İLM-İ LEDUN yada İLM-İ BATIN KUR'AN'DA VAR MI?

  

 

Aşağıdaki ayet delil gösterilerek tarikat çevreleri İlm-i ledün veya ilm-i bâtın da denilen kimi şeyhlere ayette bahsi geçen gibi gizli ilimler verildiğini iddia ederek onları kutsallaştırarak şirk meselesi haline getirmektedirler.

 

Kehf 65. Ayet

65. (Derken), kendisine katımızdan bir rahmet verdiğimiz ve ona tarafımızdan bir ilim öğrettiğimiz kullarımızdan bir kul bulmuşlardı.

 

Ayetteki kelime ledün ise yanından/katımızdan/tarafımızdan anlamlarına gelmektedir. Dolayısıyla Allah katından, Allah tarafından verilen ilim anlamındadır.

 

Peki konunun saptırılmasının sebebine bakalım: Kehf Suresi 65.Ayetle başlayıp 82.ayete kadar devam eden Hz. Mûsâ’nın melek tarafından eğitime tâbi tutulmasını anlatan kıssadır ve maksat, muhataplara ders vermek, ibret alınmasını sağlamak, iyilikleri örnek alıp kötülüklere bulaşmamayı öğretmektir. Fakat burada Hz.Musa’nın yanındaki varlığın bir insan olarak düşünülmesi bu durumun esas sebebini oluşturmaktadır. Böylelikle ayetlerde geçen tarzda bir ilmin bir insana verilebiliyor olması başkalarına da verilebileceğine işarettir diye çarpıtılmaktadır.

 

Geleneksel alimler bu ayetlerde bahsedilen Allah'ın kulunun Hızır Aleyhisselam olduğunu ileri sürerler. Hızır'ın tam olarak kim olabileceğine dair türlü iddialar bulunmaktadır. İslâm âlimleri Hızır’ın peygamber, velî veya melek olduğu konusunda değişik görüşler ileri sürmüşlerdir. Ancak Kuran'da bu kişinin kimliğine dair delil bulunmaması bizi bu iddiaları bir kenara atmaya ve onları sadece spekülasyon olarak görmeye zorlar.

 

Oysa yukarıdaki Kur'an ayetlerini araştırdığımızda, Allah'ın bu kulunun bir insan olamayacağını gösteren yeterli delillerle karşılaşıyoruz:

 

1- Yukarıdaki ayetlerin hiçbir yerinde bu öğretmenin bir insan olduğu söylenmemekte ve ona bir isim verilmemektedir. Kehf suresi 65.Ayette Allah ondan "kullarımızdan biri" şeklinde bahsetmiştir. Allah'ın kulları sadece insanlar değil, melekleri de kapsar.

 

Nisâ 172. Ayet

172. Mesih (İsa) ve (Allah’a) yakınlaştırılmış melekler, Allah’ın kulu olmaktan geri durmazlar. Kim O’na kulluktan geri durup kibirlenirse, (bilsin ki Allah) hepsini ileride huzuruna toplayacaktır.

 

2- Allah'ın kulu, ilerleyen ayetlerde Allah tarafından küçük bir çocuğun hayatına son vermekle görevlendirilmiştir. Bu hareket, kulun kimliğinin belirlenmesi açısından bir kez daha büyük önem taşıyor. Musa'ya çocuğun hayatına son vermesinin emredilme nedenini şöyle anlatır:

 

Kehf 80. Ayet

80. Erkek çocuğa gelince, onun ana babası mümin kişilerdi. Onları azdırıp inkâra sürüklemesini uygun görmemiştik.

 

Kur'an-ı Kerim, insan ömrünün sona erdirilmesinin insanlara değil, meleklere ait olduğunu şöyle bildirmektedir:

 

Secde 11. Ayet

11. De ki: “Size vekil kılınan (görevlendirilen) ölüm meleği sizi vefat ettirecek, sonra Rabbinize döndürüleceksiniz.”

 

3- Çocuğun hayatına son verilmesinin önemi, çocuğun anne ve babasına isyan ve küfür yükleme günahını işlemeden önce vefat ettirilmiş olmasıdır! Çocuğun hayatına son verildiğinde hâlâ herhangi bir suç işlememişti. Herhangi bir insan tarafından masum bir canın öldürülmesinin Kuran'da yasaklandığını biliyoruz:

 

En‘âm 151. Ayet

151. De ki: “Gelin Rabbinizin size neleri saygın kıldığını tilavet edeyim (okuyup aktarayım): O’na hiçbir şeyi ortak koşmayın ve ana babaya iyilik (edin)! Fakirlik korkusuyla çocuklarınızı öldürmeyin; (çünkü) sizi de onları da biz rızıklandırmaktayız. Çirkinliklerin açığına da gizlisine de yaklaşmayın! Allah’ın saygın kıldığı (öldürülmesini yasakladığı) canı haksız yere öldürmeyin! İşte bunlar (Allah’ın) size emrettikleridir. Umulur ki akıl edersiniz.

 

Bundan şu sonuç çıkıyor:

 

1- Eğer herhangi bir insan masum bir insanı öldürürse (o zaman çocuk da öyleydi), Allah'ın kanununa itaatsizlik etmiş olur. Adaletin dışında kalan her öldürme eylemi, cinayettir.

 

2- Allah kendi kanununu ihlal etmez. Dolayısıyla Allah, hiçbir insana, Allah'ın yasakladığı bir fiili işlemeyi emretmez. Secde-32:11 ayetinin hükmü, insanların hayatlarını sona erdirme görevinin insanlara değil, meleklere verildiğini doğrulamaktadır. Bu durumda oğlanın hayatına son verilmesi, her gün genç yaşta ölen diğer çocuklarınkinden farklı olmayacaktır. Hiçbiri öldürülmüyor, aksine hayatları Allah'ın iradesiyle sonlandırılıyor. Bu da Allah'ın kulunun insan değil, melek olduğuna dair sağlam bir delil teşkil etmektedir. Görevlendirilen bir melekti ve onun görevi, Allah’ın takdir ettiği zamanda çocuğun hayatına son vermekti.

 

3- Ayette bahsi geçen Allah'ın kulu, yalnızca Allah'ın bildiği, geleceğin bilgisini ima eden bir takım fiiller gerçekleştirir. Allah'ın kulunun ismi Kur'an boyunca bir daha duyulmaz. Bu da onun Allah tarafından belirli görevleri yerine getirmek üzere gönderilmiş bir melek olduğunu ve sonrasında yeryüzündeki rolünün tamamlandığını bir kez daha göstermektedir. Bu, Lut kavmini yok etmek için gönderilen, İbrahim'le konuşan ve artık Kuran'da adı geçmeyen meleklerden farklı değildir.

 

Kıssadaki kulun Hızır Aleyhisselam olduğunu kabul bile etsek onunla birlikte bulunan Hz.Musa’nın bile bu ilmi bilmediğini Hızır’dan da öğrenemediğini gördüğümüze göre tarikat şeyhleri bu ilmi siz nasıl öğrendiniz? Bu ilmin size öğretildiğinin delili nedir? diye sormadan da edemiyoruz.