Arap dili lügatları, Keramet'in kökü olan Kerem'in şu anlamlarına dikkat çekerler: İzzet, onur, şeref, cömertlik, hürriyet. Aynı lügatlar Keramet'in de Kerem sıfatlarıyla bezenmek anlamında olduğunu bildirirler. Demek oluyor ki, tarikat çevrelerinin iddia ettiği anlamda bir keramet her şeyden önce dil bakımından doğru değildir.
Râgıb el-Isfahanî el-Müfredât adlı eserinden Kerem maddesi:
Eli açıklık, cömertlik anlamına gelen كَرَم (Kerem)Yüce Allah için bir sıfat gibi kullanıldığında, O’nun her yerde her zaman açıkça ortaya çıkan iyilik yapması ve nimetler vermesi anlamına gelir. Tıpkı: فَإِنَّ رَبِّي غَنِيٌّ كَرِيمٌ …Rabbim zengindir, cömerttir (27/Neml 40) âyetinde olduğu gibi. Bu sıfat, insanlar için kullanıldığında ise, onun hâl ve hareketlerinde ortaya çıkan takdire şayan ahlak ve iş/davranışlar manasını taşır. Bu özelliğin insanda gizli olarak kalması yetmez, ancak açıkça ortaya çıktığında kişiye كَرِيمٌ(cömert) adı verilebilir.
Bazı alimler der ki: كَرَمُ sıfatı tıpkı حُرِّيَّةُ (hürriyet) sıfatı gibidir. Şu farkla ki, hürriyet sıfatı hem küçük hem de büyük iyilikler için kullanılabilir. Kerem ise, ancak, Allah yolunda cihad edecek bir orduyu baştan sona teçhizatla donatmak veya bir topluluğun tamamının kanının akmasını önleyecek bir bedeli üstlenmek gibi, büyük iyilikler için kullanılabilir.
Yüce Allah’ın: إِنَّ أَكْرَمَكُمْ عِنْدَ اللَّهِ أَتْقَاكُمْ Muhakkak ki Allah yanında en değerli ve en üstün olanınız O’ndan en çok korkanınızdır (49/Hucurât 13) âyetinde geçen أَكْرَمَكُمْ ifâdesine gelince, burada كَرَم kelimesinin direk takdire şayan işleri ifâde ediyor olması, en değerli ve en üstün olan güzel fiiller ise, Yüce Allah’ın rızasını kazanmak amacıyla yapılan işler olmasındandır. Yaptığı işlerin en güzelleriyle Allah’ın rızasını gözeten kişi takva sahibi kişidir. Öyle ise, insanların en كَرِيم olanı takva yönünden en ileride olandır. Onun için kendi alanında değerli olan her şey, كَرَم sıfatı ile nitelendirilir.
Bu anlamda Allah buyurur ki: فَأَنْبَتْنَا فِيهَا مِنْ كُلِّ زَوْجٍ كَرِيمٍ …Ve orada her güzel çiftten bitkiler yetiştirdik (31/Lokmân 10); وَزُرُوعٍ وَمَقَامٍ كَرِيمٍ Ne ekinler, ne yüce makamlar (44/Duhân 26); إِنَّهُ لَقُرْآَنٌ كَرِيمٌ O, elbette üstün değerli bir Kur’ân’dır (56/Vâkıa 77); وَقُلْ لَهُمَا قَوْلاً كَرِيمًا İkisine de tatlı ve güzel söz söyle (17/İsrâ 23).
Keramet sözcüğüyle aynı anlamda bir kök olan 'Kerem'in türevleri (kerîm, ikram, tekrîm, mükrim) Kur'an'da 47 kez kullanılmıştır. En çok kullanılan sözcük Kerim sözcüğüdür. İlginçtir, Kerim sözcüğü hem Allah'ın hem Cebrail'in hem Hz. Peygamber'in sıfatlarından biridir. Dahası, kerîm, bütün peygamberlerin sıfatıdır. Firavun’nun köleleştirdiği insanları aydınlatıp kurtarmak için gönderilen peygamber de kerim bir elçidir:
17. Yemin olsun ki kendilerinden önce Firavun’un kavmini de imtihan etmiştik. Onlara değerli(kerim) bir elçi gelmişti.
Geleneksel anlamıyla, özellikle tarikat literatüründeki şekliyle keramet, peygamberlerin yetkilerini kullanmak için bir takım insanları öne çıkarma ve dokunulmaz kılma aracı yapılan bir kavram olarak dikkat çekiyor.
Tarikat literatürünün anladığı ve anlattığı mânâda bir kerametin Kur'an ve sünnette hiçbir dayanağı yoktur. Fakat kendileri "Mucize, peygamberlere, keramet de velilere verilmiştir; peygamberliğin göstergesi mucize, veliliğin göstergesi de keramettir!" diyebilmektedirler.
Bu anlamda anlattıkları kerametler, mucizelerle lütuflandırılmış peygamberlerde bile görülmez. Eğer keramet dedikleri, belirleyici bir ölçü-değerse, tarikat çevrelerinin keramet sahibi kişileri, Kur'an'ın tanıttığı nebilerden çok üstün niteliklere layık olmalıdır. Böyle bir şeyin olabileceğini kabul ise insanı Kur'an dininin dışına çıkarır, yani kâfir eder.
Allah’ın velillerinin özelliklerinden bahsetmiştik. Kur'an, veli (Allah'a yakın insan) insanın özelliklerini açıkça vermiştir. Bu tanımda şu iki unsur vardır: Allah'a iman ve takva'dır, keramet değil.
62. Dikkat edin! Allah’ın dostlarına(veli) korku yoktur; onlar üzülmeyecektir de.
63. Onlar, iman edip takvâlı (duyarlı) olanlardır.
Kerem, övülen sıfatların genel adıdır. Her şeyin doruk noktada ulaştığı onur da kerem sözcüğüyle ifade edilir ve tüm varlıklar için kullanılır." Özgürlük bahşetme ve cömertçe vermede en yüce mertebe, Allah'ındır. Onun içindir ki, O, Kur'an'ın vahyedilen ilk beş ayetinde kendisini 'Ekrem' olarak tanıtmıştır. Ekrem, kerim sıfatının ismi tafdilidir(bir şeyin en iyisini belirtme). Kerem niteliklerini en ileri anlamda taşıyan kudret veya benlik için kullanılır:
1. Yaratan Rabbinin adı ile oku!
2. O, insanı ‘alaktan (embriyodan) yarattı.
3. Oku! Rabbin en cömert olandır!
4. Kalemle (yazmayı) öğreten O’dur.
5. İnsana bilmediğini (O) öğretti.
Kerem kökünden türeyen sözcükleri barındıran ayetlerden, Kur'an'da insan için kullanılan, üstün ve hünerli kılmak anlamındaki ayetler şöyledir:
62. (İblis) “Bana üstün kıldığın şu (insan)a bakar mısın? Beni kıyamet gününe kadar ertelersen, azı dışında onun neslini kendime bağlayacağım.” demişti.
70. Yemin olsun ki âdemoğlunu değerli kıldık; onları karada ve denizde taşıdık; kendilerine tertemiz rızıklar verdik ve onları, yarattığımız kişilerden birçoğuna üstün kıldık.
Üstünlük taslama ve üstün özelliklere sahip olma isteği iblis ve iblis gibilerin düşünceleridir. Görüldüğü üzere Kur'an, insanın sahip bulunduğu kerameti, tüm insanların, yaratılıştan taşıdığı seçkinlikleri ifade için kullanmıştır; bir sınıfın farklılığını ve dokunulmazlığını ifade için değil. İnsana yüklenen potansiyel değerlere kim daha çok sahipse kerametten en büyük payı o alır. Yani insana verilen keramet, onun varlık ve hayatta vücuda getirdiği güzel eserler, ürettiği güzel değerlerle belirginleşir.
Tarikat çevrelerinin dillerine doladığı keramet, tabiat kanunlarını etkisiz kılan birtakım meziyetlerden oluşur. Oysaki Kur'an, sünnetullah ve kader dediği tabiat kanunlarının hiçbir şekilde değişmeyeceğini, değiştirilemeyeceğini açıkça ve defalarca ifade etmektedir.
77. (Nitekim) senden önce gönderdiğimiz elçiler hakkındaki kanun (da böyleydi). Bizim kanunumuzda asla hiçbir değişiklik bulamazsın.
62. Daha önce geçenler arasında da Allah’ın kanunu (buydu). Allah’ın kanununda asla bir değişiklik bulamazsın.
42-43. Kendilerine bir uyarıcı gelmesi hâlinde, herhangi bir topluluktan daha doğru yolda olacaklarına dair
bütün güçleriyle Allah’a yemin etmişlerdi. Fakat onlara uyarıcı gelince bu, onların sadece gerçek(ler)den uzaklaşmalarını yani yeryüzünde kibirlenmelerini ve kötülük tuzağını (kurmalarını) artırdı. Oysa kötü tuzak, sadece sahibinin başına geçer. Onlar öncekilere (uygulanan Allah'ın) kanunundan başka ne bekliyorlar ki! Allah’ın kanununda asla bir değişiklik bulamazsın! Allah’ın kanununda asla bir sapma bulamazsın.
23. Allah’ın, daha önce geçen (süregelen) kanunu (budur). Allah’ın kanununda asla bir değişiklik bulamazsın.
Bu arada tüm insanlarda bulunan ama çoğunluk tarafından işletilemeyen duru görü, telepati, telekinezi gibi olgular da istismar edilmiştir. Ancak bunları işletebilenlerin din açısından üstün olduğuna ilişkin herhangi bir kanıt yoktur. Bu özellikleri beceren her insan kullanabilir ve birçok ülkede, birçok din ve anlayıştan birçok insan, hatta ateistler bile kullanmaktadır. Bunların dinle imanla bir ilgisi yoktur.