Kelime-i Şehadet Nedir? Şehadetimiz Nasıl Olmalıdır?

 

Kur’an’da şâhid “tanık, gözleyen”, meşhûd “gözlenen, izlenen”, şehîd “izleyen, izlenen, tanık olan, gözeten” kelimeleri verilen anlamlarıyla kullanılmaktadır. Şahit olma eylemine de şahadet denir. Bu anlamın dışında bilinen, görünen; algılanan âlemlere şehadet alemi denmiş, gaybın tam tersi mana verilerek kullanılmıştır. İman meseleleri dışında insalar arasındaki hukuki düzen konularında da şahit olma birçok ayette bulunmaktadır.

 

Burada bahsedeceğimiz iman konularındaki şahit olmak yani tanık olmak sadece göz ile yapılan bir eylem olarak düşünülmemelidir. İnsanın düşünce yoluyla birşeyi anlaması kalbiyle onu hissetmesi de bir şahitliktir. Sonuçta hakikat tektir ve insanın bunu nasıl algıladığının ve bunun sonucunda tanıklığının göz ile olup olmamasının bir önemi yoktur. Zaten aşağıdaki ayette de belirtildiği üzere gerçek şahit Allah’tır. Parça varlık olarak İnsan’ın şahitliği de bağlı olduğu bütün sayesinde gerçekleşmektedir. Bizim şahit olup olmamamızla Allah’ın birliği, tekliği değişmeyecektir. Allah öncelikle bizim kendi varlığımıza tanık olmamızı istemektedir. Ben diyerek kendi varlığımızın farkına varıp “Ben varım” diyoruz. Allah yaratmasaydı dediğimiz o “ben” aslında bir hiçti. Ben sözü ile parçanın bütüne olan tanıklığı yerine getirilmiş oluyor. Bu yüzden Allah bize şahit olsun diye biz Allah’a şahit oluyoruz.

 

Âl-i İmrân 18. Ayet

18. Allah, melekleri ve adaleti gözeten ilim sahipleri şahittir ki O’ndan başka ilah yoktur. (Evet) O’ndan başka ilah yoktur. Güçlüdür, doğru hüküm verendir.

 

Kelime-i Şehâdet getirmek ise ""Eşhedü en la ilahe illallah ve eşhedü enne Muhammeden abdühü ve resulühü" cümlesini söylemektir. Bu cümlenin anlamı: "Ben şehâdet ederim ki, Allah'tan başka ilah yoktur. Ve yine şehâdet ederim ki, Muhammed O'nun kulu ve elçisidir."

 

Fakat Kur’an’da bu sözün tamamına referans olabilecek şehadeti içeren şehadet ayeti diyebieceğimiz bir ayet bulunamaktadır. Bu yüzden gayet açık bir şekilde şunu söyleyebiliriz ki Allah insanın sadece sözleriyle oluşturduğu bir teslimiyet ve imanı bizden istememektedir. İnsanın kalbindeki imanın davranışlarına yansımasıyla ancak bu şehadet yerini bulmalıdır.

 

Buna rağmen mevcut anlayışta kelime-i şehâdet getirmek (anlamı bilinsin-bilinmesin) islamın 5 şartından ilki olarak kabul edilip bir nevi İslam dinine giriş sayıldı. Bu cümleyi inanarak söyleyen kişi, iman sahibi olarak kabul edildi. Fakat siz, bir kimsenin söylediği sözü inanarak mı inanmadan mı söylediğini bilemeyeceğinize göre yapılan iş, bilgi ve bilinç olmaktan çıkarılıp ritüelleşmekle kaldı.

 

Peki kaç tane müslüman “Allah'tan başka ilah olmadığına ve (Hz.)Muhammed'in Allah'ın kulu ve elçisi” olduğuna gerçekten tanıklık edebilir? Dediğimiz gibi bu tanıklık gözle görme anlamında değil bilme, bunu idrak edebilme, bilinç düzeyinde bir farkındalığa sahip olma ve aktarabilmedir.. Peki bu bilince sahip olamayan insanların sadece tanık olduklarını söylemeleri kafi midir? İşte tam da bu yüzden Kur’an da böyle bir emir veya ifade geçmemektedir.

 

Aksine aşağıdaki ayetle bu durum eleştirilmektedir.

 

Hucurât 14. Ayet

14. Göçebe Araplar “İman ettik!” dediler. De ki: “Siz (henüz) iman etmediniz ama ‘Teslim olduk!’ deyin! (Çünkü) iman henüz kalplerinize yerleşmedi. Allah’a ve Elçisine itaat ederseniz (Allah) işlerinizden hiçbir şeyi eksiltmez.” Şüphesiz ki Allah çok bağışlayandır, çok merhametlidir.

 

Bu âyette geçen âmennâ ifadesi de gerçek iman değil, “sadece sözle ikrar”dan ibarettir. Nitekim âyetin sonundaki “Henüz îmân kalplerinize girmedi” cümlesi, bu inancın gerçek manada bir iman olmadığını açıkça göstermektedir. İmanın sözle değil, kalple ve eylemlerle gerçekleşeceğini ifade etmek istemekte, bu yüzden onların mümin değil de müslim yani boyun eğen, teslim olan kişiler olduğunu, kalplerine imanın girmediğini bildirmektedir.

 

Nahl 106. Ayet

106. Kim iman ettikten sonra Allah’ı inkâr ederse –kalbi iman ile dolu olduğu hâlde (inkâra) zorlanan başka–, fakat kim kalbini inkara açarsa, işte Allah’ın öfkesi bunlaradır; onlar için büyük bir azap vardır.

 

İşte bu âyette yer alan “kalbi imanla (tevhîdle) dolu olduğu halde” ifadesi, imanın bir kalp onayı gerektirdiğini açıkça ortaya koymaktadır. Kalbinden inanmayan kişiler dilleriyle ne kadar inandıklarını söyleseler de bu onların mümin olmasını sağlamadığını görmekteyiz. Aşağıdaki ayetleri de buna örnek olarak vereibliriz.

 

Bakara 8. Ayet

8. İnsanlardan öylesi vardır ki hiçbir şekilde inanmadıkları hâlde “Allah’a ve ahiret gününe inandık.” derler.

 

Bakara 225. Ayet

225. Allah yeminlerinizdeki boş sözlerle ilgili (kasıtsız yeminlerinizden) sizi sorumlu tutmaz.

Ancak kalplerinizin kazandıklarıyla (kasıtlı yeminlerinizden) sorumlu tutar. Allah çok bağışlayandır, çok hoşgörülüdür.

 

Nahl 22. Ayet

22. İlahınız tek bir ilahtır. (Fakat) ahirete inanmayanlar var ya, onların kalpleri inkârcıdır; kendileri de kibirlenen kişilerdir.

 

Bakara 204. Ayet

204. İnsanlardan öylesi vardır ki dünya hayatı hakkında söyledikleri hoşuna gider; kalbinde olana da Allah’ı şahit tutar. O hasımların en yamanıdır.

 

Ahzâb 5. Ayet

5. Onları (evlatlıkları/bakımını üstlendiğiniz çocukları kendi) babaları(nın adıyla) çağırın! Allah katında en doğrusu budur. Babalarını bilmiyorsanız, (bu takdirde) onlar, sizin din kardeşlerinizdir ve sizin dostlarınızdır. Yanlışlıkla yaptıklarınızda size vebal yoktur fakat kalplerinizin kast ettiği(nde vebal vardır). Allah çok bağışlayandır, çok merhametlidir.

 

Hz.İbrahim’in yukarıdaki ayette geçen sözlerinde insanlara şahitliklerinin içi boş sözlerden oluşmaması gerektiğini tekrar hatırlatmaktadır. Hz.İbrahim Allah’ın onların rabbi olduğunu, taptıklarının onların ilahı olmadığına şahitlik ettiğini söylüyor. Çünkü onların söyledikleri tek şey 53. ayette şöyle ifade ediliyor:

53. Onlar da “Biz atalarımızı bunlara tapanlar olarak bulduk.” demişlerdi.

 

Enbiyâ 56. Ayet

56. (İbrahim) “Hayır, sizin Rabbiniz, yoktan yarattığı göklerin ve yerin Rabbidir; ben buna şahitlik edenlerdenim.” demişti.

57. “Allah’a yemin olsun: Siz dönüp gittikten sonra putlarınıza elbette bir plan uygulayacağım!”

58. (İbrahim), sonunda belki ona dönerler (sorarlar) diye büyükleri hariç onları (putları) paramparça etmişti.

 

57. ayetteki Tellâhi yemin ifadesiyle başlayan kısımla onları paramparça ederek elleriyle yaptıkları putların onların rabbi olmadığını yoktan yarattığı göklerin ve yerin rabbinin onların rabbi olduğuna şahitliğini deliliyle ispat edebileceğini gözler önüne sermiştir.

 

 

 Elçiye Şehadet Getirmek

 

Münâfikûn 1. Ayet

1. Münafıklar sana geldiklerinde “Şahitlik ederiz ki şüphesiz sen Allah’ın Elçisisin!” derler. Allah senin elbette kendi elçisi olduğunu bilmektedir. Allah münafıkların yalancı olduklarına elbette şahittir.

 

Fetih 29. Ayetinde "Muhammed onun elçisidir" ifadesi yer almaktadır fakat Kur'an'da şehadetin ikinci cümlesine parça olarak bile kaynak olabilecek bir şehadet ayeti bulunmamaktadır. Yukarıdaki ayette sözle Allah’ın elçisine şehadet eden Münafıklara cevaben Allah’ın zaten bunu bildiği kendilerinin yalanlarıyla ancak kendilerini kandıracaklarına değinilmiş ve böylece sözle yapılan şahitliğinde bir anlamda içinin doldurulmadığındaki duruma da vurgu yapılmıştır.

 

Aşağıdaki ayetle de kişinin Hz.Muhammed’in elçiliğine şehadetinin sadece sözle tekrar ederek değilde esasen nasıl olması gerektiğine dair çok önemli bir vurgu vardır.

 

Ra‘d 43. Ayet

43. Kâfir olanlar “Sen elçi değilsin.” derler. De ki: “Benimle sizin aranızda şahit olarak Allah ve yanında Kitabın bilgisi olan kişi(ler) yeter.”

 

Hz.Muhammed'in elçiliğine insanlardan, ancak kendisinde Kitab'ın bilgisi olan kimselerin tanık olacağı; şehâdet edebileceği bildirilmektedir. Demek ki, Hz.Muhammed'in tanıklığına şehâdetin yolu, vahyin ne olduğuna dair bilgi ve Kur'an'da anlatılan Hz.Muhammed'i öğrenmekten geçmektedir.

 

Tabiki bu demek değildir ki Kelime-i Şehadet getirmeyiniz ya da getirmenize gerek yoktur. Asla! Sadece iletmek istediğimiz nokta insanların, dini içi boş bir ritüel haline getirdiğini böylelikle gerçekte dinin özünün ıskalandığını vurgulamaktır. Yoksa bir insan için Allah’ın birliğini ve Peygamberinin onun kulu ve elçisi olduğunu ifade etmesinden daha güzel ne olabilir. Bu noktada mahiyet büyük önem arz etmektedir.

 

Hadîd 19. Ayet

19. Allah’a ve elçilerine iman edenler -evet sadece onlar- (gerçeği) çok doğrulayanlardır ve Rableri katında şahit olanlardır. (Mahşerde) onlar için ödülleri ve nûrları (ışıkları) vardır. İnkâr edip ayetlerimizi yalanlayanlara gelince, onlar da cehennem halkıdır.

 

İnsanların hakkı onaylaması ve hakka şahitlik etmesinde temel ölçü Yüce Allah’ın değerlendirmesidir. Bu nedenle cümlenin sonunda “Rableri katında” ifadesi yer almaktadır. Çünkü önemli olan nokta, kimlerin sıddîk ve şâhit olduğuna Yüce Allah’ın onay vermesidir. Allah katında hakkı onaylayıp hakka şahitlik edenlerin Yüce Allah’a ve bütün peygamberlere inanıp güvenenler olduğu bu âyette özellikle beyan edilmektedir.

 

Aşağıdaki ayetlerde Peygamberin ağzından da bize iletilmek üzere birçok kez yinelendiği üzere aslında işin özü çok basittir:

 

“Şahit olarak Allah yeter”

 

Ahkâf 8. Ayet

8. Yoksa “Onu (Muhammed) uydurdu” mu diyorlar! De ki: “Ben onu uydurursam, Allah tarafından bana gelecek şeyi (azabı) savmaya gücünüz yetmez. O, sizin (Kur’an) hakkında yaptığınız taşkınlıkları çok iyi bilendir. Benimle aranızda şahit olarak O (Allah) yeter. O çok bağışlayandır, çok merhametlidir.”

 

Yûnus 29. Ayet

29. Bu yüzden bizimle sizin aranızda şahit olarak Allah yeter. Şüphesiz ki biz sizin (bize) tapmanızdan tamamen habersizdik.”

 

Nisâ 79. Ayet

79. (Bu yüzden hâlâ şöyle diyorlar:) “Sana gelen her bir iyilik Allah’tandır. Başına gelen her bir kötülük ise nefsindendir.” Seni (bütün) insanlara elçi olarak gönderdik; (buna) şahit olarak Allah yeter.

 

‘Ankebût 52. Ayet

52. De ki: “Benimle sizin aranızda şahit olarak Allah yeter. Göklerde ve yerde ne varsa (hepsini) bilir.” Batıla inanıp Allah’ı inkâr edenler (var ya), işte onlar kaybedenlerin ta kendileridir.

 

Hacc 17. Ayet

17. Şüphesiz ki iman edenler, yahudi olanlar, sabiiler, hristiyanlar, mecusiler ve müşrik olanlara gelince, şüphesiz ki Allah bunlar arasında kıyamet gününde (ayrı ayrı) hükmünü verecektir. Şüphesiz ki Allah her şeye şahit olandır.

 

Fetih 28. Ayet

28. (Dinini) bütün din(ler)e üstün kılmak için Elçisini bir rehber ve gerçek din ile gönderen O’dur. Şahit olarak Allah yeter.

 

İsrâ 96. Ayet

96. De ki: “Benimle sizin aranızda şahit olarak Allah yeter. Şüphesiz ki O, kullarından haberdardır, görendir.”

 

Nisâ 166. Ayet

166. Fakat Allah sana indirdiğini kendi ilmi ile indirdiğine şahitlik eder; melekler de (buna) şahitlik ederler. Şahit olarak Allah yeter.

 

Hûd 54-55. Ayet

54-55. Biz ‘İlahlarımızdan biri seni fena hâlde çarpmış!’ demekten başka bir söz söylemiyoruz.” (Hud ise) şöyle demişti: “Ben Allah’ı şahit tutuyorum; siz de şahit olun ki ben O’nun peşi sıra ortak koştuklarınızdan uzağım. Hepiniz bana tuzak kurun; sonra da bana zaman tanımayın!

 

Fussilet 53. Ayet

53. Onlara ufuklardaki ve kendi nefislerindeki delillerimizi ileride göstereceğiz ki onun (Kur’an’ın) gerçekliği onlara apaçık olsun. Rabbinin her şeye şahit olması yetmez mi!

 

Allah’ın Şahitliği diğer tüm şahitliklerden üstündür

 

En‘âm 19. Ayet

19. De ki: “Hangi şey şahitlik bakımından en büyüktür?" De ki: “Allah benimle sizin aranızda şahittir. Bu Kur’an, bana, kendisiyle sizi ve ulaştığı herkesi uyarmam için vahyolundu. Yoksa siz Allah ile birlikte başka ilahlar olduğuna şahitlik mi ediyorsunuz?” De ki: “Ben buna şahitlik etmem.” De ki: “O, yalnızca tek bir ilahtır; ben sizin ortak koştuğunuz şeylerden elbette uzağım.”

 

İnsanın şahitliğine güvenilmeyeceğini insanın yalan yere şahitlik edebileceği de vurgulanmıştır.

 

En‘âm 150. Ayet

150. De ki: “Allah şunu yasakladı diye şahitlik edecek şahitlerinizi getirin!” Onlar (yalan yere) şahitlik ederlerse, sen onlarla birlikte şahitlik etme! Ayetlerimizi yalanlayan ve ahiret gününe inanmayanların arzularına uyma! Onlar, (başka varlıkları) Rablerine denk tutuyorlar.

 

İlk Şehadet

 

Bir de Şehâdetin Allah ile insan ruhu arasındaki verilen söz(mîsak) sırasındaki insanın şehâdeti vardır. Bu sırada, Allah insanlara, onları kendi benliklerine şehâdet ettirerek, "Ben sizin rabbiniz değil miyim?" diye sormuş ve insanlar, "Evet rabbimizsin, buna şehâdet ederiz' diye cevap vermişlerdir. Bu şehadet son hesap sırasında, "Biz böyle bir şeyden habersizdik" demeyi önleyecektir.

 

A‘râf 172. Ayet

172. Hani Rabbin âdemoğullarından, onların sırtlarından nesillerini çıkarıp (yaratıp) onları kendilerine şahit tutmuş ve “Ben sizin Rabbiniz değil miyim?” (demiş), onlar da “Evet, buna şâhidiz” demişlerdi. Kıyamet gününde “Biz bundan habersizdik.” dersiniz diye,

 

Alınan diğer bir söz sırasındaki şahitlik ise Peygamberlerin birbirlerine şahitliği olmuştur.

 

Âl-i İmrân 81. Ayet

81. Hani Allah peygamberlerden “Ben size Kitap ve hikmet (doğru hüküm verme yeteneği) verdikten sonra beraberinizdekileri onaylayan bir elçi geldiğinde ona mutlaka inanacak ve yardım edeceksiniz.” diye söz almıştı. “Bunu kabul ettiniz mi? Bu ağır sözümü üstlendiniz mi?” dediğinde, “Kabul ettik.” demişlerdi. (Bunun üzerine Allah) “(Birbirinize) şahit olun! Ben de sizinle birlikte şahitlik edenlerdenim.” demişti.

 

Ahirette Peygameberlerin ümmetlerine şahit olacağı da ayrıca belirtilen bir konudur.

 

Nahl 89. Ayet

89. O gün kendilerinden her ümmete bir şahit göndereceğiz (getireceğiz). Seni de bunların üzerine şahit olarak getirmiş olacağız. Bu Kitabı sana, her şey için bir açıklama, müslümanlar için de bir rehber, rahmet ve müjde olarak indirdik.

 

Nisâ 41. Ayet

41. Her ümmetten bir şahit getirdiğimiz ve seni de onlara şahit olarak getirdiğimiz zaman (hâlleri) nasıl olacak!

 

Nahl 84. Ayet

84. Her ümmetten bir şahit göndereceğimiz (getireceğimiz) gün, artık (özür dilemeleri için) kâfir olanlara izin verilmez; onların özür dilemeleri de istenmez.

 

Kasas 75. Ayet

75. (O gün) her ümmetten bir şahit çıkarmış olacağız ve (inkârcılara) “Kesin delilinizi getirin!” diyeceğiz. (İşte o zaman) bilecekler ki gerçek, Allah’a aittir ve uydurmakta oldukları şeyler de kendilerinden kaybolmuşlardır.

 

Örnek Olma Suretiyle Şahitlik

 

Yüce Allah son ümmeti insanlık için şahit kıldığını ifade etmektedir ki aşağıdaki ayette ise zikredilen şahitlik ümmetin diğer insanlara “örnek” kılınmasıdır. Âyette geçen şehîd kelimesi ise bilinen anlamda “şehit” değil, Kur’ân’daki bütün kullanımlarında da olduğu üzere “şahit, örnek” manasına gelmektedir. Bu anlam doğrultusunda âyette geçen şühedâ ve şehîd kelimeleri dünya şartlarındaki bir manada değerlendirilmeli ve maksadın “örneklik” olduğu bilinmelidir.

 

Bakara 143. Ayet

143. İşte böylece sizin insanlığa şahitler olmanız, Elçinin de size şahit olması için sizi dengeli bir ümmet kıldık. Senin üzerinde bulunduğun (kıble edindiğin Kâbe’yi) biz ancak Elçi'ye uyanı, topukları üzerinde geri dönenden bil(dir)memiz (ayırıp ortaya çıkarmamız) için kıble yaptık. Bu, Allah’ın doğru yola ulaştırdıklarından başkasına elbette ağır gelir. Allah sizin imanınızı asla boşa çıkaracak değildir. Şüphesiz ki Allah insanlara karşı çok şefkatlidir, çok merhametlidir.

 

Hacc 78. Ayet

78. Allah uğrunda, hakkıyla cihad edin (fedakarlık yapın)! O, sizi seçti; dinde üzerinize hiçbir zorluk yüklemedi; babanız İbrahim’in milletinde (dininde de bu böyleydi). Elçi'nin size şahit olması, sizin de insanlara şahit olmanız için O, gerek daha önce (gelmiş kitaplarda), gerekse bunda (Kur’an’da) size “Müslümanlar” adını vermiştir. Öyle ise namazı kılın; zekâtı verin ve Allah’a (O’nun vahyine) sımsıkı sarılın! O, sizin mevlanızdır (efendinizdir). O ne güzel mevladır (efendidir) ve O ne güzel yardımcıdır!

 

Anlaşılıyor ki Hz.Peygamber son ümmete dünyada “şahit (örnek)” kılınmıştır. Âyetin başında ifade edildiği üzere, Hz. Muhammed’in ümmetinin “orta, dengeli, adil, ölçülü bir ümmet” kılınmasının gerekçesi mademki diğer insanlara şahitlik olarak belirlenmiştir, o zaman öncelikli olarak bu şahitliğin dünya şartlarında düşünülmesi gerekmektedir. Şahitlik esas itibariyle “örneklik” manasıyla düşünüldüğünde o zaman dünya şartlarında daha iyi bir insan topluluğunun oluşturulması hedefleniyor demektir.

 

Şahit Kazanmak

 

Hz. İsa ve havarileriyle ilgili ayelerde de şahit olma konusuna yer verilmiştir. Aşağıdaki ayette Hz. İsa’nın dile getirdiği sorusuna havâriler cevap vermişler ve Allah yolunun yardımcıları olduklarını, O’na iman edip güvendiklerini belirterek müslüman olduklarına Hz. İsa’nın şahitlik etmesini dilediklerini ifade etmişlerdir. Çünkü yukarıda da ilettiğimiz üzere peygamberler kıyamet günü kavimlerinin lehinde veya aleyhinde şehadet edeceklerdir.

 

Âl-i İmrân 52. Ayet

52. İsa, onlardaki inkârcılığı sezince “Allah’a doğru (giden yolda) kim bana yardımcı olacak?” diye sormuş, Havariler de “Biz Allah’ın (yolunun) yardımcılarıyız; Allah’a iman ettik. Şahit ol ki biz müslümanlarız” demişlerdi.

53. (Havariler demişti ki:) “Rabbimiz! (Bize vahiy olarak) indirdiklerine inandık ve o Elçiye uyduk. Bizi şahitlerle birlikte yaz.

 

“Bizi şahitlik edenlerle beraber yaz” yani ümmetlerine şehadet edecek olan başta peygamberler olmak üzere hakkın evrensel manada şahitleri her kimse havariler de işte onlarla birlikte anılmak ve yazılmak istemişlerdi.

 

Âl-i İmrân 64. Ayet

64. De ki: “Ey kitap ehli! Sizinle bizim aramızdaki eşit (ortak) bir söze gelin: Allah’tan başkasına kulluk etmeyelim; O’na hiçbir şeyi ortak koşmayalım. Kimimiz kimimizi Allah’ın peşi sıra rabler edinmeyelim!” Yüz çevirirlerse (kitap ehline) “Şahit olun ki biz müslümanlarız” deyin.

 

Mâide 83. Ayet

83. Elçiye indirileni duydukları zaman, tanıdıkları gerçeklerden dolayı gözlerinden yaşlar boşandığını görürsün. Derler ki: “Rabbimiz! İman ettik, bizi (gerçeğe) şahit olanlarla birlikte yaz!

 

Mâide 111. Ayet

111. Hani Havarilere “Bana ve elçime iman edin!” diye vahyetmiştim (bildirmiştim). Onlar da “İman ettik, bizim Allah’a teslim olmuş kişiler (Müslümanlar) olduğumuza sen de şahit ol!” demişlerdi.

 

Hz. İsa ve Havarileri ile ilgili yukarıdaki ayetleri incelediğimizde şunu net bir şekilde görüyoruz ki Havariler kendilerini, Hz.İsa’nın Allah’ın kulu ve elçisi olduğuna şahit değil, kendi imanlarına Hz.İsa’yı şahit tutmaktadırlar. İnsanların imanlarına şahitleri arttırmaya ihtiyacı vardır yoksa ne Allah’ın, ne de peygamberinin, ne de risaletin böyle bir şehadete ihtiyacının olmadığını bilmeli ve şehadetimizi sözde değil özde ortaya koymalıyız.