Kendisini Doğru Yolda Zannedenler...

 

Tâhâ 63. Ayet

63. Şöyle demişlerdi: “Bu ikisi (Musa ve Harun), büyüleriyle sizi yurdunuzdan çıkarmak ve örnek yolunuzu ortadan kaldırmak isteyen iki büyücüdür.”

 

Bu ifade, geleneği din haline getirenlerin kendi yollarını “örnek yol” olarak gördüklerinin bir delilidir. Buna karşılık, peygamberlere de insanları kendi yollarından engelleyen kişiler veya saptırıcılar şeklinde suçlamalar yöneltmişlerdi. Vahye ve onu tebliğ edenlere yönelik bu şekildeki olumsuz tavırların sahiplerinin kimleri izledikleri, kimlerin yollarını yol edindikleri açıkça görülmektedir.

 

Furkân 42. Ayet

42. (Müşrikler) “Onları (savunmakta) kararlılık göstermemiş olsaydık, neredeyse bizi ilahlarımızın (yolundan) saptıracaktı!” (diyorlar). Azabı gördüklerinde kimin yolu şaşırdığını ileride bileceklerdir!

 

Müşrikler kendilerince bir kararlılık ortaya koyduklarını belirterek, inançlarında kaldıklarını, Hz. Peygamber’in onları yollarından çeviremediğini, yollarından kendilerini saptıramadığını belirtmişlerdi. Müşrikler bu ifadeleriyle Hz. Peygamber’e sapkın suçlamasında bulunmuşlardı.

 

Mutaffifîn 32. Ayet

32. Onları (müminleri) gördükleri zaman ise “Şüphesiz ki bunlar sapkınlardır!” derlerdi.

 

Müslümanlara sapkın veya sapık demenin bir müşrik ahlakı olduğu, kendi grubunu veya kanaatini hakikatin yerine koyarak başkalarına karşı inkarcılık ve sapkınlık suçlamasında bulunmak büyük bir hatadır ki bu tür bir değerlendirme yapmamak gerektiği akıldan çıkartılmamalıdır. Hakikati ilan edenlere sapkın dememek gerektiği ayetin güne dair en önemli mesajları arasında yer almaktadır. Özellikle müslümanların söylemlerinde Müşriklerin dilini mi Kur’an’ın dilini mi kullandığı, sözlerinin kimlere benzediği noktasında bir özeleştiri yapmaları ve Kur’an ışığında bir tutum ve davranış sergilemeleri gerektiği son derece önemlidir.

 

Sâd 6. Ayet

6. İçlerinden yöneticiler öne atılmış, (şöyle demişlerdi:) “(İnancınızda) yürüyün; ilahlarınıza bağlı kalın (onları savunun)! Şüphesiz ki bu, (sizden) istenen şeydir.

 

Kendileri gibi müşrik olan muhataplarına “ilâhlarını savunmalarını, onlardan istenenin sadece bu olduğunu” söylemiş, kendilerini harekete geçirmeye çalışmışlardı.

 

Mü'min 26. Ayet

26. Firavun, “Bırakın beni, Musa’yı öldüreyim; (o da) Rabbine yalvarsın! Şüphesiz ki ben onun, dininizi değiştirmesinden veya yeryüzünde bozgunculuk çıkarmasından korkuyorum!” demişti.

 

Firavun, toplumda yaşanmakta olan dini hayatı geleneksel anlamda doğru kabul ettiği için vahyi anlatan Hz. Musa’yı “dini değiştiren adam” ve “toplumda fesat çıkaran kişi” olarak tanıtmış ve onu öldürmek istediğini dile getirmiştir. Günümüzde benzer söylemlerin vahye karşı bilinçsizce kullanılması kimlerin farkında olarak veya olmayarak kimlerin yolunu takip ettiğini göstermede son derece çarpıcı bir örnek oluşturmaktadır.

 

Firavun’un İsrailoğullarına Hz. Mûsâ için dediğini, müşrikler de onun izini takip ederek Hz. Peygamber’i kendilerince “tehlikeli” ve “saptırıcı” olarak görüyorlardı. Bu sözlerinden anlaşılan o ki, Hz. Peygamber görevini tam yapıyor, hiçbir gerçeği gizlemiyor, muhatapların gönlünü almak için Yüce Allah’ı darıltmak gibi bir yanlışa asla ve asla tevessül etmiyordu.

 

Belli ki peygamberlere karşı çıkanlar kendi kabul ettikleri sapkın dini kabulleri savunmakta, buna aykırı olan risalet öğretilerini ise dini değiştirmek şeklinde tarif etmektelerdi. Firavun da işte bu nedenle Hz. Mûsâ’nın tebliğ ettiği vahiy için “dininizi değiştirmesinden böylece ülkede fesatlık çıkarmasından korkuyorum” demişti. İşte yerleşik kabulleri “hak din” sanıp vahyi duyduğunda verilen tepkilerin aslında kimlerin ekmeğine yağ sürdüğü, kimlerin kimlere benzediği ne kadar da bellidir.