Peygamberimizin bile insanları doğru yola ulaştırma ve

   onları kurtarması gibi görevleri yoktur.

 

Zümer 19. Ayet

19. Hakkında azap sözü gerçekleşmiş kimse (diğerleri gibi olur mu)! Ateşte olanı sen mi kurtaracaksın!

 

Kasas 56. Ayet

56. Sen sevdiğini doğru yola ulaştıramazsın ancak Allah dileyeni (layık gördüğünü) doğru yola ulaştırır. O, doğru yola ulaştırılmış olanları iyi bilendir.

 

Aşağıdaki ayette konu insanların hidayeti kendi iradeleriyle istemesi gerektiğidir. Uyaran kişi peygamber bile olsa muhatap istemediği sürece onu hidayete erdiremez. Önemli olan tebliğ etmektir. Buna rağmen doğru yola yönelmeyenlerin sorumluluğu kendilerine aittir. Yüce Allah hidayetin Hz. Muhammed’in isteğine göre şekillenmeyeceğini, isteyenin hidayete erdirileceğini haber vermektedir

 

Bakara 272. Ayet

272. Onların hidayeti senin üzerine (bir görev) değildir. Zira Allah dileyeni (layık gördüğünü) doğru yola ulaştırır. Her ne iyilik infak ederseniz kendiniz içindir. Yalnızca Allah rızası için infak edeceksiniz. Her ne iyilik infak ederseniz, size (karşılığı) tastamam verilecektir ve haksızlığa uğratılmayacaksınız.

 

Aşağıdaki ayette ise kulların arınmamasından Hz. Muhammed’in sorumlu olmadığı bildirilmektedir. İnsanlar sadaka ve infakta bulundukları kişilerden hidayete ermelerini dahi istememelidirler. Çünkü hidayette asıl belirleyici unsur kişinin kendi iradesiyle bunu dilemesidir. Hidâyet bir akıl, irade ve gönül işidir. Kişi hidayeti kendisi isteyecek ki Yüce Allah da hidayeti yaratmış olsun.

 

Abese 7. Ayet

7. (Oysa) onun temizlenip arınmamasından sen sorumlu değilsin.

 

Aşağıdaki ayette de hidayet noktasında Hz. Muhammed’in yapabileceği işin “yol göstermek” olduğunu söylemeliyiz. Hidâyet etmek kul için kullanıldığında “yol göstermek, rehberlik etmek”, Yüce Allah için kullanıldığında ise “hidayete erdirmek, hidayeti onaylamak” anlamındadır.

 

Şûrâ 52. Ayet

52. İşte böylece sana da emrimizden bir rûh (Kur’an’ı) vahyettik. Sen o Kitabı ve (esasları belirlenmiş) o imanı bilmezdin. Fakat biz onu kullarımızdan dilediğimizi (layık olanı) kendisiyle doğru yola ulaştırdığımız bir nûr (ışık) kıldık. Şüphesiz ki sen doğru yolu göstermektesin:

53. Yani göklerdekiler ve yerdekiler kendisine ait olan Allah’ın yolunu. Dikkat edin! Bütün işler yalnızca Allah’a döner.

 

Şûrâ 48. Ayet

48. Yüz çevirirlerse, biz seni onların üzerine bekçi olarak göndermedik. Sana düşen (görev), sadece tebliğdir. Biz insana katımızdan bir rahmet (bolluk) tattırdığımız zaman ona sevinir. Elleriyle yaptıkları yüzünden başlarına bir kötülük gelirse, şüphesiz ki insan çok nankördür!

 

En‘âm 107. Ayet

107. Allah dileseydi, onlar (Allah’a) ortak koşamazlardı.

Biz seni onların üzerine bir bekçi kılmadık. Sen onlar üzerinde asla vekil (güven kaynağı) da değilsin.

 

En‘âm 104. Ayet

104. (De ki:) “Elbette size Rabbiniz tarafından öngörüler gelmiştir. Artık kim (gerçeği) görürse yararı kendisine, kim de kör davranırsa zararı kendisinedir. Ben üzerinize asla bekçi değilim.

 

Leyl 12. Ayet

12. Şüphesiz ki doğru yola ulaştırmak yalnızca bize aittir.

 

Nahl 9. Ayet

9. Yolun doğrusu(nu göstermek) yalnızca Allah’a aittir. (Yolun) eğrisi de vardır. (Allah) dileseydi hepinizi doğru yola ulaştırırdı.