Gayb Yalnızca Allah'a Aittir...

 

Gayb, kişinin duyularına saklı kalan ve insanın bilgisinden gizlenen herşey için kullanılır. Gayb, insanın gözü önünde sergilenmemiş bulunandır, olmayan değil. Bizim göremediğimiz, hatta aklımızla izah edemediğimiz, yok değildir, sadece görüp açıklayamadığımızdır.

İnsanların henüz anlayamadıkları, fakat aslında mümkün olan şeydir. Bu bazen, hiç vücuda gelmediğinden, bazen de henüz fark edilmediğinden insanın bilgisi dışındadır

O zaman gaybın bir izafî olanı, bir de mutlak olanı vardır. İzafî gayb bugün, burada, buna göre bilinmeyen; fakat yarın, şurada, şuna göre bilinendir veya bilinen olacaktır. Mutlak gayb ise, insanın parça varlığı gereği, bilme gücüne asla ulaşamayacağı gaybdır ki, bu, ulûhiyetin bilgisi dışına çıkmaz.

 

Allah'ın bilme eyleminin en ileri belirişlerinden biri de gaybı bilmesidir. Kur'an, Allah için gayb kabul etmez. Gayb insan için söz konusudur.

 

Neml 65. Ayet

65. De ki: “Göklerde ve yerde Allah’tan başka kimse gaybı (bilinemeyeni) bilemez.

Onlar ne zaman diriltileceklerini de bilemezler.

 

En‘âm 59. Ayet

59. Gaybın (bilinemeyen şeylerin) anahtarları, yalnızca O’nun yanındadır; onları O’ndan başkası bilemez. Karada ve denizde ne varsa hepsini bilir; O’nun bilgisi dışında bir yaprak bile düşmez. Yerin karanlıkları içindeki tek bir tane, yaş ve kuru ne varsa hepsi apaçık bir kitaptadır.

 

Yûnus 20. Ayet

20. “Ona (Muhammed’e) Rabbinden bir ayet (mucize) indirilse ya!” diyorlar.

De ki: “Gayb (bilinemeyen her şey) yalnızca Allah’ın kontrolündedir. Bekleyin! Şüphesiz ki ben de sizinle birlikte bekleyenlerdenim.”

 

Nahl 77. Ayet

77. Göklerin ve yerin gaybı (bilinemeyeni) yalnızca Allah’a aittir. O (Son) Saat’in (gerçekleşme) işi, göz açıp kapama gibi hatta çok daha yakın bir (zamanda gerçekleşecek olaydan) başka bir şey değildir. Şüphesiz ki Allah her şeye gücü yetendir.

 

Hûd 123. Ayet

123. Göklerin ve yerin gaybı (bilinemeyeni) yalnızca Allah’a aittir.

Her iş yalnızca O’na döndürülür. Öyle ise O’na kulluk et ve O’na güven! Rabbin yaptıklarınızdan asla habersiz değildir.

 

Âl-i İmrân 179. Ayet

179. Allah pisi (kötüyü) temizden ayırana kadar müminleri, (şu) bulunduğunuz durumda bırakacak değildir. Allah size gaybı (bilinemeyeni) de bildirecek değildir. Fakat Allah elçilerinden dilediğini seçer. Allah’a ve elçilerine iman edin! İman eder, takvâlı (duyarlı) olursanız sizin için büyük bir ödül vardır.

 

Kâf 17. Ayet

17.Çünkü sağdan ve soldan iki (melek), kaydedici olarak (insanı) gözetleyicidir.

18. Kişinin her bir sözünün (davranışının) yanında hazır bir gözetleyici, bir kaydedici mutlaka vardır.

 

Demek ki, Allah kişinin içini bildiği halde melekler ancak ağızdan çıkan sözü bilebilirler. Buradan hareketle meleklerin de gayb'tan nasibi olmadığı söylenir.

 

Cinler de gaybı bilemez:

Sebe 14. Ayet

14. (Süleyman’ın) ölümüne hükmettiğimiz zaman, onun öldüğünü ancak bastonunu kemiren bir ağaç kurdu göstermişti. (Süleyman) yıkılınca, ortaya çıktı ki cinler gaybı (bilinemeyeni) bilselerdi, o küçük düşürücü azap içinde kalmazlardı.

 

Nebiler de gaybı bilemez. Nebîler sadece Allah'ın kendilerine vahyettiği şeyleri bilirler.

 

En‘âm 50. Ayet

50. De ki: “Ben size ‘Allah’ın hazineleri benim yanımdadır’ demiyorum. Gaybı (bilinemeyeni) de bilmem. Size ‘Şüphesiz ki ben bir meleğim’ de demiyorum. Ben, bana vahyolunandan başkasına uymuyorum.” De ki: “Kör ile gören bir olur mu? Hiç düşünmez misiniz?”

 

A‘râf 188. Ayet

188. De ki: “Allah’ın dilemesi hariç, kendime herhangi bir yarar da zarar da verecek güce sahip değilim. Gaybı (bilinemeyeni) bilseydim elbette daha çok hayır yapardım ve bana hiçbir kötülük de dokunmazdı. İnanan bir toplum için yalnızca bir uyarıcı ve müjdeleyiciyim.”

 

Gayb ile ilgili bazı haberler, Allah Teâlâ tarafından elçilerine vahiy yoluyla bildirilir, biz de bunları o şekilde öğrenebiliriz.Yani Elçiler'in bildiği gayb Allah'tan gelen vahiyle sınırlıdır.

 

Cinn 26. Ayet

26. Gaybı (bilinemeyeni) bilen (Allah) gaybını (bilinemeyeni) kimseye açmaz.

27-28. Ancak dilediği elçi(ler) bunun dışındadır. Rablerinin mesajlarını onların (meleklerin) tebliğ ettiğini bilsin diye, şüphesiz o (elçinin) önünden ve arkasından gözetleyici(ler) gönderir. (Allah) onların beraberinde bulunanı kuşatmış ve her şeyi bir bir sayıp kaydetmiştir.

 

Vahiyden sonra o bilgiler gayb olmaktan çıkar. Meleklerin gözcü yapılması, gelen bilgilerin Allah’tan olduğu konusunda, elçi kuşku duymasın, diyedir.

 

Vahyin, bir tanımı da, 'gaybı bilinir hale getiren mesajlar toplamı' olarak verilir. Kur'an, resullere 'gaybın haberlerinden' vahyedildiğini belirtir.

 

Hûd 49. Ayet

49. İşte şu(nlar), sana vahyettiğimiz gayb (bilinemeyen) haberlerindendir.

Bundan önce onları ne sen biliyordun ne de kavmin. Sabret! Şüphesiz ki (mutlu) son, muttakîler (duyarlı olanlar) içindir.

 

Yûsuf 102. Ayet

102. Bu(nlar), sana vahyetmekte olduğumuz gayb (bilinemeyen) haberlerindendir.

Onlar tuzak kurarak (kötü) bir işte fikir birliğine vardıklarında sen onların yanında değildin (ki bunları bilesin).

 

Âl-i İmrân 44. Ayet

44. Bu(nlar), sana vahyetmekte olduğumuz gayb (bilinemeyen) haberlerindendir. İçlerinden hangisi Meryem’i himayesine alacak diye (kura çekmek için) kalemlerini atarlarken sen yanlarında değildin. Onlar (bu konuda) çekişirken de sen yanlarında değildin.

 

Buradan hareketle birilerinin çıkıpta falanca şunları bildi sözlerine itibar edilmemesi gerekir. Aksi halde Allah'ın paylaşmadım, bilinemez, sadece benim kontrolümdedir ve bana aittir dediği şeyi bilebileceğini iddia etmek Allah'a sıfatlarından birinde ortak çıkmaktır ve şirktir.