32. De ki: “Allah’a ve Elçi'ye itaat edin! Yüz çevirirseniz (bilin ki) Allah kâfirleri sevmez.”
Yukarıdaki ayet gibi pek çok Kur'an ayetinde geçen "Allah'a ve elçiye itaat edin" emri hiç şüphesiz Kur'an'ın en önemli emirlerinden biridir! Hadis alimleri bu Kur'an emrini, dini yargının kaynağı olarak hadislere uymanın meşruiyetini savunmak için kullanırlar. Allah'a itaatin Kur'an'a itaatle, elçiye itaatin ise onun hadislerine ve sünnetine uymakla sağlandığını iddia ederler.
Eğer elçiye itaat etmek, Kur'an'a itaat etmekle aynı şey olsaydı, Allah'ın yalnızca "Allah'a itaat edin" diyeceğini eklerler. Dolayısıyla, onların anlayışına göre, Allah'ın "elçiye itaat edin" ifadesini dahil etmesi, elçinin, bizim de uymamız gereken Kur'an'nın yanında kendi dini öğretilerine de sahip olduğu anlamına gelir demekteler. Böylelikle Peygamber'e bazı sözler atfedilerek Kur’an’da yer almayan hükümlerin dine sokulması tamamlanmış olur.
Allah'ın izniyle bu iddiaları Kur'an-ı Kerim'in ışığında inceleyelim:
A- Allah'tan Hz.Muhammed'e, insanlara “De ki” şeklinde belirtilerek söylemesini istediği talimatları içeren en az 332 Kur'an ayeti vardır. Yani Allah, elçisiyle müminlere "De ki" şeklinde emredilen Kur'an sözlerini "söylediğinde" ona itaat etmelerini emretmiştir.
Aşağıda bazı örnekler verilmiştir:
10. De ki: “(Allah şöyle diyor:) Ey inanan kullarım! Rabbinize karşı takvâlı (duyarlı) olun! Bu dünyada güzel davrananlara güzel (karşılık) vardır. Allah’ın arzı (yeryüzü) geniştir. Ancak sabredenlere ödülleri hesapsız verilecektir.”
6. De ki: “Ben yalnızca sizin gibi bir insanım. Bana ‘ilahınızın tek bir ilah olduğu’ vahyolunuyor. Artık O’na yönelin; O’ndan bağışlanma dileyin! Ortak koşanların vay hâline!”
151. De ki: “Gelin Rabbinizin size neleri saygın kıldığını tilavet edeyim (okuyup aktarayım): O’na hiçbir şeyi ortak koşmayın ve ana babaya iyilik (edin)! Fakirlik korkusuyla çocuklarınızı öldürmeyin; (çünkü) sizi de onları da biz rızıklandırmaktayız. Çirkinliklerin açığına da gizlisine de yaklaşmayın! Allah’ın saygın kıldığı (öldürülmesini yasakladığı) canı haksız yere öldürmeyin! İşte bunlar (Allah’ın) size emrettikleridir. Umulur ki akıl edersiniz.
32. De ki: “Allah’ın kulları için çıkarttığı ziyneti ve temiz rızıkları kim haram kılmış ki!”
De ki: “Onlar, kıyamet günü sadece kendilerine özel olmanın yanında dünya hayatında da (sadece inançsızların değil), müminlerindir de." Bilen bir topluluk için ayetleri işte böyle açıklıyoruz.
33. De ki: “Ancak ve ancak Rabbim açık ve gizli çirkinlikleri, günahı, azgınlık yapmayı, hakkında hiçbir delil indirmediği herhangi bir şeyi Allah’a ortak koşmanızı ve Allah hakkında bilmediğiniz şeyleri söylemenizi haram kılmıştır.”
45. De ki: “Ben sizi sadece vahiy ile uyarıyorum.” Sağır(lar), uyarıldıkları zaman bu çağrıyı duymaz.
Dolayısıyla bu tür ayetlerin içeriği Hz.Muhammed'in uymamız gereken sözlerini içermektedir. Bunlar, Allah tarafından Kur'an-ı Kerim'de doğrulanan Hz.Muhammed'in "sözleri"dir.
Bu 332 ayetin hepsi Allah'ın Hz.Muhammed'e insanlara özel sözler söylemesini ve insanların bu sözlere uymasını emrettikleridir.
Bu 332 ayetin tamamı, Allah'ın müminlere "Resulüne itaat edin" emrini vermesinin neden gerekli olduğuna dair meşru gerekçelerden birini oluşturmaktadır.
B- Hz.Muhammed'in ashabından hangisi Allah'ın vahiylerini doğrudan Allah'tan duymuştur? Hiç kimse! Sonuç olarak Hz.Muhammed'in ağzından çıkanlar dışında Allah'a itaat edemezler. Bu durum, Allah'ın, insanlara elçiye itaat etmelerini emretmesini gerekli kılmaktadır; zira o, Allah'ın mesajını insanlara ileten kişidir.
C- Kur'an, Hz.Muhammed'e, öncelikle putperestlerin ve aynı zamanda önceki Kutsal Kitapların takipçilerinin, yani Yahudiler ve Hıristiyanların yaşadığı bir topluluğa ulaştırılmak için vahyedilmiştir. Önceki Kutsal Kitapların takipçilerinin yararı için, "elçiye itaat edin" ifadesinin gerekliliğini anlıyoruz. Eğer Kur'an'daki emir "peygambere itaat edin" ifadesini değil de sadece "Allah'a itaat edin" emrini içerseydi, Yahudiler ve Hıristiyanlar şöyle derlerdi: "Fakat biz zaten Allah'a itaat ettik! Allah bize kitap gönderdi.” derlerdi. Kuran gerçekten de tüm insanlığa iletilmiştir ve Allah'ın tüm insanlığa gönderdiği son vahiydir ve bu nedenle Kuran, önceki tüm Kutsal Kitapların yerine geçer:
48. Sana da daha önceki Kitabı(n aslını) doğrulayıcı ve onu koruyucu olarak Kitabı (Kur’an’ı) bir amaç ile indirdik. Aralarında Allah’ın indirdiği ile hükmet! Sana gelen gerçeği bırakıp da onların arzularına uyma! Hepiniz için bir kanun ve bir yol belirledik. Allah dileseydi sizi tek bir ümmet yapardı fakat size verdiği imkânlarla sizi denemek için (böyle yaptı). İyiliklerde yarışın! Hepinizin dönüşü yalnızca Allah’adır. (Allah) hakkında ayrılığa düştüğünüz şeyleri(n içyüzünü) size bildirecektir.
92. Allah’a itaat edin, Elçi'ye de itaat edin ve (kötülüklerden) sakının! (İtaatten) yüz çevirirseniz, bilin ki elçimize (düşen görev), sadece apaçık tebliğdir.
12. Allah’a itaat edin; Elçi'ye de itaat edin! Yüz çevirirseniz (bilin ki) Elçimize düşen görev, sadece apaçık tebliğdir.
Elçinin görevi yukarıdaki Kur'an ayetlerinde çok iyi tanımlanmıştır. Bu ayetler bize her elçinin görevinin Allah'ın mesajını tebliğ etmek olduğunu söylemektedir. Bundan, Hz.Muhammed'in görevinin Allah'ın mesajını (Kuran’ı) iletmek olduğu sonucu çıkıyor. Yukarıdaki Kur'an ayetlerinin aralarında çok güçlü bir bağ vardır:
1- Elçiye itaat etmek
2- Elçinin görevi mesajı iletmek
Geçen iki emir beraber düşünüldüğünde bizim yükümlülüğümüzün onun verdiği mesaja uymak olduğu zaten ortaya çıkmaktadır.
Allah herhangi bir anlamı ifade etmede en etkili olandır. Kuran'daki tüm kelimeler Allah tarafından kesin bir anlam ifade edecek şekilde seçilmiştir. Kur'an'da tesadüfi sözler yoktur.
Kur'an'ın hiçbir yerinde "Hz.Muhammed'e itaat edin", "Hz.İsa'ya, Hz.Musa'ya itaat edin" gibi ifadeleri okumayız. Kullanılan kelimeler her zaman "elçiye itaat edin" dir. Bu, itaat edilmesi gerekenin elçinin kişisel sözleri veya görüşleri değil, Allah'ın "mesajı" olduğunu vurgulamak içindir .
İtaatin kişiyle değil, "mesajla" ilgili olduğunun teyidi, elçinin görevinin Allah'ın mesajını iletmek olduğunu bildiren Kur'an ayetleriyle daha da pekiştirilmektedir:
99. Elçiye düşen, sadece tebliğdir. Allah sizin açığa vurduklarınızı da gizlediklerinizi de bilir.
Kur'an'ın rehberliğiyle Hz.Muhammed'in Allah'tan Kur'an dışında herhangi bir vahiy almadığı tespit edilebilir. Hz.Muhammed bazı kişisel konularda Allah’tan ilham almıştır ancak Kuran dışında Allah’tan herhangi bir vahiy almamıştır. Böyle bir ilhamın bir örneği aşağıdak ayette Allah'ın peygambere ailevi bir meselenin hakikati konusunda ilham verdiği yerde bulunur.
3. Hani Peygamber, eşlerinden birine gizlice bir söz söylemişti. (Fakat eşi) o sözü (başkasına) bildirip Allah da bunu (Peygamber’e) açıklayınca, o da (konunun) bir kısmını (eşine) bildirmiş, bir kısmından da vazgeçmişti. (Peygamber) bunu ona (eşine) bildirince, (eşi) “Bunu sana kim bildirdi?” diye sormuş, o da “Bilen, haberdar olan (Allah) bana bildirdi.” demişti.
Bu, insanların takip edeceği dini bir vahiy değil, özellikle Hz.Muhammed'in yararı için Allah’tan gelen bir ilhamdı. İlham ile vahiy arasındaki fark, Allah’ın tüm insanlara ilham vermesidir; Allah’ın Hz.Musa'nın elçi olmayan annesine nasıl ilham verdiğine dikkat edin:
7. Musa’nın annesine, “Onu emzir; onun hakkında (kendisine zarar gelmesinden) korktuğunda onu denize (nehre) bırak; (başına bir şey gelmesinden) korkma ve hüzünlenme! Şüphesiz ki biz onu sana geri döndürecek ve kendisini elçilerden yapacağız!” diye vahyetmiştik (bildirmiştik).
Allah hayvanlara da ilham vermektedir:
68. Rabbin bal arısına şöyle vahyetmişti (bildirmişti): “Dağlardan, ağaçlardan ve (insanların) yaptıkları çardaklardan kendine yuvalar edin! Bu tarz bir ilham, kitap şeklinde olan ve insanların ona uymasını zorunlu kılan vahiyden farklıdır.
Hz.Muhammed'in Allah'tan Kur'an dışında herhangi bir vahiy almadığını Kur'an'da okuyoruz:
19. De ki: “Hangi şey şahitlik bakımından en büyüktür?"
De ki: “Allah benimle sizin aranızda şahittir. Bu Kur’an, bana, kendisiyle sizi ve ulaştığı herkesi uyarmam için vahyolundu.
Yoksa siz Allah ile birlikte başka ilahlar olduğuna şahitlik mi ediyorsunuz?”
De ki: “Ben buna şahitlik etmem.” De ki: “O, yalnızca tek bir ilahtır; ben sizin ortak koştuğunuz şeylerden elbette uzağım.”
Allah'ın "ekber şahadet" (en büyük şahitlik) olarak tanımladığı bu şahitlik, Hz.Muhammed'in Kur'an'ı Allah'tan aldığına şahitlik etmesiydi. Bu tanıklık, Hz.Muhammed'in Allah’tan aldığı tek vahiy olan Kur'an'dan söz eder. Eğer Hz.Muhammed, Allah'tan Kur'an dışında vahiy almış olsaydı, bu, Hz.Muhammed'in Allah'tan aldıklarının şahitliğine dahil edilirdi.
Üstelik Hz.Muhammed'in söylediği her sözün Allah tarafından ilham edildiği konusunda ısrar etmek, Kur'an'daki başka bir hususla doğrudan çelişecektir. Kuran'da bize peygamberin işlediği hatalar nedeniyle Allah tarafından tenkit edildiği farklı olaylar anlatılır. Örneğin Hz.Muhammed'in, Allah tarafından helal kılınan bir şeyi yasaklaması gibi. Allah'ın helal kıldığını haram kılmak büyük bir günahtır:
150. De ki: “Allah şunu yasakladı diye şahitlik edecek şahitlerinizi getirin!” Onlar (yalan yere) şahitlik ederlerse, sen onlarla birlikte şahitlik etme! Ayetlerimizi yalanlayan ve ahiret gününe inanmayanların arzularına uyma! Onlar, (başka varlıkları) Rablerine denk tutuyorlar.
1. Ey Peygamber! Allah’ın sana helal kıldığı şeyi eşlerini memnun etmek uğruna niçin kendine haram kılıyorsun?
Allah çok bağışlayandır, çok merhametlidir.
Eğer Hz.Muhammed'in söylediği her söz Allah tarafından ilham ediliyorsa, o halde nasıl oluyor da Allah kendisini bu konularda uyarıyordu?
116. Dillerinizin uydurduğu yalana dayanarak “Şu helaldir, şu da haramdır!” demeyin; sonunda Allah’a yalan uydurmuş olursunuz. Allah’a yalan uyduranlar kurtulamazlar.
9. Zikri (Kur’an’ı) indiren şüphesiz ki biziz, biz; elbette onu koruyucular da biziz.
Bu sözler Allah'ın Kur'an'ı koruyacağına dair vaadini ilan etmektedir. Kuran'ın başka hiçbir yerinde Allah'ın elçinin kişisel sözlerini koruduğunu okumuyoruz. Nitekim Tevrat ve İncil gibi önceki kutsal kitaplar korunmamıştır. Yalnızca Kur'an'ın korunması vaad edilmişti.
Kuran'da Allah'tan olmayan her şeyin sonuçta birçok çelişkiyi de içinde barındıracağını okuruz:
82. Onlar Kur’an’ı iyice düşünmüyorlar mı?
O, Allah’tan başkası katından (gönderilmiş) olsaydı, elbette onda birçok çelişki bulurlardı. Onlar Kur'an'ı düşünmeyecekler mi? Eğer o, Allah'tan başkası tarafından olsaydı, onda pek çok çelişki bulurlardı.
Bu açık sözlere rağmen koşulsuz hadis savunucuları, Buhari ve Müslim'in derlemeleri gibi bazı hadis kitaplarının sahih olduğunu ve çelişki veya tahrifat içermediğini iddia ediyorlar!
Allah Kuran'da tüm müminlere yalnızca Kuran'a uymalarını emretmektedir. Bu emir pek çok ayette geçmektedir; aşağıdakiler örnektir:
155. İşte bu (Kur’an da) bizim indirdiğimiz bereket kaynağı bir kitaptır. Ona uyun ve takvâlı (duyarlı) olun ki size merhamet edilsin!
3. Rabbinizden size indirilene (Kur’an’a) uyun!
O’nun peşi sıra (onu bırakıp da) başka dostlara uymayın! Ne kadar da azınız (gerçeği) hatırlıyor!
134. Biz (Vahiy göndermeden) önce onları bir azapla helak etseydik, “Rabbimiz! Bize bir elçi göndermen gerekmez miydi ki aşağılık duruma düşmeden ve perişan (rezil) olmadan önce ayetlerine uysaydık.” derlerdi.
Yukarıdaki sözler çok açık; Emir Kur'an'a uymaktır, başka kaynağa değil.
Hz.Muhammed'in hadislerini ve sünnetini koşulsuz(Kur'an'a uygunluk) takip edenler, elçinin sünnetini takip etmemiz gerektiğini ima etmek için aşağıdaki ayetin çarpık bir anlamını kullanırlar.
21. Şüphesiz ki Allah’ın Elçisinde sizin için, (yani) Allah’a ve ahiret gününe (kavuşmayı) umanlar ve Allah’ı çok hatırlayanlar için güzel bir örnek vardır.
Ayetteki bu sözler, elçinin iyi bir örnek teşkil etme şeklini tam olarak belirlemede çok belirgindir. Bunun güzel örneği, sürekli olarak Allah'ı düşünmesi ve Allah'ı ve Ahiret Günü'nü aramasıdır .
Ne yazık ki hadis ve sünnet takipçileri, "güzel örnek" in çok özel anlamını , sürekli Allah'ı ve ahiret gününü düşünen bir kişinin örneği olmaktan, nasıl yemek yenileceği, bir yere girerken hangi ayağını kullanılacağı gibi konularda aramışlardır. Tuvalete nasıl girileceği, hangi tarafta yatılacağı, idrarın nasıl yapılacağı ve insana bırakılan diğer bütün ayrıntılar...
Allah Kur'an'da tek sünnetin Allah'ın sünneti(kanunu/yolu) olduğunu bildiriyor. Kur'an'ın hiçbir yerinde Hz.Muhammed'in sünnetinden söz edilmiyor.
62. Daha önce geçenler arasında da Allah’ın kanunu (buydu). Allah’ın kanununda asla bir değişiklik bulamazsın.
Pek çok Kur'an ayeti, Allah'ın izin verdiği tek hadisin Kur'an olduğunu açıkça ortaya koymaktadır:
6. İşte şu(nlar), Allah’ın sana bir amaç ile tilavet etmekte (okuyup aktarmakta) olduğumuz ayetleridir. Allah’tan ve O’nun ayetlerinden sonra hangi söze inanacaklar ki!
185. Göklerin ve yerin egemenliği, Allah’ın yarattığı her bir şey ve ecellerinin yaklaşmış olabileceği hakkında hiç mi düşünmediler? Ondan (Kur’an’dan) sonra hangi söze inanıyorlar!
37. Bu Kur’an, Allah’ın peşi sıra (varlıklar tarafın)dan (tasarlanıp) uydurulabilecek (bir söz) değildir. Ancak (o) kendinden öncekini doğrulayan ve o Kitab'ı (Tevrat’ı) açıklayandır. Onda şüphe yoktur; âlemlerin Rabbindendir.
50. Bundan (Kur’an’dan) sonra artık hangi söze inanacaklar ki!
Hadis savunucuları, sahihliği kanıtlanmış olduğu için hadise uymamız gerektiğini söylüyorlar! Ancak yukarıdaki emirlerde sahihlik meselesinin bir etken olmadığını görüyoruz.
Hadisler konusunda tavır şu şekilde olmadır: Eğer bir hadis Kur'an'dan referans alamıyorsa yada Kur'an ile çelişiyorsa Hz.Muhammed'in sadece Kur'an'a uyduğu ona aykırı yada çelişen bir şey söyleme ihtimalinin olmadığı kesin olduğundan bu hadisi İslam'ın bir hükmü şekline getiremeyiz. Aksi durumda zaten ortada bir problem bulunmamaktadır.
Hadis konusunda ayrıntı için...
Allah, Hz. Muhammed'in başka hiçbir birşeyi öğretmemesi veya Kuran dışında herhangi bir şeyi yanlışlıkla Allah'a atfetmesi konusunda uyarıldığını, aksi takdirde Allah tarafından ağır bir cezaya maruz kalacağını belirtmektedir:
43. Âlemlerin Rabbinden indir(il)medir.
44. (O elçi) bize (atfen) bazı sözler uydurmuş olsaydı,
45. Bu nedenle elbette (onu önce) güçlü bir şekilde yakalardık.
46. Sonra da bu nedenle can damarını elbette keserdik.
47. Hiçbiriniz buna engel de olamazdınız.
Peygamberin bize ikinci bir dini hukuk kaynağı (hadis) bıraktığında ısrar edenler, ya peygamberi bu ayetlerdeki Allah'ın emirlerine itaatsizlik etmekle suçluyorlar ya da en iyi ihtimalle Kur'an hakkında yeterli bilgiye sahip değiller.
Kur'an'daki diğer birçok açık ayete uygun olarak bizzat Peygamber Hz.Muhammed, kavmine kendi hadislerini yazmamalarını emretmiştir. Bu, 'sahih' dedikleri aynı hadis kitaplarında belgelenmiştir:
"Benden Kur'an'dan başkasını yazmayın. Kim bundan başkasını yazarsa onu silsin"
(Ahmed b. Hanbel, Cilt 1, sayfa 171; ayrıca Müslim, Zühd 72)
Peygamber'in vefatından sonraki ilk 200 yıl boyunca 4 halife dönemedi de içinde olmak üzere, onun talimatı gereği, hadislerinin yazılması yasaklanmıştı. Bugün sahip olduğumuz ve 'sahih' olarak adlandırılan 6 hadis kaynağından, 6'sının doğan ilk yazarının İmam El-Buhari olduğunu görüyoruz. Hicretten sonra 194 yılında doğmuştur. Bu, peygamberin vefatından sonraki ilk 200 yıl içinde sahih kabul edilen hiçbir hadisin belgelenmediği anlamına gelir.
Eğer Allah'ın "Allah'a ve elçisine itaat edin" emri , İslam'ın kaynağı olarak hadislere uymak anlamına geliyorsa, o halde Hicret'ten sonraki ilk 2 asırda yaşayan müminlerin durumu neydi? Allah onlara kendi emrine itaat etme olanağını sağlamadı mı?
Hz.Muhammed'in hadislerini yazmama yönünde bıraktığı emre karşı çıkmak için hadis alimleri, peygamberin bu talimatları (hadislerini yazmamalarını) yalnızca Kur'an vahyinin ilk döneminde ve sadece hadislerinin Kur’an’a karışacağından endişe ettiği için verdiğini iddia ederler. Doğru Kuran'a karıştı! Daha sonraki yıllarda da bu emrin iptal edildiğini de ekliyorlar!
Eğer öyleyse neden peygamberin daha önceki emrini iptal ettiğini bildiren bir hadisimiz yok? Daha da önemlisi, eğer emir sadece Kur'an'ın vahyinin ilk yıllarını kapsıyorsa, neden Hicret ile sahih hadis denilen şeyin ilk kaydı arasında en az 200 yıllık bir boşluk var?
Üstelik hadis alimleri, peygamberin kendi hadislerinin Kur'an'a karışmasından korktuğunu iddia ederek, Allah'a ve O'nun ayetlerindeki vaatlerine (haşa)güvenmemişlerdir. Aşağıdaki ayette Allah'ın Kuran'ın güvenli bir şekilde toplanmasını sağlayacağına dair güvence verilmektedir:
17. Şüphesiz ki onun toplanması ve okunması sadece bize aittir.
9. Zikri (Kur’an’ı) indiren şüphesiz ki biziz, biz; elbette onu koruyucular da biziz.
Allah'ın Kur'an'ın güvenli bir şekilde toplanmasına ilişkin vaadi ve ayrıca Kur'an'ın korunmasına ilişkin vaadi, hadis takipçilerinin (peygamberin kendi hadislerinin Kur'an'a karıştırılmasından endişe ettiği yönündeki) iddiasını suya düşürmektedir. Ya Allah’ın sözlerine inanmıyorlar ya da peygamberimizin, (haşa) Allah’ın sözünü yerine getireceği konusunda kişisel şüpheleri olduğunu ima ediyorlar!
Bu sorunun cevabı Kur'an'da kesin olarak verilmektedir:
9. De ki: “Ben elçilerden bir türedi (ilk defa gönderilen biri) değilim.
Bana ve size ne yapılacağını da bilmiyorum. Ben, bana vahyolunandan başkasına uymam. Ben ancak apaçık bir uyarıcıyım.”
15. Onlara ayetlerimiz açıkça tilavet edildiği (okunup aktarıldığı) zaman, (öldükten sonra) bizimle karşılaşmayı ummayanlar (ahirete inanmayanlar), “Ya bundan başka bir Kur’an getir veya bunu değiştir!” dediler. De ki: “Onu kendiliğimden değiştirmem benim için olacak şey değildir. Ben, bana vahyolunandan başkasına uymam. Rabbime isyan edersem elbette büyük günün azabından korkarım.”
15. Onlara ayetlerimiz açıkça tilavet edildiği (okunup aktarıldığı) zaman, (öldükten sonra) bizimle karşılaşmayı ummayanlar (ahirete inanmayanlar), “Ya bundan başka bir Kur’an getir veya bunu değiştir!” dediler. De ki: “Onu kendiliğimden değiştirmem benim için olacak şey değildir. Ben, bana vahyolunandan başkasına uymam. Rabbime isyan edersem elbette büyük günün azabından korkarım.”
203. Onlara herhangi bir delil getirmediğin zaman, “Onu da derleyip getirseydin ya!” derler.De ki: “Ben sadece Rabbimden bana vahyedilene uyuyorum. Bu (Kur’an), Rabbinizden gelen öngörülerdir; (ayrıca) inanan bir toplum için rehber (yol gösterme) ve rahmettir (merhamettir).”
Eğer Hz.Muhammed Kuran'a uyduysa ve başka hiçbir şeye uymadıysa, o zaman müminlerin de Hz.Muhammed'i takip etmesi için aynısını yapması gerekir. Buradan, Kur'an'dan başka bir şeyi takip eden kişinin, Hz.Muhammed'in takip ettiği şeyi takip etmediği sonucu çıkar.
Allah'ın peygambere sadece kendisine vahyedilene (Kur'an'a) uyması emri, aşağıdaki Kur'an ayetlerinde de açık ve nettir.
2. Rabbinden sana vahyedilene uy! Şüphesiz ki Allah yaptıklarınızdan haberdardır.
106. Kendisinden başka ilah olmayan Rabbinden sana vahyedilmiş olana uy! Müşriklerden yüz çevir!
109. Sana vahyolunana uy ve Allah (aranızda) hükmedinceye kadar sabret! O, hüküm verenlerin en iyisidir.
Sonuç olarak, elçiye itaat etmek, Peygamber'in vefatından 200 yıl sonra, Allah'ın iradesine ve peygamberin isteğine aykırı olarak yazılan kitaplara uymak anlamına gelmemelidir. Elçiye itaat etmek, peygambere isnat edilen yalan ve uydurmalarla dolu, Kur'an-ı Kerim'e sayısız aykırılık ve çelişkiler içeren kitaplara uymak anlamına gelmez.
"Allah'a ve elçiye itaat edin" emri birdir; Bu, inananların Hz.Muhammed'in ağzından çıkan Kur'an'a, tüm Kur'an'a ve yalnızca Kur'an'a uymaları gerektiği anlamına gelir. Nihayetinde Hz. Hz.Muhammed'e uymak, Allah'tan kendisine indirilene uymak demektir.
50. De ki: “(Gerçeklerden) saparsam, sadece kendi aleyhime sapmış olurum. Doğru yolu bulursam bu da Rabbimin bana vahyettiği (Kur’an) sayesindedir. Şüphesiz ki O duyandır, yakındır.”