FİZİKSEL BİR İBADET OLARAK KUR'AN'DA NAMAZ NASIL GEÇER?

 

Kuran'daki Salat'ın fiziksel bir ibadet olmadığı, sadece Kuran'daki Allah’ın emirlerini takip ederek Allah’a olan bağlılığımızı ve görevimizi sürdürmek veya kısaca: Allah’a itaat etmek olduğu fikri de mevcuttur. Salat kelimesinin kullanıldığı yerlerde bu anlamlarda kullanımlar olsa da bu tüm salat kelimelerinin geçtiği ve namaz manasına geldiği yerlerde de bu anlamlarda kullanıldığını göstermez. Bu yüzden bu tür iddiaların çok sayıda Kur'an ayetine tamamen ters olduğu kolayca gösterilebilir. 

 

Namazın, belirli bedensel hareketlerden oluşan bir ibadet olduğuna işaret eden Kur'an'ın ilk delili şu sözlerde bulunmaktadır:


Mâide 6. Ayet (5:6)

6. Ey iman edenler! Salâta (namaza) kalktığınız zaman yüzlerinizi ve dirseklerinize kadar ellerinizi (kollarınızı) yıkayın; başlarınızı ve aşık kemiklerine kadar ayaklarınızı mesh edin! Cünüp olduysanız temizlenin (yıkanın)! Hastaysanız veya yolculuktaysanız veya sizden biriniz tuvaletten gelmişse ya da kadınlara (cinsel olarak) dokunup da (bu durumlarda) su bulamamışsanız, o zaman temiz bir toprak arayın ve yüzlerinizi de ellerinizi de ondan (onunla) mesh edin! Allah size herhangi bir güçlük (çıkarmak) istemez fakat sizi tertemiz kılmak ve size (verdiği) nimetini tamamlamak ister ki şükredesiniz.

 

Yukarıda çevirisi “kalktığınız” olan “kumtum” şeklinde geçen kelimenin manaları "Ayağa kalkmak, dikilmek, yükselmek, yukarı kalkmak" şeklindedir. Ardından gelen yüzlerin ve kolların yıkanması ile başlayan abdest sözleri de yine bedensel bir ibadetin ön şartını açıklayan sözler olarak ortaya çıkmaktadır.

 

Buradan bu ayetin bir bağlılığı, boyun eğmeği, destek vermeyi yada taraf olmayı ifade etmediği açıktır. Çünkü bunlar mümin için devamlı olması gereken durumlardır. Burada salat için belirli bir vakit kast edildiği de açıktır. Zaten Nisa 103. Ayetten de vakitle belirlenmiş bir ibadet olduğu da ifade edilmiştir. Namaz anlamı dışındaki anlamların vakitle sınırlı olamayacağı bilindiğine göre burada namazdan söz edildiği aşikardır.

 

Nisâ 103. Ayet (4:103)

103. Namazı bitirince de ayakta, otururken ve yanınız üzerinde yatarken (daima) Allah’ı hatırlayın! Güvene kavuşunca namazı (tam) kılın! Şüphesiz ki namaz, müminler üzerine vakitle yazılmış (bir farz)dır.


Allah'a bağlılık vb. eylemler belirli zamanlarda gözlemlenmesi gereken bir eylem midir yoksa müminin sürekli bir hali mi olmalıdır? ve yine ayetteki yıkanma talimatları da Salat'tan önce yerine getirilmelidir ve bu nedenle günün belirli zamanları içindir.


Nisâ 102. Ayet (4:102)

102. Sen de içlerinde bulunup onlara namaz kıldırdığın zaman, onlardan bir kısmı seninle birlikte namaza durup, silahlarını alsınlar (kuşansınlar); böylece secde ettiklerinde (namazı kıldıklarında diğerleri) arkanızda olsunlar! (Ardından henüz) namazını kılmamış olan diğer grup gelip seninle birlikte namazı kılsın, onlar da önlemlerini ve silahlarını alsınlar! O kâfir olanlar sizin silahlarınızdan ve eşyanızdan habersiz olmanızı ve üstünüze birden baskın yapmayı isterler. Size yağmurdan (dolayı) bir eziyet dokunur veya hasta olursanız silahlarınızı bırakmanızda size herhangi bir vebal yoktur. (Yine de) önleminizi alın! Şüphesiz ki Allah kâfirler için küçük düşürücü bir azap hazırlamış (olacak)tır.


Yukarıdaki Kur'an ayetleri birçok hususu teyit etmektedir:

 

1- "Onlara namaz kıldırıyorsun" ifadesi, namazın bizim görevimiz veya Allah'a olan bağlılığımız anlamına gelmesi durumunda hiçbir anlam ifade etmezdi. Bu ifadeler, namazı yöneten bir kişiden (imamdan) bahsediyor. Namazı yöneten imam, Allah'a karşı bir görevi veya bağlılığı nasıl yönetebilir?


2- Salat'ı yerine getirirken "silahlarını tutsunlar" ifadesini düşünürsek inananların Allah’a bağlı kalmak için silahlanmaları mı gerekiyor? Yoksa inananların savaş zamanında Salat'ın fiziksel şeklini yerine getirdiklerinde düşmandan gelebilecek saldırılara karşı savunmasız hale geldiklerini ve bu nedenle silahlarını tutarak tetikte olmaları gerektiğini kabul etmek daha mı mantıklı?


3- "Arkanızda konumlansınlar" ifadesi, her grup Salat'ı gözetirken, koruma sağlamak için arkalarında başka bir grubun durmasını gerekli kılıyor. Burada Salat kelimesini "Allah'a karşı görev/bağlılık" ile değiştirirsek, Allah'a karşı görevlerini yerine getirirken onları koruyacak başka bir gruba da ihtiyaç duyacaklardır! Bunun kastedilmediği kolaylıkla anlaşılmaktadır.


4- "Secde ettikten sonra arkanıza geçsinler ve henüz namaz kılmamış olan diğer bir grup da sizinle birlikte namaz kılsın" ifadesi daha fazla soru doğurmaktadır. Salat'ın yorumunu Allah'a bağlılık vb. anlamlarda kullanırsak, bu, henüz namaz kılmayan ikinci grubun aslında henüz Allah'a bağlılık duymadığı veya Allah'a karşı görevlerini yerine getirmediği anlamına gelir. İkinci grup görevlerini yerine getirmek/Allah'a bağlılık göstermek için sırasını mı bekliyor!

 

5- "Kâfirler, silahlarınızdan ve mallarınızdan habersiz olmanızı ve size baskın yapmayı isterler" ifadesi de büyük önem taşır. Kâfirlerin, müminleri Allah'a bağlı kalmaya çalışırken pusuya düşürmek istediklerini söylemek hiçbir anlam ifade etmez. Aksine, düşmanın müminleri, rükû ve secde gibi savunmasız bir durumdayken pusuya düşürmeye çalışması daha mantıklıdır. Bu nedenle, namaz kılanların arkasında muhafızlara ihtiyaç vardır.


6- 4:102'deki kelimeler ayrıca gruplar halinde kılınan Salat'tan bahseder. Allah'a bağlılık vb eylemlerin gruplar halinde yapılması gerekir mi? Aynı şekilde bu tür eylemlerin bir lidere ihtiyacı var mıdır? Cevap hayırdır. 4:102'deki tüm işaretler diğer anlamlardan hiçbirini doğrulamaz. 4:102'deki kelimeler, Salat'ın cemaatle ve Salat'ı yöneten bir kişinin arkasında kılınabilen fiziksel bir ibadet olduğunu doğrular.

Nisâ 101. Ayet (4:110)

101. Yeryüzünde sefere çıktığınız zaman kâfir olanların size kötülük etmelerinden endişe ederseniz, namazı kısaltmanızda size herhangi bir günah (sorumluluk) yoktur. Şüphesiz ki kâfirler, sizin için apaçık düşmandır.

 

Allah’a olan bağlılığımızı kısaltmak nasıl mümkün olabilir? "Fiziksel bir ibadet değil" iddiasının savunucuları, Salat'ın tamamen soyut bir kavram olduğunu belirtir. Soyut bir kavram kısaltılabilir mi? Yoksa kısaltma eylemi, kısaltılabilen fiziksel bir eylemden mi bahsetmektedir?

 

Cum‘a 9. Ayet (62:9)

9. Ey iman edenler! Cuma günü salât (namaz) için çağrıldığı(nız) zaman, hemen Allah’ı anmaya koşun ve alışverişi bırakın! Bilirseniz bu sizin için hayırlı olandır.

10. Salât (namaz) bitirilince yeryüzüne dağılın ve Allah’ın lütfundan isteyin! Allah’ı çok hatırlayın! Umulur ki kurtulursunuz.

 

Cuma günü "namaza çağrı" yapılacağını okuyoruz .


* Allah'a karşı görev ve bağlılığımız bir "çağrı" veya duyuru gerektiriyor mu?

* 62:9'daki kelimeler cemaatle kılınan bir namazdan bahsediyor. Müminler Allah'a cemaatle ve her cuma günü mü bağlanmalı yoksa her zaman bağlı mı kalmalı?


İsrâ 110. Ayet (17:110)

110. De ki: “İster Allah diye dua edin; ister Rahmân diye dua edin! Hangisiyle dua ederseniz edin, en güzel isimler yalnızca O’na aittir.”

Duanı yüksek sesle yapma; sesini fazla da kısma; bu (ikisi) arasında bir yol tut!

Bir kez daha eğer Salat Allah'a karşı görev/bağlılık anlamına geliyorsa, bu tür eylemler neden yüksek sesle veya kısık sesle konuşmamamızı gerektirsin? Orta düzeyde bir ses kullanma talimatı Salat'ın konuşulan bir ibadet olduğunu açıkça gösterir . Allah'a bağlı olmak konuşulan sözlere ihtiyaç duymaz. 17:110'da geçen bi-salâtike kelimesi namazı veya mealde tercih edilen çevirisiyle dua'yı yani namazın fiziksel bir ritüel olduğunu bir kez daha doğrular. Bu da içerisinde dua, yakarış, hamd, tesbih, tövbe, af dileme gibi sözle yerine getirilen bir yönelmenin olduğunun delilidir.


Secde kelimesi her ne kadar Kur’an’da sadece namazdaki secde anlamında geçmese de boyun eğme manasında da kullanılmaktadır. Fakat Salat'ın fiziksel bir uygulama olduğu gerçeğini inkar edenler, Kuran'da sıkça bahsedilen 'secde' eyleminin fiziksel secde anlamına gelmediğini iddia etmektedirler. Allah bize doğru anlamı teyit etmek için her zaman Kuran'dan deliller verir.

"Secde" nin fiziksel secde anlamına geldiğinin teyidi şu muhteşem sözlerdedir:


Kalem 42. Ayet (68:42)

42. O gün, bacaktan açılacak (paçaları tutuşacak, işler zorlaşacak) ve secdeye davet edileceklerdir fakat (buna) güç yetiremeyeceklerdir.

43. Kendilerini aşağılanma kaplamış olarak gözleri (sıkıntıdan) yıkılmış bir hâlde (olacaktır). (Oysa) onlar, sağlamken secde etmeye davet edilmişlerdi.


Kalem suresi 33. ayetten başlayarak Kıyamet Günü'ndeki ceza hakkındaki ayetleri okuyoruz. Yukarıdaki ayetlerde, inkar edenlere Kıyamet Günü'nde Allah'a 'secde etmeleri söyleneceği anlatılıyor. Bunu büyük önem taşıyan iki ifade takip ediyor:


"(Secde) edemeyecekler" .

"Onlar, sağlıklı ve güçlü oldukları zaman, (dünya hayatlarında) secdeye çağrılırlardı."


Kıyamet günü cezalıların yapamayacakları secde, bazılarının iddia ettiği gibi Allah'a karşı bir görev veya bağlılık veya boyun eğme anlamına gelemez. Eğer 'secde' Allah'a boyun eğme anlamına gelseydi, "onlar bunu yapamayacaklar" ifadesi o gün için geçerli olmazdı. Bunun nedeni, tüm insanların, isteyerek veya istemeyerek, o gün Allah'a teslim olmaktan başka çarelerinin olmamasıdır :

Nahl 87. Ayet

87. (Kâfirler) o gün Allah’a teslim olacaklar ve uydurmakta oldukları şeyler (putlar) onlardan kaybolup gidecektir.

 

68:42.ayette secde'nin doğru anlamını, yani fiziksel secde eylemini dahil ettiğimizde, anlam Kuran gerçeğiyle uyumlu olur. Bu tür insanlar o gün fiziksel olarak secde edemezler. Bunun sebebi ise, kıyamet günü kınanmış olanların durumlarını anlatan şu ayette anlatılmaktadır:

 

Mü'min 71-72. Ayet

71-72. O zaman boyunlarında demir halkalar ve zincirler olduğu hâlde kaynar suya sürüklenecekler; sonra da ateşte yakılacaklardır.

 

Kâfirlerin o gün içinde bulunacakları durum, onların tüm hareketlerini kısıtlayacaktır. Sonuç olarak, o gün "secdeye çağrıldıklarında" "bunu yapamayacaklardır". Oysa onlar sağlam ve hareket kabiliyetine sahip olduklarında ve "secdeye çağrıldıklarında" secde etmediler.

 

Kalem suresindeki bu iki muhteşem ayet, Yüce Allah'a secde etmekten çekinenlere açık bir uyarıdır.

 

Secde gibi rüku da namazdaki fiziksel hareketlerden olmasına karşın rükû “boyun eğmek, saygı göstermek” şeklinde “saygı ve bağlılık” anlamlarına gelir. Kelimenin “namazda eğilmek” şeklindeki “rukû‘a varmak” anlamı, aşağıdaki âyetlerde söz konusu edilmektedir.

 

Hacc 77. Ayet

77. Ey iman edenler! Rükû edin; secde edin; Rabbinize ibadet edin; hayır işleyin ki kurtulasınız!

 

Hacc 26. Ayet

26. Hani İbrahim’e O Ev’in (Kâbe’nin) yerini göstermiş (şöyle demiştik): “Bana hiçbir şeyi ortak koşma; tavaf edenler, ayakta ibadet edenler, rükû (ve) secde edenler için evimi temiz tut!

 

Fetih 29. Ayet

29. Muhammed, Allah’ın Elçisidir. Beraberinde bulunanlar da kâfirlere karşı şiddetli, kendi aralarında merhametlidir. Allah’tan lütuf ve rıza isteyerek onları rükû halinde, secde halinde görürsün. Onların nişanları, yüzlerindeki secde izidir. Bu, onların Tevrat’taki örneğidir. İncil’deki örneği ise şöyledir: (Onlar) filizini yarıp çıkarmış, onu güçlendirerek kalınlaşmış, gövdesi üzerine dikilmiş bir ekin gibidir. (Bu), çiftçilerin hoşuna gider. Böylece (Allah) onlar (güçlenen müminler) sebebiyle kâfirleri öfkelendirir. Allah onlardan iman edip iyi işler yapanlara bağışlanma ve büyük ödül vadetmiştir.

 

Bakara 125. Ayet

125. Hani o Ev'i (Kâbe’yi) insanlara toplanma yeri ve güven (mekânı) kılmıştık. "Siz de İbrahim’in makamından bir namaz yeri edinin!" İbrahim’e ve İsmail’e “Tavaf edenler, ibadete kapananlar, rükû (ve) secde edenler için Evimi temiz tutun!” diye emretmiştik.

 

Kur’an’da rükû‘ ve kıyâm da, tıpkı secde gibi hem şer’î, hem de lügat anlamıy­la kullanılır ve her üçünün de lügat anlamları farklı düzeylerde “saygı ve bağlılığı” içerir. Kı­yâm yalnızca “saygı”, rükû‘ saygıdan dolayı “boyun eğme ve itaat”, secde ise itaatin son noktası olan “tam teslimiyet” vurgusuna sahip­tir. Namazın sembol rükünlerinden olan kı­yâm, rükû‘ ve secde, saygıyla başlayıp varlığı adayışla biten bir teslimiyet sürecine tekabül eder. Genellikle namazdaki hareketler olarak algılansa da, bu emirlerin, Yüce Allah’a yakınlığı, boyun eğmeyi sağlayacak bütün eylemleri içermesine engel bir durum da yoktur. Sonuç olarak insanın Allah’a olan bağlılığının sadece soyut bir kavram olarak kalması değil, bunun bir eylem olarak yapılarak insanın bir irade ortaya koyması istenmiştir.


Öte yandan şeytanın amacının, insanları özellikle namazdan uzaklaştırmak, böylece Allah'ı anmayı unutturmak olduğunu da öğreniyoruz:


Mücâdele 19. Ayet

19. Şeytan onları etkisi altına aldı ve kendilerine Allah’ı anmayı unutturdu. İşte onlar şeytanın tarafındadır. Dikkat edin! Şeytanın tarafı(nda olanlar) kaybedenlerin ta kendileridir.


Şeytan da aynı amaca ulaşmak için, özellikle Allah'ın yasakladığı oyalamaları kullanır; bu da insanları namazdan mahrum bırakmak ve böylece Allah'ı anmaktan alıkoymaktır:


Mâide 91. Ayet

91. Şeytan, içki ve kumar yoluyla aranıza yalnızca düşmanlık ve kin sokmak, (dahası), sizi Allah’ı hatırlamaktan ve salâttan (ibadetten) alıkoymak ister. (Artık bunlardan) vazgeçtiniz değil mi?