sav) ile birlikte gazaya çıkanlarla birlikte olun, münafıklarla beraber değil. Yani siz, sâdıkların izledikleri yolu tutun, onlarn gittikleri yoldan gidin.

Bir diğer görüşe göre sâdklardan kasıt, peygamberlerdir. Yani, salih ameller işlemek suretiyle cennette onlarla birlikte olun.

Bir başka görüşe göre sâdıklardan kast, yüce Allah’ın: ‘Yüzlerinizi doğu ve batıya döndürmeniz iyilik demek değildir... Sadakat gösterenler işte bunlardır (el-Bakara, 2/177) buyruğunda kastedilen kimselerdir, denilmiştir.

Bir diğer görüşe göre ise, sâdıklar verdikleri söz ve ahidleri yerine getirenlerdir. Bunun böyle olması ise yüce Allah’ın: “Müminler arasnda Allah’a verdikleri sözde doğrulukla sebat gösteren nice yiğitler vardr.” (el-Ahzab, 33/23)

Bunların Muhacirler olduğu da söylenmitir. Çünkü, Hz. Ebu Bekir halife olarak seçildiği günde şöyle demişti: Şüphesiz Allah bizi “sadıklar” diye adlandırarak: Yurtlarından ve mallarından çıkartılıp uzaklaştırılmış olan... fakir muhacirler içindir. İşte onlar sâdıkların tâ kendileridir. (Haşr 59/8) Sonra da sizleri “Onlardan evvel Medine’yi yurt edinip imana sahip olanlar ise...” (Haşr, 59/9) âyetinde ise, sizleri de felâha erenler, kurtulanlar diye adlandırmıştır. (Ahkami'l Ku'ran, Cilt 8, Sayfa 443)

 

Görüldüğü üzere tarihleri Osmanlı Devrinden eski olmayan tarikat ve cemaatlerin kendilerine ve ritüellerine Kitaptan delil getirmeye çalışma çabaları ne yazık ki kendilerinden çok önce yaşamış büyük müfessirlerin tefsirlerinde de yer bulamayışlarıyla adete belgelenmiş olmaktadır.