ŞEFAAT NEDİR?

KİM ŞEFAAT EDEBİLİR?

 

Râgıb el-İsfehânî,  el-Müfredât fî Garîbi'l Kur'ân eserinde "şefaat"i şöyle tarif etmektedir:

شَفَاعَة : Yardım etmek ve hâlini sormak üzere başkasıyla birleşmek/bir araya gelmektir. Bu kelime, daha çok saygınlık ve mertebece daha yüksek bir konumda olanın, daha aşağı bir düzeyde olan ile bir araya gelmesi anlamında kullanılır. Kıyametteki şefaat de bu anlamdadır.

 

Şefaatin anlamı, bir kişinin, yardım etmek veya yardım dilemek gayesiyle, bir başka kişiye izafe ve nispet edilmesi, onunla birlikteliğinden söz edilmesidir. Zaman içinde şefaat, saygınlık ve derece bakımından yüksek bir kişinin, aynı açıdan düşük bir kişiye nispeti ve onunla birlikte anılması anlamını kazanmıştır. Bu ilişkide yüksek olana 'şâfî' veya 'şefi' (şefaatçi), düşük olana 'meşfû' (şefaat bekleyen) denir.

 

Kur’an’da şefaat ile ilgili 25 adet ayet vardır. Bunları verdikleri mesaja göre kategorize ettiğinizde aslında geleneksel İslam'ın içindeki şefaat ile ne kadar alakasız olduğu görülüyor. Bu kadar ayete rağmen peygamberimize nispet edilerek Kur’an’a aykırı bu kadar sözün söylenmiş olması da ayrı bir üzücü noktadır.

 

1-Allah, her şey gibi şefaatin de tek sahibidir:

 

Zümer 44. Ayet

44. De ki: “Şefaat tamamen ve yalnızca Allah’a aittir. Göklerin ve yerin otoritesi yalnızca O’na aittir. Sonra da yalnızca O’na döndürüleceksiniz.”

 

Secde 4. Ayet

4. Gökleri, yeri ve ikisinin arasındakileri altı günde (dönemde) yaratan, sonra arşa istiva eden Allah’tır.

Sizin için O’ndan başka hiçbir dost ve şefaatçi yoktur. (Hâlâ gerçeği) hatırlamıyor musunuz?

 

En‘âm 70. Ayet

70. Dinlerini oyun ve eğlence edinenleri ve dünya hayatının aldattığı kişileri terk et! (Yine de) kazandıkları sebebiyle hiçbir nefsin (mahşerde) alıkonmaması için onunla (Kur’an’la) gerçeği hatırlat! O (inkârcı her nefis) için Allah’tan başka hiçbir dost ve şefaatçı yoktur. (Her nefis), bütün varını fidye olarak verse, yine de ondan kabul edilmez. Onlar, kazandıkları (günahlar) yüzünden (mahşerde) alıkonulmuş olacaklardır. İnkâr ettiklerinden dolayı onlar için kaynar sudan ibaret bir içecek ve elem verici bir azap vardır.

 

2- Kim şefaat edebilir? Kime şefaat edilebilir?

Yüce Allah, kendilerinden razı olduğu kulları için, dilediğine şefaat/yardım izni verebilir: Allah’ın izni ve emri olmadan kimsenin kimseye şefaat/yardım etmesi söz konusu değildir. Allah’ın izni ile şefaat/yardım edecekler de ancak Allah’ın kendilerinden razı olduğu kulları için şefaat edebilirler.

 

Yûnus 3. Ayet

3. Şüphesiz ki Rabbiniz, gökleri ve yeri altı günde (dönemde) yaratan, sonra da her işi yöneterek arşa istiva eden Allah’tır.

O’nun izni olmadan kimse şefaatçi olamaz. İşte O Rabbiniz Allah’tır. O’na kulluk edin! (Gerçeği) hatırlamıyor musunuz?

 

Tâhâ 109. Ayet

109. O gün Rahmân’ın izin verdiği ve sözünden razı olduğundan başkasına şefaat yarar sağlayamayacaktır.

 

Sebe' 23. Ayet

23. O’nun (Allah’ın) huzurunda, izin verdiği kimseden başkasına şefaat yarar sağlamaz.

Sonunda onların (iyilerin) yüreklerinden korku giderilince (melekler) “Rabbiniz ne buyurdu?” diye soracaklar, onlar (cennetlikler) de “Gerçeği!” diyeceklerdir. O, yücedir, büyüktür.

 

Bakara 255. Ayet

255. Allah (ki) O’ndan başka ilah yoktur. Diridir, hayatı elinde tutandır. Kendisini ne uyuklama tutar ne de uyku. Göklerdekilerin ve yerdekilerin hepsi yalnızca O’na aittir. İzni olmadan O’nun katında kim şefaat edebilir ki! Onların önlerindekini de arkalarındakini de bilir.

(Bildirmeyi) dilediklerinin dışında (hiç kimse) O’nun bilgisinden herhangi bir şeyi kuşatamaz. O’nun egemenliği gökleri ve yeri kapsamıştır. Onları koruyup gözetmek kendisine zor gelmez. O yücedir, büyüktür.

 

3- Melekler şefaat eder mi? Kime ederler? Melekler sadece ve sadece Allah’ın izin verip razı olduklarına şefaat edeceklerdir.

 

Necm 26. Ayet

26. Göklerde nice melekler vardır ki onların şefaatleri hiçbir işe yaramaz. Ancak Allah’ın dilediği ve razı olduğuna izin vermesinden sonraki durum hariç.

 

Enbiyâ 28. Ayet

28. (Allah) onların önlerindekini de arkalarındakini de bilir. (Allah’ın) razı olduğundan başkasına şefaat edemezler. Onlar (Allah’a) saygıları nedeniyle titrerler!

 

Zuhruf 86. Ayet

86. O’nun peşi sıra yalvardıkları varlıklar, şefaat (yetkisine) sahip olamazlar. Ancak bilerek gerçeğe şahitlik eden (melek)ler hariç!

 

Meryem 87. Ayet

87. Rahmân’ın katında söz alandan başkaları şefaat (etme iznin)e sahip olamayacaklardır.

 

 

4-Ahiret/hesap gününde şefaat yoktur, kimseden şefaat kabul edilmeyecektir:

 

Bakara 48. Ayet

48. Öyle bir güne karşı takvâlı (duyarlı) olun ki (o gün) kimse, kimseden hiçbir şey gideremez; onlardan şefaat kabul edilmez; kendilerinden fidye alınmaz; onlara yardım da edilmez.

 

Bakara 123. Ayet

123. Öyle bir güne karşı takvâlı (duyarlı) olun ki (o gün) kimse kimseden hiçbir şey gideremez; kimseden fidye kabul edilmez; kimseye şefaat yarar sağlamaz; onlara yardım da edilmez.

 

Bakara 254. Ayet

254. Ey iman edenler! Kendisinde artık alışveriş, dostluk ve şefaat bulunmayan gün (ahiret) gelmeden önce, size rızık olarak verdiğimiz şeylerden infak edin (verin)! Kâfirler elbette zalimlerdir.

 

En‘âm 51. Ayet

51. Umulur ki takvâlı (duyarlı) davranırlar diye kendileri için O’nun peşi sıra hiçbir dost ve şefaatçinin bulunmadığı (mahşer gününde) Rablerinin huzurunda toplanacaklarından korkanları onunla (Kur’an ile) uyar!

 

A‘râf 53. Ayet

53. (Onlar), onun (kitabın) tevilinden (yorumundan) başka bir şey beklemiyorlar. Onun tevili (yorumu, Son Saat) geldiği gün, önceden onu unutmuş olanlar: “Elbette Rabbimizin elçileri gerçeği getirmişler. Şimdi şefaat edebilenler var mı ki bize de şefaat etsinler veya (dünyaya) geri gönderilsek de yaptıklarımızın tersini yapabilsek?” diyeceklerdir. Onlar elbette kendilerine yazık etmişlerdir ve uydurdukları şeyler (putlar) da kendilerinden kaybolup gitmiş olacaktır.

 

 

5- Normal anlamı dışındaki tek kullanım:

 

Nisâ 85. Ayet

85. Kim güzel bir şekilde şefaat (iyi bir işe öncülük) ederse onun o işten bir payı olur. Kim de kötü bir şekilde şefaat (kötü bir işe öncülük) ederse onun da ondan bir yükü (payı) olur. Allah her şeyin karşılığını vericidir.

 

Kim başkasıyla birleşip ona yardım ederse, onun eşi veya ona iyilik ve kötülük yapmada desteği olursa, ona yardım edip güçlendirirse, fayda ve zararında ona ortak olursa anlamındadır. Bazılarına göre bu âyetteki şefaat’ten kasıt şudur: Bir insanın, diğer birine hayır veya şer yolunu açıp da ona uymasıdır; böylece onun çifti (benzeri) gibi olmuş olur.

 

Sonuç olarak bilinen anlamda “şefaat” değil, “öncülük etmek, vesile veya sebep olmak” anlamlarındadır. Bu anlamda olduğu öncek ayetin okunmasıyla daha iyi anlaşılmaktadır. Yüce Allah önceki ayette kendi yolunda savaşılması emrini verdikten sonra Hz. Peygamber’le birlikte müminlerden her kim savaşta ona arkadaşlık ederse yaptığı fedakârlık sebebiyle kendisine bir pay verileceğini müjdelemektedir. Burada konu, dünya hayatındaki fedakârlıklarla ilişkilidir. Bu nedenle “her kim güzel bir şefaat ederse” ifadesi “her kim güzel bir işe sebep olursa” manasında yorumlanır. Bu ayette şefaat kavramının, bilinen anlamıyla, Kur'an'ın çok tanrıcılıkla ilişkilendirdiği olumsuz çağrışımı taşımaması, onun normal anlamının dışında olduğunu daha da pekiştiriyor.

 

6- Şirk’e bulaşmış şefaatin durumu ve sonuçları: Şefaatçi arayanların bu davranışlarıyla şirk koştuklarını belirten ayetler de aşağıdadır.

 

Yûnus 18. Ayet

18. Onlar Allah’ın peşi sıra kendilerine zarar da yarar da sağlamayacak şeylere tapıyorlar ve “Bunlar, Allah katında bizim şefaatçilerimizdir.” diyorlar. De ki: “Siz Allah’a göklerde ve yerde bilemeyeceği bir şeyi mi bildiriyorsunuz! O, onların ortak koştuklarından yücedir ve uzaktır.”

 

En‘âm 94. Ayet

94. Yemin olsun ki sizi ilk kez yarattığımız gibi teker teker bize gelmiş ve (dünyada) size verdiğimiz şeyleri arkanızda bırakmış (olacaksınız). Ortaklarımız sandığınız şefaatçılarınızı da beraberinizde göremiyoruz. Şüphesiz ki (ilişkiniz) kesilmiş ve (şefaatçı ilah) sandığınız şeyler sizden kaybolup gitmiştir.

 

Rûm 13. Ayet

13. (Allah’a koştukları) ortaklarından kendilerine hiçbir şefaatçi çıkmayacaktır. Zaten onlar ortaklarını da inkâr edeceklerdir.

 

Zümer 43. Ayet

43. Yoksa onlar Allah’ın peşi sıra (başkalarını) şefaatçiler mi edindiler! De ki: “Onlar hiçbir şeye güç yetiremezlerse ve akıl erdiremezlerse de mi?”

 

Müddessir 48. Ayet

48. (Bekledikleri) şefaatçilerin şefaati onlara yarar sağlamaz.

 

Şu‘arâ 100. Ayet

100. Bizim için şefaatçiler de yok.

 

Mü'min 18. Ayet

18. Yaklaşan gün hakkında onları uyar! Çünkü (o anda) dehşet içinde yutkunurken yürekleri ağızlarına gelecektir. Zalimlerin hiçbir dostu ve sözü dinlenir hiçbir şefaatçisi yoktur.

 

7-Peygamber üzerinden verilen mesaj ve son nokta

 

Yâsîn 23. Ayet

23. O’nun peşi sıra ilahlar edinir miyim hiç! Rahmân bana bir zarar vermek isterse, onların (ilahların) şefaati bana hiçbir yarar sağlayamaz ve beni kurtaramaz.

 

Halbuki bu ayetleri destekleyen aşağıdaki ayetler de olduğu halde,

 

Âl-i İmrân 128. Ayet

128. O konuda senin yapacağın herhangi bir şey yoktur.

(Allah) ya tevbelerini kabul edip (onları affeder) ya da onlara azap eder. Şüphesiz ki onlar, zalimlerdir.

 

İnfitâr 19. Ayet

19. O gün, kimse kimse için herhangi bir şeye (yetkiye) sahip olamaz.

O gün, yetki yalnızca Allah’a aittir.

 

Lokmân 33. Ayet

33. Ey insanlar! Rabbinize karşı takvâlı (duyarlı) olun!

Hiçbir babanın evladı, hiçbir evladın da babası adına hiçbir şey gideremeyeceği günden çekinin!

Şüphesiz ki Allah’ın vaadi gerçektir. Dünya hayatı sakın sizi aldatmasın ve o çok aldatıcı (şeytan sakın) sizi Allah ile aldatmasın!

 

Fâtır 18. Ayet

18. Hiçbir (günah) yüklüsü, başkasının (günah) yükünü yüklenemez.

(Günah) yükü ağır olan kişi, yükünü taşımaya -yakını bile olsa- (başkasını) yardıma çağırsa, yükünden hiçbir zerresi taşınamaz. Sen sadece yalnızken Rablerine saygı duyanları ve namazı kılanları uyarabilirsin. Arın(maya çalış)an kişi, sadece kendisi için arınmış olur. Dönüş yalnızca Allah’adır.

 

Zümer 19. Ayet

19. Hakkında azap sözü gerçekleşmiş kimse (diğerleri gibi olur mu)!

Ateşte olanı sen mi kurtaracaksın!

 

Hala öncelikle peygamberi sonra da kendilerini şefaat ile bir kurtarıcı aracı ilan edenler şirkin ağında çırpınmaktadırlar.

 

Bu noktada Kur’an bilinen şefaatin yanlış işleyen, şirk içeren birşey olduğunu insanlara gösterip bu terimi tevhid yasaları çerçevesinde tekrardan anlamdırarak şirkin önüne geçiyor.

 

Şefaat etme Allah’ın izniyle Allah’ın razı olduklarına yapılacaksa zaten Allah şirk dışında tüm günahları affedebileceğini belirtiyor ve sonsuz merhametini bize bildiriyorsa o zaman birilerinin şefaat ile cehennemden çıkarma cennete sokma gibi iddiaları şirk koşmaktan öteye geçememektedir. Yani bundan fayda görecek olanların aslında Allah'ın zaten affedilmeyi kabul ettiği kişiler olmasından dolayı gerçekleşen şey insan şefaatinin bir faydası değil, Allah'ın rahmetinin bir sonucu olmuş oluyor.

 

Peki o zaman şirk’e bulaşmışlara faydası yok ama belirtildiği üzere bulaşmayanlara ise şefaatin faydası ise zaten cennette olan kullarla cennette biraraya gelme birlikte olma anlamı içerebilir. Yani insanların da yaptıkları amellere göre cennette farklı mükafatlandırılacağı belirtildiğinden yine cennette farklı seviyelerdekilerin buluşabilmesinin bir yolu olabilir. Doğrusunu Allah bilir...