Abd العبد ,Türkçesi kul kelimesidir. Hür veya köle olan insan anlamında kullanılmaktadır.
Kur’an’da Hz. Muhammed ve diğer peygamberler, cinler, hatta melekler için abd yani kul kelimesi kullanılmıştır.
O zaman Kur’an’a göre yaratılanların tümü Allah’ın kullarıdır.
93. Göklerde ve yerde olan herkes elbette kul olarak Rahmân’a gelecektir.
23. Kulumuza indirdiğimizden (Kur’an’dan) şüphe içindeyseniz, onun benzeri herhangi bir sure getirin! Doğruysanız Allah’tan başka şahitlerinizi (yardımcılarınızı) da çağırın!
3. Ey Nuh ile birlikte (gemide) taşıdıklarımızın nesli! Şüphesiz ki o çok şükreden bir kuldu.
45. Güçlü ve öngörü sahibi kullarımızı (yani) İbrahim’i, İshak’ı ve Yakup’u da hatırla!
56. Ben cinleri ve insanları, sadece bana kulluk etsinler diye yarattım.
19. Rahmân’ın kulları olan melekleri dişi saydılar. Onların (meleklerin) yaratılışına şahit mi olmuşlar! Şahitlik (iddia)ları yazılacak ve sorguya çekileceklerdir.
İnsan, kula kul oluyorsa abd kelimesi köle manasında kullanılır. Alınıp satılan hizmetkar insan olarak da bilinir.
75. Allah hiçbir şeye gücü yetmeyen, başkasına ait bir köle ile katımızdan kendisine verdiğimiz güzel rızıktan gizli ve açık olarak harcayan (hür) bir kimseyi örnek vermektedir. Bunlar hiç eşit olurlar mı! Hamd (övgü) Allah içindir. Fakat onların çoğu (bunu) bilmezler.
Dünya ve dünya malına kul olan kişiler de söz konusudur. Bu da dünya hizmetine ve onu gözetmeye kendini adayan kişidir.
Bu bağlamda şöyle denilebilir: Her insan Allah’ın kulu değildir.
Bu durumdaki kul, yaratılan kul anlamında değil, Allah’a halis/samimi bir şekilde kul olan anlamını alır.
Allah’a insanın kendisini adaması, boyun eğmesi, teslim olmasıdır, kul olmak.
5. Allah’ın peşi sıra kıyamet gününe kadar kendisine cevap veremeyecek kişilere yalvarandan daha sapkın kim olabilir ki! (Oysa) onlar, bunların (müşriklerin) yalvarmalarından habersizdir.
6. İnsanlar (mahşerde) toplandıkları zaman, (tapanlar) onlara (taptıklarına) düşman kesilir ve kendilerine kulluk ettiklerini inkâr ederler.
Aşağıdaki ayette ise Allah’a kul olmaktan geri durmanın nedeni kibir olarak belirtilmektedir.
Arkasından ise kibirlenmeyenlerin “İman edip iyi işler yapanlar” olarak tanıtılıp ödüllerini Allah’ın vereceğinden bahsedilmektedir.
Kibir yani insanın kendini büyük görmesi her türlü ihtiyacın üstünde tanımlaması Allah’a kul olamama sonucunu doğuruyorsa kul olmakta “Allah’a karşı kendi benliğini aşağıda tutan, başkalarını küçük görmeyen ve büyüklenmeyen bir tutumla iman edip iyi işler yapmaktan geçmektedir.
172. Mesih (İsa) ve (Allah’a) yakınlaştırılmış melekler, Allah’ın kulu olmaktan geri durmazlar.
Kim O’na kulluktan geri durup kibirlenirse, (bilsin ki Allah) hepsini ileride huzuruna toplayacaktır.
173. İman edip iyi işler yapanlara ödüllerini (Allah) tam olarak verecek ve lütfundan onlara daha da arttıracaktır. (Kulluğundan) kaçınan ve kibirlenenlere gelince, (Allah) onlara elem verici bir şekilde azap edecektir. Onlar kendileri için Allah’a rağmen hiçbir dost da yardımcı da bulamayacaklardır.
Aşağıdaki ayetlerde her ne kadar meleklerden bahsedilse de Allah'ın kullarından insanlara, kibir-kulluk ilişkisi hakkında örnek verilmektedir.
19. Göklerde ve yerde kim varsa hepsi yalnızca O’na aittir. O’nun huzurunda bulunanlar, O’na ibadetten dolayı kibirlenmezler ve yorulmazlar.
206. Şüphesiz ki Rabbinin katındakiler (melekler), O’na (Allah’a) kulluk etmekten kibirlenmez; O’nu tesbih eder (yüceltir)ler ve yalnızca O’nun için secde ederler.
Kibirlenmeyle birlikte aşağıdaki ayette ise “bana dua edin, size karşılık vereyim” dendikten sonra “Allah’a kulluğu bırakıp kibirlenenler cehenneme gidecektir” sonucu verilip kullukla dua’nın ilişkisine de değinilmiştir.
60. Rabbiniz şöyle demiştir: “Bana dua edin, size icabet edeyim. Şüphesiz ki bana ibadeti bırakıp kibirlenenler, ileride aşağılanarak cehenneme gireceklerdir.”
Yaratanla yaratılanın diyalogu, Allah'tan insana doğru olan şekliyle vahiy halinde tecelli etmiştir. Diyalogu insandan Allah'a doğru düşündüğümüzde, karşımıza kulluk diye andığımız faaliyet ortaya çıkıyor.
İnsan noktasından baktığımızda, ibadetin özü, Allah'ı bir şuur olarak bütün benliği kuşatacak şekilde duymaktır. Bu duyguyu birtakım dua ve hareketlerle şekle dökmekse ikincil bir olgudur. Bu ikincil olgunun onlarca, belki yüzlerce şekli söz konusu edilebilir. İşte bu yüzden Kur’an’da ibadet etme/kulluk etmenin kapsamı herhangi bir şeyle sınırlandırılmamış. Allah için yapılan tüm eylemler kastedilmiştir.
Yine aynı şekilde kulluk ve dua ilişkisine verilecek bir örnek olarak Hz.İbrahim’in kavmi putlara taptıklarını(aşağıda tapmakla kulluk /ibadetin aynı şey olduğuna değinilmiştir) belirtmiş ve Hz.İbrahim de yalvardığınızda/dua ettiğinizde sizi duyuyorlar mı şeklinde cevap vermiştir.
71. Onlar “Putlara tapıyoruz ve onlara tapmaya devam edeceğiz!” demişlerdi.
72-73. (İbrahim) “Kendilerine yalvardığınızda sizi duyuyorlar veya size yarar ya da zarar verebiliyorlar mı?” diye sormuştu.
74. Onlar “Hayır ama biz babalarımızı böyle yapar bulduk!” cevabını vermişlerdi.
Kökün fiile dayanan tarafına geldiğimizde ise abd fiilinin mastarı olan ibadet sözcüğü ise kulluk etme anlamına, âbid kelimesi de ibadet eden yani kulluk eden anlamına gelir.
İbâdet dinî bir terim olarak insanın Allah’a saygı, sevgi ve itaatini göstermek, O’nun hoşnutluğunu kazanmak niyetiyle ortaya koyduğu belirli tutum ve gerçekleştirdiği davranışları ve daha genel olarak aynı mahiyetteki fikir, his ve sözleri de ifade etmek için kullanılır.
Abd Kelimesinin semitik kökeni araştırılırsa görülür ki İbrânîce’de “çalışmak, hizmet etmek” mânasına gelen ‘avd kökünden türemiş ‘avodah terimi kullanılmaktadır.
Kendi dilimizden örnekle de “-lık” eki getirilerek oluştrulan sözcükler herhangi bir iş kolunda yapılan işin adını karşılamaktadır. Yani doktor örneğini verirsek, doktor mesleğin adı, doktorluk ise yapılan işin genel adıdır. Buradan hareketle kulluk ise Allah’a kul olma çabasıyla yapılan işin/işlerin(tutum, düşünce, duygu ve sözler vb. gibi) genel adını ortaya koymaktadır.
İnsanın Allah için çalışmasının, Allah’a hizmet etmesinin ne üzerine olacağı düşünüldüğünde ise amel kavramı devreye girmektedir. Bahsettiğimiz ayette de “İyi işler yapanlar” ifadesi “salih amelleri yapanların” çevirisidir.
Amel; canlıdan, isteğe bağlı olarak meydana gelen her fiile denir. Fakat hayvana nispet edilen fiillerin hiçbirine amel denmez. İyi veya kötü, sadece insanın maksatlı fiilleri ameldir. Genel anlamda olan amel yani yapılan iş, çalışma; özel anlamda ibadetleri de kapsar. Geleneksel dincilerin aksine, yalnız ibadetler değil, insanın, bir niyetinin ürünü olan bütün faaliyetleri ameldir. İşte kullukla insanın yapacağı amellerden sadece birinin de ibadet olduğu anlatılmıştır.
55. Allah sizden iman edip iyi işler yapanlara, kendilerinden öncekileri halife (sorumlu) kıldığı gibi onları da yeryüzüne halife (sorumlu) kılacağını, onlar için uygun gördüğü dini (İslam’ı) güçlendireceğini ve (geçirdikleri) korkularından sonra kendilerine güven sağlayacağını vadetmiştir. (Çünkü) onlar, bana kulluk eder; hiçbir şeyi bana eş tutmazlar. Artık bundan sonra kim inkâr ederse, işte onlar yoldan çıkanların ta kendileridir.
Özel anlamda ibadeti düşündüğümüzde her şeyin yaratıcısı olan Allah, yarattığı kulları için belirlediği davranış ve yaşam tarzını kullarına çeşitli şekillerde bildirmiş ve en son olarak bütün bu bildirileri Kur'an'da toplamıştır. Bu gerçekler ışığı altında "ibadet", Allah tarafından bir talimatname olan Kur'an ile kullara bildirilen işlerin kullar tarafından kayıtsız şartsız itaat ve teslimiyet gösterilerek yerine getirilmesidir de denilebilir.
Bu daha da özelleştirilerek belli başlı amellere indirgenmiş ve böylelikle kapsamın genişliği unutulup gitmiştir. Bu durumda kulluk için yapılacaklar arasında okumak, yazmak, temiz olmak, çevredekileri uyarmak, yetimleri himaye etmek, yetimlerin mallarını yememek, daima helal kazanıp-yemek, marufu emredip münkerden nehyetmek (toplumda aktif olup iyi ve güzeli emretmek, kötülüklere de engel olmak), doğru, dürüst ve güvenilir olmak, ölçü ve tartıda hile yapmamak, rüşvet almamak-vermemek, zina ve fuhuştan uzak durmak vb. sayılabilir. Hâl böyleyken, Allah'ın vermiş olduğu görevlerin yüzlercesini arka plâna atıp halk arasında sloganlaşan şekliyle "İslâm'ın şartı beştir" gibi kabullere sarılmak doğru bir İslâm algısı da değildir.
21. Ey insanlar! Sizi ve sizden öncekileri yaratan Rabbinize kulluk ediniz! Umulur ki böylece takvâlı (duyarlı) olursunuz.
Dil açısından "takva", bir şeyi kendisine sıkıntı ve zarar verecek şeyden korumaktır."
Dini açıdan ise benliği, günaha düşürecek şeyden koruyup sakındırmaktır."
“Kulluk etme” kişinin takvâya erişmesini, yani sorumluluk bilinciyle buluşmasını, sorumluluğunu bilip sorumlu davranmasını, kısaca yaratıcı kudrete karşı duyarlı olmasını ortaya koymakta ve bunu kulluğun gerekçesi olarak sunmaktadır.
Yine aynı şekilde Hz.Muhammed’in ve önceki peygamberlerin ümmetleri için Allah’a kulluk etme emrini iletmelerinden sonra insanın takvalı davranmasının gereğine değinilen ayetler aşağıda sıralanmıştır:
65. Âd (kavmine) de kardeşleri Hud’u (göndermiştik) de “Ey kavmim! Allah’a kulluk edin! Sizin için O’ndan başka ilah yoktur. (Hâlâ) takvâlı (duyarlı) davranmayacak mısınız?” demişti.
23. Yemin olsun ki Nuh’u elçi olarak kavmine göndermiştik de “Ey kavmim! Allah’a kulluk edin! Sizin için O’ndan başka ilah yoktur. (Hâlâ) takvâlı (duyarlı) davranmayacak mısınız?” demişti.
32. Onlardan kendilerine “Allah’a kulluk edin! Sizin için O’ndan başka ilah yoktur. (Hâlâ) takvâlı (duyarlı) davranmayacak mısınız?” (diye mesajı ulaştıran) bir Elçi (Hud’u) göndermiştik.
16. İbrahim’i de (elçi olarak göndermiştik). Kavmine şöyle demişti: “Allah’a kulluk edin! O’na karşı takvâlı (duyarlı) olun! Bilirseniz bu, sizin için hayırlı olandır.
3. Allah’a kulluk edin; O’na karşı takvâlı (duyarlı) olun ve bana itaat edin.
Buraya kadar ayetlerden gördüğümüz kadarıyla kibirlenmeme, iman edip iyi işler yapma, dua/yakarışta bulunma, takvalı olma ile kulluk etme/ibadet etmenin Kur'an'a dayanacağı aşağıdaki ayetlerle öne çıkmaktadır:
79. Allah’ın kendisine Kitap, hikmet (doğru hüküm verme yeteneği) ve peygamberlik vermesinden sonra hiçbir insanın, insanlara “Allah’ın peşi sıra bana kullar olun!” demesi mümkün değildir. Aksine (şöyle derler): “Kitabı (okuyup) öğreterek ve (ondan) ders yaparak kendini Rabbe adayan kullar olun!”
Kitaptan çalışarak ve öğreterek kendimizi rabbe adayan kullar olmamız istenmektedir. Allah bu ayet ile insanlara adeta Allah'ın peşi sıra bana kullar olun demeye getirenlerin tuzağına düşmeyin sizin peşinizden gitmeniz gereken şey Kur'an'dır. Onu çalışıp öğrenerek ve öğreterek kendinizi rabbe adayın şeklinde muhteşem bir adres gösterme yapılmıştır.
Ve yine Kur'an'a vurgu yapılarak Kur'an'ın kulları doğru yola ulaştıran bir nur olduğu belirtilmiştir.
52. İşte böylece sana da emrimizden bir rûh (Kur’an’ı) vahyettik. Sen o Kitabı ve (esasları belirlenmiş) o imanı bilmezdin. Fakat biz onu kullarımızdan dilediğimizi (layık olanı) kendisiyle doğru yola ulaştırdığımız bir nûr (ışık) kıldık. Şüphesiz ki sen doğru yolu göstermektesin.
Yine aşağıdaki diğer bir ayetle inanmayanların samimi kul olamama durumlarına ürettikleri mazeretinin kendilerine de bir kitap verilmeyişi olarak öne sürüldüğü anlatılmaktadır.
168-169. “Öncekilere (verilenlerden) bizde de bir zikr (kitap) olsaydı mutlaka Allah’ın samimi kulları olurduk!”
İnsanın sadece Allah’a kulluk/ibadet etmesini sağlayacak şeyin Kur’an olduğunu belirten ayet de aşağıda yer almaktadır.
1-2. Elif. Lâm. Râ. (Bu), Allah’tan başkasına ibadet etmemeniz için doğru hüküm veren, her şeyden haberdar olan (Allah) tarafından ayetleri sağlamlaştırılmış, sonra da açıkça ortaya konulmuş bir kitaptır. (De ki:) “Şüphesiz ki ben O’nun tarafından size (gönderilmiş) bir uyarıcıyım ve müjdeciyim.
Kur'an'ın uygulanması şeklinde yaşanılan dinin Allah'a özgü kılınarak kulluğun gerçekleştirilmesi de gerekmektedir:
2. Şüphesiz ki Kitabı sana bir amaç ile biz indirdik. Sen de dini O’na özgü kılarak Allah’a kulluk et!
11. De ki: “Bana, dini O’na özgü kılarak Allah’a kulluk etmem emrolundu.
14. De ki: “Ben dinimi O’na özgü kılarak yalnızca Allah’a ibadet ederim.”
5. (Oysa) dini yalnız O’na özgü kılarak, hanîfler (Allah’ı birleyenler) olarak Allah’a kulluk etmeleri, namaz kılmaları ve zekât vermeleri kendilerine özellikle emredilmişti. İşte sağlam din budur.
Kullukla ilgili zikredilen diğer bir husus "sabırlı" olmaktır. İnsanların kullukla nefsi arzularına karşı mücâdele etmesi gerektiği iletilmektedir:
65. Göklerin, yerin ve ikisi arasındaki şeylerin Rabbi olan (Allah)’a kulluk et! O’na kullukta sabırlı (kararlı) ol!
O’nun herhangi bir adaşı (benzeri) olduğunu mu biliyorsun!
İbadetlerini/kulluğunu sadece ve sadece O’na yönelik olarak gerçekleştirenler kendilerine verilen sayısız nimetler için "Allah’a şükretmeleri" gerektiği noktasında bilgilendirilmektedirler:
172. Ey iman edenler! Size verdiğimiz rızıkların temiz olanlarından yiyin! Yalnız O’na ibadet ediyorsanız Allah’a şükredin!
114. Allah’ın size verdiği rızıktan temiz, helal olarak yiyin! (Gerçekten) yalnız O’na ibadet ediyorsanız Allah’ın nimet(ler)ine şükredin!
66. Hayır! Yalnızca Allah’a kulluk et ve şükredenlerden ol!
13. Onlar (cinler) Süleyman için mabedlerden, heykellerden, havuzlar gibi (geniş) leğenlerden, sabit (ağır) kazanlardan ne dilerse yaparlardı. Ey Davud ailesi! Şükür için çalışın! Kullarımdan şükreden(ler) ne kadar da azdır!
17. Siz Allah’ın peşi sıra birtakım putlara tapıyor, asılsız sözler uyduruyorsunuz. Şüphesiz ki Allah’ın peşi sıra taptıklarınız, size rızık veremezler. Rızkı Allah katında arayın! O’na kulluk edin ve O’na şükredin! Yalnızca O’na döndürüleceksiniz.”
Çoğu insan için ibadet eylemi, öncelikle namazı gözetmek şeklinde olduğu ortaya çıkmaktadır. Ancak Kuran, ibadet eyleminin sadece namaz eyleminden çok daha derin bir kavram olduğunu bize gösterir. Allah’ın Hz.Musa'ya söylediği sözler şunlardı:
14. Şüphesiz ki ben -evet ben- Allah’ım. Benden başka ilah yoktur. Bana kulluk et ve beni hatırlamak için namaz kıl!
Ayrı ayrı zikredilen "Bana ibadet edin" ve "Namaz kılın" ifadeleri , Allah'a ibadetin sadece namaz kılmakla sınırlı olmadığını anlatmaktadır.
İbadet, yüceltme duygusunun zirvesidir. Böyle bir duygu, nimetlerin en yücesini bahşeden kudret önünde duyulur. Nimetlerin en büyüğü ise hayat nimetidir. Bu yüzden ibadet, yalnız ve yalnız hayat nimetinin bağışlayıcısı olan Allah'a yapılır.
İbadet eylemi zihnin, bedenin ve kalbin kesintisiz bir halidir. Hayatımızda Allah'ı yüceltilmiş bir ruhsal farkındalıkla kabullenmedir. Bu anlamda, ibadet eylemi 'nefs' (benlik) için çok ihtiyaç duyulan bir besindir. Yalnızca Allah’a adanmış ibadet eylemi olmadan, kişi iç huzuruna ve nihayetinde gerçek mutluluğa ulaşamaz. Fiziksel bedenlerimiz, Allah’ın iradesine boyun eğerek, sürekli bir ibadet halindedir. Tüm vücut organlarımız ve dokularımız, üzerinde hiçbir kontrolümüz olmayan, Allah tarafından titiz bir şekilde tasarlanmış, önceden belirlenmiş şekilde işlev görmek üzere düzenlenmiştir. Vücudumuzdaki her organ ve döngü, Allah'ın iradesine sürekli bir teslimiyet halindedir. Ancak, benliğe seçim özgürlüğü verilmiştir. Benlik, bedenle aynı yolu seçerse, beden ve benlik arasında uyum sağlanacaktır ve bunun ödülü gerçek mutluluk olacaktır. Öte yandan nefis asi, nankör, kibirli veya egoist olduğu için Allah'a kulluk/ibadet etmeyi seçmiyorsa, insan ne kadar zengin ve statülü olursa olsun gerçek mutluluğa asla ulaşamaz.
Müminin gayesi, mabudu olan Allah'ı yüceltmek ve onunla kucaklaşmaktır. Diğer nimet ve bereketler, zaten kendiliğinden doğacaktır. İnsana düşen, iç dünyasında onları esas gaye haline getirmemektir. Böyle yapılmaz, ikincil noktalar gaye haline getirilirse, beklenebilecek bütün sonuçlar yok olur.
Bu noktada şunu bir not olarak şunu hatırlatmak gerekiyor. Abd kelimesinden türemiş kelimelerin meallerde karşılıkları verilirken eğer konu Yüce Allah’a yönelik bir çabayı gösteriyorsa “ibadet etmek, kulluk yapmak”, onun dışındakilere yönelikse tapmak anlamı verilmektedir. Halbuki "tapmak" kelimesi Türkçe bir kelime olup "ibadet etmek" anlamındadır. TDK sözlüğündeki anlamı “İlah olarak tanınan varlığa karşı inancını ve bağlılığını belirli kurallar çerçevesinde göstermek”tir. Biz ilah olarak Yüce Allah’a tapmıyoruz da ne yapıyoruz. Ya da İstiklal Marşımızda “Hakkıdır, Hakk’a tapan, milletimin istiklâl.” demiyoruz da ne diyoruz. Bu mısrada Mehmet Akif tarafından Allah’ın isimlerinden biri olan Hak kelimesini kullanılmıştır. Arapça İbadet etmek kelimesinin Türkçe karşılığı olan tapmak fiili, ingilizcede "worship" olarak kullanılmaktadır. Diğer yandan ibadet için İngilizce'de ayrı bir kelime yoktur. Onunda karşılığı da worship'tir. Çünkü aynı kelimenin arapçasıdır.
İnsanların zihinlerinde “Putlara tapan mekkeli müşrikler” ifadelerinin yerleşmesinden ötürü mealler buna göre yapılıyor. Halbuki diğer birçok meallerde de verildiği üzere "put’a ibadet eden, kulluk eden" manalarının da verilmesi insanların şirk noktasında algılarının açılmasının sağlanmasında çok büyük fayda sağlayacaktır. Çünkü ibadet ve kulluk etme konuları Kur’an’da Allah dışında sadece putlarla sınırlı tutulmamıştır. Konuyla ilgili geniş açıklamaya sitemizdeki bu linkten ulaşabilirsiniz. Hatta Allah’ın kabul edilip Allah'ın peşi sıra insanlar da dahil varlıklara tapılması yani kulluk/ibadet edilmesine birçok yerde değinilmiştir. Nedenini ise kendi ağızlarından dinleyelim:
3. Dikkat edin! Arı duru din yalnızca Allah’a aittir. O’nun peşi sıra dostlar edinenler “Onlara, bizi yalnızca Allah’a biraz daha yaklaştırsınlar diye kulluk ediyoruz!” (derler). Şüphesiz ki Allah ayrılığa düştükleri şeyler (konusun)da aralarında hüküm verecektir. Şüphesiz ki Allah yalancı ve inkârcı kimseyi doğru yola ulaştırmaz.
Kuran, müminlere şu soruları kendilerine sormalarını ister:
- Kime kulluk/ibadet etmeliyiz?
- Kime asla kulluk/ibadet etmemeliyiz?
Çoğu inanan ilk sorudan rahatsız olacak gibi görünüyor. 'Elbette Allah’a ibadet ediyoruz!' diyecekler. Ancak Kuran, insanın ibadet ettiği şeyin mutlaka ibadet ettiğini söylediği şey olmadığını, ancak zihnini çoğunlukla meşgul eden şey veya kişi olduğunu belirtir.
44. Ey babacığım! Şeytana kulluk etme! Şüphesiz ki şeytan, Rahmân’a asi oldu.
60. Ey âdemoğulları! Sizden şöyle söz almamış mıydım: ‘Şeytana tapmayın; şüphesiz ki o, sizin için apaçık bir düşmandır.'
40. O gün (Allah) onların hepsini toplayacak; sonra meleklere “Size tapanlar bunlar mıydı?” diye (sora)caktır.
41. (Meleklerde) “Sen yücesin; bizim dostumuz onlar değil, sensin. Aslında onlar cinlere tapıyorlardı. Çoğu onlara inanmıştı.” diyeceklerdir.
19. Rahmân’ın kulları olan melekleri dişi saydılar. Onların (meleklerin) yaratılışına şahit mi olmuşlar! Şahitlik (iddia)ları yazılacak ve sorguya çekileceklerdir.
20. Dediler ki: “Rahmân dileseydi, biz onlara tapmazdık.” Onların bu konuda hiçbir bilgisi yoktur. Onlar yalandan başka bir şey söylemeyenlerdir.
26. (Müşrikler): “Rahmân (olan Allah, melekleri) çocuk edindi!” dediler.
(Haşa)! O (çocuk edinmekten) yücedir. Aksine (melekler) ikram edilmiş kullardır.
158. O’nunla (Allah ile) cinler arasında da bir soy bağı uydurdular. Yemin olsun ki cinler de (Allah’ın huzurunda) hazır kılınacaklarını bilirler.
159. Allah onların (müşriklerin) yakıştırdıkları şeylerden yücedir.
160. Allah’ın samimi kulları hariç.
161-163. Siz ve taptığınız şeyler (hiçbiriniz), cehenneme girecek olan kimseden başkasını asla O’na karşı azdırıp saptıramazsınız.
Bu başlıkta çokça ayet olmasının nedeni insanı ayırt etmesi zor olan için daha fazla uyarmayı sağlamak olarak düşünebiliriz.
18. Onlar Allah’ın peşi sıra kendilerine zarar da yarar da sağlamayacak şeylere tapıyorlar ve
“Bunlar, Allah katında bizim şefaatçilerimizdir.” diyorlar.
De ki: “Siz Allah’a göklerde ve yerde bilemeyeceği bir şeyi mi bildiriyorsunuz! O, onların ortak koştuklarından yücedir ve uzaktır.”
76. De ki: “Allah’ın peşi sıra sizin için yarar ve zarara gücü yetmeyen şeylere mi tapıyorsunuz!” Allah -evet yalnızca O- duyandır, bilendir.
56. De ki: “Allah’ın peşi sıra yalvardıklarınıza tapmam bana yasaklandı.”
De ki: “Ben sizin arzularınıza uymam; aksi hâlde saparım ve doğru yola ulaştırılanlardan olmam.”
40. (Allah’ın) peşi sıra taptıklarınız, haklarında Allah’ın hiçbir delil indirmediği, sizin ve atalarınızın taktığı isimlerden başka bir şey değildir. Hüküm yalnızca Allah’a aittir. O, size kendisinden başkasına ibadet etmemenizi emretmiştir.
İşte doğru din budur fakat insanların çoğu (bu gerçeği) bilmezler.
73. (Müşrikler) Allah’ın peşi sıra kendilerine göklerden ve yerden hiçbir rızık veremeyen ve (hiçbir şeye) güçleri yetmeyen şeylere tapıyorlar.
66. (İbrahim) “Allah’ın peşi sıra size hiçbir yarar ve zarar veremeyen şeylere (hâlâ) tapacak mısınız?” demişti.
67. “Size de Allah’ın peşi sıra tapmakta olduğunuz şeylere de yazıklar olsun! Akıl etmiyor musunuz?”
98. Siz ve Allah’ın peşi sıra taptığınız şeyler cehennem yakıtısınız. Siz oraya gireceksiniz.
92-93. Onlara (cehennemliklere) “Allah’ın peşi sıra taptıklarınız nerede? Size yardım edebiliyorlar mı veya kendilerine yardımları dokunuyor mu?” denecektir.
45. Senden önce gönderdiğimiz elçilerimize (ümmetlerine) sor! “Rahmân’ın peşi sıra tapılacak ilahlar (edinin.” diye) emretmiş miyiz!
35. Ortak koşanlar şöyle demişlerdi: “Allah dileseydi biz de babalarımız da O’nun peşi sıra başka şeylere tapmazdık. O’nun peşi sıra (O’na rağmen) hiçbir şeyi de haram kılmazdık.” Onlardan öncekiler de böyle yapmışlardı. Elçilere apaçık tebliğden başka ne düşer ki!
71. Onlar, Allah’ın peşi sıra, hakkında Allah’ın hiçbir delil indirmediği, kendilerinin de hakkında bilgi sahibi olmadıkları şeylere tapıyorlar. Zalimlerin hiçbir yardımcısı yoktur.
17. Onları (cehennemlikleri) ve Allah’ın peşi sıra taptıkları varlıkları bir araya getirdiği gün, (Allah) “Şu kullarımı siz mi saptırdınız, yoksa kendileri mi yolu şaşırdılar (yoldan saptılar)?” diye soracaktır.
55. (Kâfirler) Allah’ın peşi sıra kendilerine yarar da zarar da veremeyen varlıklara tapıyorlar. İşte bu kâfir(ler), Rabbine karşı (şeytana) destek çıkmaya çalışır.
43. Onu (Belkıs’ı), Allah’ın peşi sıra taptığı şeyler (gerçeklerden) alıkoymuştu. Şüphesiz ki o da inkârcı bir toplumdandı.
17. Siz Allah’ın peşi sıra birtakım putlara tapıyor, asılsız sözler uyduruyorsunuz. Şüphesiz ki Allah’ın peşi sıra taptıklarınız, size rızık veremezler. Rızkı Allah katında arayın! O’na kulluk edin ve O’na şükredin! Yalnızca O’na döndürüleceksiniz.”
22-23. (Allah meleklere şöyle diyecek:) “Zalimleri, eşlerini (onlar gibi olanları) ve Allah’ın peşi sıra tapmış olduklarını toplayın! Onları cehennemin yoluna iletin!
104-105. De ki: “Ey insanlar! Benim (tebliğ ettiğim) dinimden şüphedeyseniz, ben Allah’ın peşi sıra tapmakta olduklarınıza tapmam. Ancak sizi öldürecek olan Allah’a taparım. Bana 'Müminlerden olmam' emredildi ve ‘Hanîf (Allah’ı birleyen) olarak yüzünü dine çevir; sakın müşriklerden olma!’ (diye emredildi).”
66. De ki: “Bana Rabbimden apaçık deliller geldiğinde (de) Allah’ın peşi sıra yalvardıklarınıza tapmam bana yasaklandı ve bana ‘Âlemlerin Rabbine teslim olmam’ emredildi.”
4. İbrahim’de ve onunla birlikte olanlarda sizin için elbette güzel bir örnek vardır. Onlar toplumlarına demişlerdi ki:
“Biz sizden ve Allah’ın peşi sıra taptıklarınızdan uzağız. Sizi tanımıyoruz. Siz tek bir Allah’a inanıncaya kadar, sizinle bizim aramızda sürekli bir düşmanlık ve öfke belirmiştir.” İbrahim’in, babasına “Şüphesiz ki senin için bağışlanma dileyeceğim. (Fakat) senin için Allah’tan (gelecek) herhangi bir şeyi (önlemeye) gücüm yetmez.” sözü hariç. (O müminler şöyle dua etmişlerdi:) “Rabbimiz! Yalnızca sana güvendik, yalnızca sana yöneldik. Dönüş de yalnızca sanadır.
15. Siz de O’nun peşi sıra dilediğinize tapın (bakalım)! De ki: “Şüphesiz ki kaybedenler, kıyamet günü kendilerine ve ailelerine (destekçilerine) yazık edenlerdir. Dikkat edin! Asıl apaçık kayıp işte budur.
31. (Yahudiler) hahamlarını (bilginlerini), (hristiyanlar) da rahiplerini ve Meryem oğlu Mesih’i (İsa’yı) Allah’ın peşi sıra rabler edinmişlerdi. (Oysa) onlara ancak tek bir ilaha kulluk etmeleri emrolunmuştu. O’ndan başka ilah yoktur. O, onların ortak koştuklarından yücedir.
17. Onları (cehennemlikleri) ve Allah’ın peşi sıra taptıkları varlıkları bir araya getirdiği gün, (Allah) “Şu kullarımı siz mi saptırdınız, yoksa kendileri mi yolu şaşırdılar (yoldan saptılar)?” diye soracaktır.
11. İnsanlardan kimi, Allah’a (imanla küfrün) sınır(ın)da kulluk eder. Kendisine bir iyilik dokunursa bununla huzurlu olur; ağır imtihana uğrarsa yüzü değişir (dinden yüz çevirir). O, dünya(sın)ı da ahiret(in)i de kaybetmiştir. Asıl apaçık kayıp (iflas) işte budur!
12. O, Allah’ın peşi sıra kendisine yararı da zararı da dokunamayacak şeylere yalvarır. Asıl uzak sapkınlık işte budur.
81. Onlar, kendilerine itibar (kaynağı) olsunlar diye Allah’ın peşi sıra ilahlar edindiler.
82. Hayır! Onların ibadetlerini tanımayacak ve onlara hasım (düşman) olacaklardır.
85. Hani babasına ve halkına şöyle demişti: “Siz neye kulluk ediyorsunuz?
86. Allah’ın peşi sıra uydurma ilahlar(a) mı?
83. Hani, İsrailoğulları’ndan “Allah’tan başkasına kulluk etmeyeceksiniz; ana babaya güzel davranacaksınız; yakınlara, yetimlere ve yoksullara (iyilik yapacaksınız)” diye söz almıştık. (Ayrıca) "insanlara güzel söz söyleyin; namazı kılın ve zekâtı verin!" Sonunda azınız hariç, yüz çevirerek dönüp gitmiştiniz.
64. De ki: “Ey kitap ehli! Sizinle bizim aramızdaki eşit (ortak) bir söze gelin: Allah’tan başkasına kulluk etmeyelim; O’na hiçbir şeyi ortak koşmayalım. Kimimiz kimimizi Allah’ın peşi sıra rabler edinmeyelim!”Yüz çevirirlerse (kitap ehline) “Şahit olun ki biz müslümanlarız” deyin.
26. Allah’tan başkasına kulluk etmeyin! Şüphesiz ki ben size (gelecek) elem verici bir günün azabından korkuyorum.” (demişti).
16. (İçlerinden biri şöyle demişti:) “Madem siz onlardan ve Allah’tan başka tapmakta olduklarından uzaklaştınız; mağaraya sığının ki Rabbiniz size merhametinden yaysın ve işinizde sizin için kolaylık sağlasın.”
49. Sonunda (İbrahim) onlardan ve Allah’tan başka taptıkları şeylerden uzaklaşınca ona İshak’ı ve (bir süre sonra da torunu) Yakup’u bağışlamıştık; her birini de peygamber yapmıştık.
21. Âd (kavmin)in kardeşini (Hud’u) an! Zira o, kendinden önce ve sonra uyarıcıların geçtiği Ahkaf bölgesindeki kavmini
“Allah’tan başkasına kulluk etmeyin! Şüphesiz ki üzerinize gelecek büyük bir günün azabından korkuyorum!” diye uyarmıştı.
64. De ki: “Ey cahiller! Bana Allah’tan başkasına kulluk etmemi mi emrediyorsunuz?”
14. Hani elçiler onlara önlerinden ve arkalarından gelerek “Allah’tan başkasına kulluk etmeyin!” dedikleri zaman, (onlar) “Rabbimiz (peygamber göndermek) isteseydi elbette melekleri gönderirdi. Onun için biz sizinle gönderilen şeyleri inkâr ediyoruz!” demişlerdi.
70. Hani o (İbrahim), babasına ve kavmine “Neye tapıyorsunuz?” diye sormuştu.
71. Onlar “Putlara tapıyoruz ve onlara tapmaya devam edeceğiz!” demişlerdi.
72-73. (İbrahim) “Kendilerine yalvardığınızda sizi duyuyorlar veya size yarar ya da zarar verebiliyorlar mı?” diye sormuştu.
74. Onlar “Hayır ama biz babalarımızı böyle yapar bulduk!” cevabını vermişlerdi.
75-76. (İbrahim) şöyle demişti: “Siz ve önceki atalarınız neye taptığınızı hiç düşündünüz mü?
77. Şüphesiz ki onlar benim düşmanımdır; sadece âlemlerin Rabbine (kulluk ederim).
70. (Onlar) şöyle demişlerdi: “Sen bize tek Allah’a kulluk etmemiz ve atalarımızın tapmakta olduklarını bırakmamız için mi (bunları mı demeye) geldin? Doğru söyleyenlerdensen bize vadettiğini bize getir!”
62. (Kavmi ise) şöyle demişti: “Ey Salih! Elbette sen bundan önce içimizde ümit beslenen birisiydin. (Şimdi) babalarımızın taptıklarına tapmaktan bizi engelliyor musun? Şüphesiz ki bizi kendisine (kulluğa) çağırdığın şeyden kuşkulandıran bir şüphe içindeyiz.”
87. (Medyenliler Şuayb’a) şöyle demişlerdi: “Ey Şuayb! Babalarımızın taptıklarını (putları) veya mallarımız hakkında dilediğimizi yapmayı terk etmemizi sana salâtın (ibadetin) mi emrediyor? Şüphesiz ki sen çok hoşgörülüsün; akıllısın!”
109. Onların tapmakta oldukları şeylerle ilgili şüphen olmasın! Onlar daha önce babalarının taptığından başka bir şekilde tapmıyorlar. Biz onların (azaptan) paylarını mutlaka eksiksiz olarak vereceğiz.
10. Elçileri şöyle demişti: “Gökleri ve yeri yoktan yaratan Allah hakkında şüphe mi var? (Oysa) O, sizin günahlarınızdan bir kısmını bağışlamak ve sizi belirlenmiş bir vakte kadar ertelemek için sizi (gerçeğe) çağırıyor.” Onlar da şöyle demişlerdi: “Siz de ancak bizim gibi bir insansınız. Siz bizi atalarımızın tapmış olduğu şeylerden döndürmek istiyorsunuz. (Öyleyse) bize apaçık bir delil getirin!”
43. Onlara apaçık ayetlerimiz tilavet edildiği (okunup aktarıldığı) zaman şöyle demişlerdi: “Bu, sizi babalarınızın taptığı (ilahlardan) çevirmek isteyen bir adamdan başkası değildir. Bu (Kur’an) da uydurulmuş bir yalandan başka bir şey değildir!” demişlerdi. Gerçek kendilerine geldiğinde onu inkâr edenler “Bu (Kur’an) apaçık bir büyüden başka bir şey değildir!” demişlerdi.
53. Onlar da “Biz atalarımızı bunlara tapanlar olarak bulduk.” demişlerdi.
37. Gece ve gündüz, Güneş ve Ay O’nun delillerindendir. Güneş için de Ay için de secde etmeyin!
Yalnızca O’na (Allah’a) ibadet ediyorsanız, onları da yaratan Allah için secde edin!
17. Tağut’a (azgınlık edene) kulluk etmekten kaçınıp, Allah’a yönelenlere müjde vardır. (Bu) kullarımı müjdele!
36. Yemin olsun ki biz “Allah’a kulluk edin ve Tağut’tan (azgınlık edenden) kaçının!” diye (emretmeleri için) her ümmete bir elçi göndermiştik. Allah onlardan bir kısmını doğru yola ulaştırmıştır; bir kısmı da sapkınlığı hak etmişlerdi. Yeryüzünde dolaşın; sonra yalanlayanların sonunun nasıl olduğuna bakın!
60. De ki: “Allah katında yeri bundan daha (feci olan asıl) kötülüğü size bildireyim mi? Allah’ın lanetlediği ve gazap ettiği, aralarından (ahlaken âdeta) maymunlara ve domuza çevirdikleri, (ayrıca) tâğût (denen put)a tapmış (olanlar var ya) yeri en kötü olan ve doğru yoldan tamamen sapanlar işte bunlardır.”
95-96. (İbrahim) “Yonttuğunuz şeylere mi ibadet ediyorsunuz! Sizi ve yapmakta olduklarınızı Allah yarattı” demişti.
35. Hani İbrahim şöyle demişti: “Rabbim! Bu şehri (Mekke’yi) güvenli kıl; beni ve oğullarımı putlara tapmamızdan (puta tapıcılıktan) uzak tut!
26. Hani İbrahim, babasına ve kavmine şöyle demişti: “Ben sizin taptıklarınızdan uzağım!
42. Hani babasına demişti ki: “Ey babacığım! Duyamayan, göremeyen ve sana hiçbir yarar sağlayamayacak şeylere niçin tapıyorsun?
15. Onlar (müşrikler), kullarından bir kısmını O’nun (Allah’ın) bir parçası saydılar. Şüphesiz ki (müşrik) insan, apaçık bir nankördür.
81. De ki: “Rahmân’ın herhangi bir çocuğu olsa(ydı), elbette (ona) kulluk edenlerin ilki ben olur(d)um!”
28. Onların hepsini bir araya toplayacağımız, sonra da (Allah’a) ortak koşmuş olanlara “Siz ve koştuğunuz ortaklar, yerinizde bekleyin!” diyeceğimiz gün artık onların (putlarıyla) aralarını tamamen ayırmış (olacağ)ız. Onların ortakları şöyle diyecektir: “Siz bize ibadet etmiyordunuz.”
29. Bu yüzden bizimle sizin aranızda şahit olarak Allah yeter. Şüphesiz ki biz sizin (bize) tapmanızdan tamamen habersizdik.”
62.O gün (Allah) onlara seslenerek “Benim ortaklarım olduklarını iddia ettikleriniz hani nerede!” diyecektir.
63. (O gün) aleyhlerine hüküm gerçekleşmiş olanlar şöyle diyeceklerdir: “Rabbimiz! Şunlar, azdırdığımız kişilerdir. Biz nasıl azmışsak onları da öyle azdırdık. (Kendilerinden) uzak olduğumuzu sana (arz ederiz). Zaten onlar, bize de tapmıyorlardı.
110. De ki: “Ben yalnızca sizin gibi bir insanım. Bana ‘ilahınızın tek bir ilah olduğu’ vahyolunuyor.” Artık kim Rabbine kavuşmayı umuyorsa iyi işler yapsın ve Rabbine ibadette kimseyi ortak koşmasın!
36. Allah’a ibadet edin ve O’na hiçbir şeyi ortak koşmayın! Ana babaya, yakınlara, yetimlere, yoksullara, yakın komşuya, uzak komşuya, yakın arkadaşa, yolcuya, sağ ellerinizin sahip olduklarına iyilik (edin)! Şüphesiz ki Allah, kendini beğenmiş, övünüp duranı sevmez.
72. “Şüphesiz ki Allah –işte o– Meryem oğlu Mesih (İsa)’dır!” diyenler elbette kâfir olmuşlardır.
(Oysa) Mesih (İsa), “Ey İsrailoğulları! Benim Rabbim ve sizin Rabbiniz olan Allah’a kulluk edin!” demişti. (Bilin ki) kim Allah’a ortak koşarsa elbette Allah ona cenneti haram kılmıştır; onun barınağı ateştir ve zalimler için hiçbir yardımcı yoktur.
117. “Ben onlara, yalnızca senin bana emrettiğin (şu esası) söyledim: ‘Benim de Rabbim, sizin de Rabbiniz olan Allah’a kulluk edin!’ İçlerinde olduğum sürece kendilerine şahittim. Beni vefat ettirince artık onlar üzerine gözetleyici yalnız sen oldun. Sen her şeye şahitsin.
102. İşte Rabbiniz Allah budur. O’ndan başka ilah yoktur. Her şeyin yaratıcısıdır. (Öyle ise) O’na kulluk edin! O, her şeye vekildir (güven kaynağıdır).
59. Şüphesiz ki Nuh’u elçi olarak kavmine biz göndermiştik de “Ey kavmim! Allah’a kulluk edin! Sizin için O’ndan başka ilah yoktur. Şüphesiz ki üzerinize gelecek büyük bir günün azabından korkuyorum!” demişti.
65. Âd (kavmine) de kardeşleri Hud’u (göndermiştik) de “Ey kavmim! Allah’a kulluk edin! Sizin için O’ndan başka ilah yoktur. (Hâlâ) takvâlı (duyarlı) davranmayacak mısınız?” demişti.
73. Semûd’a da kardeşleri Salih’i (göndermiştik de onlara) şöyle demişti: “Ey kavmim! Allah’a kulluk edin! Sizin için O’ndan başka ilah yoktur. Elbette size Rabbinizden apaçık bir delil gelmiştir. İşte Allah’ın şu devesi sizin için bir delildir. Onu bırakın da Allah’ın (yarattığı bu) toprakta yesin (otlasın). Ona hiçbir kötülük etmeyin! Yoksa sizi elem verici bir azap yakalar.
85. Medyen’e de kardeşleri Şuayb’ı (göndermiştik de onlara) şöyle demişti: “Ey kavmim, Allah’a kulluk edin! Sizin için O’ndan başka ilah yoktur. Elbette size Rabbinizden apaçık bir delil gelmiştir. Ölçüyü ve tartıyı tam yapın, insanların eşyalarını eksik vermeyin! Düzenine (ıslaha) kavuşturulduktan sonra yeryüzünde bozgunculuk yapmayın! İnanırsanız böylesi sizin için hayırlı olandır.
3. Şüphesiz ki Rabbiniz, gökleri ve yeri altı günde (dönemde) yaratan, sonra da her işi yöneterek arşa istiva eden Allah’tır. O’nun izni olmadan kimse şefaatçi olamaz. İşte O Rabbiniz Allah’tır. O’na kulluk edin! (Gerçeği) hatırlamıyor musunuz?
50. Âd (kavmine) de kardeşleri Hud’u (göndermiştik ve onlara) şöyle demişti: “Ey kavmim! Allah’a kulluk edin! Sizin için O’ndan başka ilah yoktur. Siz yalan uyduranlardan başkası değilsiniz.
61. Semûd (kavmine) de kardeşleri Salih’i (göndermiştik). “Ey kavmim! Allah’a kulluk edin! Sizin için O’ndan başka ilah yoktur. O sizi yerden (topraktan) yaratmış ve sizi orada yaşatmıştı. O’ndan bağışlanma dileyin; sonra da O’na tevbe edin! Şüphesiz ki Rabbim (kullarına) yakındır; (dualarına) karşılık verendir.” demişti.
84. Medyen’e de kardeşleri Şuayb’ı (göndermiştik; onlara) şöyle demişti: “Ey kavmim, Allah’a kulluk edin! Sizin için O’ndan başka ilah yoktur. Ölçüyü ve tartıyı eksik yapmayın! Şüphesiz ki ben sizi hayır (bolluk) içinde görüyorum. Şüphesiz ki ben sizin için kuşatıcı bir günün azabından korkuyorum.
123. Göklerin ve yerin gaybı (bilinemeyeni) yalnızca Allah’a aittir. Her iş yalnızca O’na döndürülür. Öyle ise O’na kulluk et ve O’na güven! Rabbin yaptıklarınızdan asla habersiz değildir.
36. Kendilerine kitap verdiklerimiz(den bazısı) sana indirilene (Kur’an’a) sevinirler. Fakat (diğer) gruplardan onun bir kısmını inkâr eden de vardır. De ki: “Bana, yalnızca Allah’a kulluk etmem ve O’na ortak koşmamam emrolundu. Ben yalnız O’na çağırıyorum ve dönüşüm de yalnız O’nadır.”
99. Sana kesin bir gerçek (olan ölüm) gelinceye kadar Rabbine ibadet (kulluk) et!
23. Rabbin, sadece kendisine kulluk etmenizi ve ana babaya iyiliği emretmiştir. Onlardan biri veya her ikisi senin yanında yaşlanırsa, kendilerine sakın “Öf!” bile deme; onları azarlama; kendilerine güzel sözler söyle!
36. (İsa şunu söylemiştir:) “Şüphesiz ki Allah benim de Rabbimdir; sizin de Rabbinizdir. O’na kulluk edin! Doğru yol budur.”
14. Şüphesiz ki ben -evet ben- Allah’ım. Benden başka ilah yoktur. Bana kulluk et ve beni hatırlamak için namaz kıl!
92. Şüphesiz ki bu (peygamberler ve iman edenler), tek bir ümmet olarak sizin ümmetinizdir.
Ben de sizin Rabbinizim. Öyle ise bana kulluk edin!
25. Senden önce hiçbir elçi göndermedik ki ona “Benden başka ilah yoktur; bana kulluk edin!” diye vahyetmiş olmayalım.
77. Ey iman edenler! Rükû edin; secde edin; Rabbinize ibadet edin; hayır işleyin ki kurtulasınız!
23. Yemin olsun ki Nuh’u elçi olarak kavmine göndermiştik de “Ey kavmim! Allah’a kulluk edin! Sizin için O’ndan başka ilah yoktur. (Hâlâ) takvâlı (duyarlı) davranmayacak mısınız?” demişti.
45. Yemin olsun ki “Allah’a kulluk edin!” (demesi için) Semûd’a kardeşleri Salih’i (peygamber olarak) göndermiştik ve birdenbire birbiriyle çekişen iki gruba ayrılmışlardı.
91. (De ki:) “Ben her şey sadece kendisine ait olan ve saygın kıldığı bu şehrin (Mekke’nin) Rabbine kulluk etmekle emrolundum. Ben müslümanlardan olmakla emrolundum.
36. Medyen’e de kardeşleri Şuayb’ı (elçi göndermiştik). Şöyle demişti: “Ey kavmim, Allah’a kulluk edin! Ahiret gününe ümit bağlayın ve yeryüzünde bozgunculuk yaparak karışıklık çıkarmayın!”
56. Ey iman eden kullarım! Şüphesiz ki benim arzım (yerim) geniştir. Yalnızca bana kulluk edin!
22. Ben ne diye beni yoktan yaratana ibadet etmeyecekmişim ki! (Oysa) hepiniz yalnızca O’na döndürüleceksiniz.
61. 'Bana kulluk edin; doğru yol budur’.
64. Şüphesiz ki Allah -yalnızca O- benim de Rabbimdir; sizin de Rabbinizdir. O’na kulluk edin! Doğru yol budur.”
62. Allah için secde edin ve (O’na) kulluk edin!
3. Allah’a kulluk edin; O’na karşı takvâlı (duyarlı) olun ve bana itaat edin.
3. Bu Ev’in (Kâbe’nin) Rabbine kulluk etsinler!
51. Şüphesiz ki Allah benim de Rabbimdir; sizin de Rabbinizdir. O’na kulluk edin! Doğru yol budur.”
138. Allah’ın boyası (ile boyanın)! Allah’ın boyasından daha güzel boyası olan kimmiş! Biz yalnızca O’na kulluk edicileriz.
133. Yakup’a ölüm geldiği zaman siz orada mıydınız yoksa! O zaman (Yakup), oğullarına
“Benden sonra neye (kime) kulluk edeceksiniz?” demişti.
Onlar da: “Senin ve ataların İbrahim, İsmail ve İshak’ın ilahı olan tek ilaha (Allah’a) kulluk edeceğiz; biz yalnızca O’na teslim olmuşuzdur.” demişlerdi.
1. De ki: “Ey kâfirler!
2. Ben sizin tapmakta olduklarınıza tapmıyorum.
3. Siz de benim tapmakta olduğuma tapmıyorsunuz.
4. (Zaten) ben sizin tapmış olduklarınıza tapmıyordum.
5. Siz de benim taptığıma tapmıyordunuz.
6. Sizin dininiz size, benim dinim banadır!"