Peygamber, tanrısal âlemden haber getiren model-insandır. Kur’an, peygamberleri beşer varlıklar olarak göstermekte, onların bu model-insan yanları üzerinde ısrarla durmaktadır. Bu, sebepsiz değildir. İnsan-model yerine, melek-model konsaydı, peygamber, insanlar tarafından izlenebilecek varlık olmaktan çıkar, sadece kutsanan, sevilen, övülen soyut bir tatmin aracı olurdu. Kur’an, bu ikinci anlamda bir peygamberlik kavramının varlığından söz etmekte ama onu şirkin bir ürünü olarak göstermektedir.
Tanrı elçileri olan peygamberler, Allah’ın ortağı konumuna doğru çekilirken bahane olarak ‘peygamberlere saygı’ yaftası kullanılmaktadır. Kur’an’ın öncelikle bu sapıklığa savaş açtığını görüyoruz. Nebileri insanüstü varlıklar, melek vs. gibi görmek ve göstermek isteyen zihniyeti, şirk olarak nitelendirilmekte ve bu şirkin hezeyanlarına karşı nebilerin birer insan olduğuna vurgu yapılmaktadır:
7. (Kâfirler) şöyle dediler: “Bu ne biçim elçi! Yemek yiyor, çarşılarda dolaşıyor! Kendisine bir melek indirilip o da onunla uyarıcı olmalı değil miydi?
8. Veya kendisine bir hazine verilmeli ya da beslenebileceği bir bahçesi olmalı (değil miydi)?” (Ayrıca) o zalimler “Siz sadece büyülenmiş bir adama uymaktasınız!” dediler.
9. Senin için bak ne biçim örnekler verdiler! Onlar zaten sapmışlardı ve (artık) gerçeğe giden yolu da bulamazlar .
Kur’an’ın, Allah’ın oğlu ilan edilen Hz. İsa’ya şu soruyu sorması, İsa’dan kuşku duyulması yüzünden değil, insanoğlunun, peygamberleri ilahlaştırırken bizzat onları araç yapma namertliğinin belgelenmesi içindir.
116. Hani Allah “Ey Meryem oğlu İsa! İnsanlara ‘Beni ve annemi, Allah’ın peşi sıra iki ilah edinin!’ diye sen mi dedin?” dediği zaman, (İsa) “(Haşa)! Sen yücesin. Hakkım olmayan şeyi söylemek bana yakışmaz. Ben onu söyleseydim sen onu elbette bilirdin. Sen bendekini bilirsin, (oysa) ben sende olanı bilemem. Şüphesiz ki gizlilikleri bilen ancak sensin sen.” demiş (olacak)tır.
Devamında başka bir tevhit gerçeğine daha dikkat çekmektedir: Peygamberlerin, ölümlerinden sonra artık dünya üzerinde tasarruf imkânları kalmaz. Hiçbir insan, ne kadar büyük olursa olsun, ölümünden sonra, dünya üzerinde tasarruf sürdüremez. Böyle bir şey, beşer varlık olmakla çelişir. Ve tüm nebiler beşerdir.
117. “Ben onlara, yalnızca senin bana emrettiğin (şu esası) söyledim: ‘Benim de Rabbim, sizin de Rabbiniz olan Allah’a kulluk edin!’ İçlerinde olduğum sürece kendilerine şahittim. Beni vefat ettirince artık onlar üzerine gözetleyici yalnız sen oldun. Sen her şeye şahitsin.
Yahudilere göre İlyas Peygamber, hristiyanlara göre, İsa Peygamber dünyaya tekrar geri gelip insanlığı yeniden hidayete erdireceklerdir. Ehlikitabın bu anlayışı, İsrailiyât uydurmaları aracılığıyla İslam’a da sıçramıştır. Zümer suresi 30-31. ayetler, şirkin, peygamberlere saygı adı altında nübüvvet kurumuna bulaştırdığı bir iftirayı şöyle tashih ediyor:
30. Şüphesiz ki sen de öleceksin, onlar da ölecekler.
31. Sonra şüphesiz kıyamet günü Rabbinizin huzurunda davalaşacaksınız.
34. Senden önce (de) hiçbir insana çok uzun hayat vermedik. Şimdi sen ölürsen, onlar çok uzun süre mi kalacaklar!
Peygamberlerin bedenlerinin kıyamete kadar diri olduğunu iddia etmek, Kur’an’a tamamen aykırı bir şirk savıdır. Önce peygamberleri ölümsüz kılmak, ardından, ‘peygamber varisi’ diye yaftaladıkları efendilerini aynı niteliğin sahibi olarak tescil ve tesbit etmek için yapılmaktadır. İsa Mesihi Allah’ın oğlu ilan etmeyi “Ona saygımızdan” gerekçesiyle açıklamaya kalkan yaklaşıma Kur’an, Allah’ın elçileri adına şu cevabı veriyor:
172. Mesih (İsa) ve (Allah’a) yakınlaştırılmış melekler, Allah’ın kulu olmaktan geri durmazlar. Kim O’na kulluktan geri durup kibirlenirse, (bilsin ki Allah) hepsini ileride huzuruna toplayacaktır.
8. Biz onları (peygamberleri), yemek yemeyen birer ceset olarak yaratmadık. Onlar (bu dünyada) ebedi kalıcı da değillerdi.
19-22. Kör ile gören, karanlıklar ile aydınlık, (serinletici) gölge ile (kavurucu) sıcak ve diriler ile ölüler bir olamaz. Şüphesiz ki Allah dileyene (layık gördüğüne) duyurur. Sen (aklı) mezarlarda olanlara (gerçeği) duyuramazsın.
98. Onlardan önce nice nesilleri helak etmiştik. Sen onlardan herhangi birinden bir şey hissediyor veya onlara ait cılız bir ses (bile) duyabiliyor musun!
69-70. Biz ona (Peygamber’e) şiir öğretmedik. Zaten ona gerekmez de. O(nun söyledikleri), sağ olanları uyarsın ve kâfirlere de (azap) sözü gerçekleşsin diye sadece (gerçeğin) hatırla(t)ması ve apaçık bir Kur’an’dır.
52. Şüphesiz ki sen ölülere duyuramaz; sağırlara da arkalarını dönüp giderlerken çağrıyı duyuramazsın.
53. Sen körleri şaşkınlıklarından (çevirip) doğru yola iletemezsin. Ayetlerimize inanıp teslim olanlardan başkasına duyuramazsın.
80. Şüphesiz ki sen ölülere duyuramaz; sağırlara da arkalarını dönüp giderlerken çağrıyı duyuramazsın.
81. Sen körleri şaşkınlıklarından (çevirip) doğru yola iletemezsin. Ayetlerimize inanıp teslim olanlardan başkasına duyuramazsın.
Akla dayalı bilgi ve tespitlerde (el-ma’kûlat) cehalet, gözler üzerinde perde, kalp üzerinde örtü, kulaklarda işitmeye engel bir ağırlıktır. Ve Kur’ansal gerçekleri anlamak, işte bu perde, örtü ve ağırlıklardan arınmış olanların nasibidir. Aynen bunun gibi, akla dayalı bilgiler ve tespitler gözlere ve kulaklara vücut veren hayat gibidir. Kur’an, görme ve işitme güçleriyle algılanan bir varlıktır. Ölünün görüp işitmesi imkân dışı olduğu gibi, akla dayalı bilgilerden yoksun olanın dinsel gerçekleri kavraması da imkân dışıdır.
87. Ey iman edenler! Allah’ın size helal kıldığı temiz şeyleri haram kılmayın ve aşırı gitmeyin!
Şüphesiz ki Allah aşırıları sevmez.
16. De ki:“Allah göklerde ve yerde olanları bilmekteyken siz dininizi Allah’a mı öğretiyorsunuz!”
Allah her şeyi bilendir.
Dinde neyin helal neyin haram olduğunu yalnız Yüce Allah belirler. Yani helal ya da haram kılma yetkisi peygamberler dahil hiç kimseye verilmemiştir. Nelerin haram veya helal olduğu ise Yüce Allah’ın vahyetmesiyle bilinir ki ilâhî vahye muhatap olanlar risaletle görevlendirilmiş peygamberlerdir. Peygamberler bile helali ve haramı belirlemede hiçbir yetkiye sahip değilken, diğer insanların böyle bir yetkisinin olmadığı aşağıdaki ayette açıkça vurgulanmaktadır.
59. De ki: “Allah’ın size indirdiği rızıktan (bir kısmını) helâl, (bir kısmını da) haram kıldığınızı gördünüz mü?” De ki: “Allah mı size izin verdi, yoksa Allah’a iftira mı ediyorsunuz?”
Yüce Allah’ın hüküm indirmediği konularda Allah’a iftira etmeleri anlamına gelecek şekilde kişilerin helal ve haram değerlendirmesinde bulunması yasaklanmaktadır. Zira din adına helal ve haram koyma yetkisi sadece Yüce Allah’a aittir.
116. Dillerinizin uydurduğu yalana dayanarak “Şu helaldir, şu da haramdır!” demeyin; sonunda Allah’a yalan uydurmuş olursunuz. Allah’a yalan uyduranlar kurtulamazlar.
32. De ki: “Allah’ın kulları için çıkarttığı ziyneti ve temiz rızıkları kim haram kılmış ki!”
De ki: “Onlar, kıyamet günü sadece kendilerine özel olmanın yanında dünya hayatında da (sadece inançsızların değil), müminlerindir de." Bilen bir topluluk için ayetleri işte böyle açıklıyoruz.
33. De ki: “Ancak ve ancak Rabbim açık ve gizli çirkinlikleri, günahı, azgınlık yapmayı, hakkında hiçbir delil indirmediği herhangi bir şeyi Allah’a ortak koşmanızı ve Allah hakkında bilmediğiniz şeyleri söylemenizi haram kılmıştır.”
143. (Dişi ve erkek) sekiz eş (yarattı): Koyundan iki, keçiden iki. De ki: “(Allah) bunların erkeklerini mi dişilerini mi yoksa bu iki dişinin rahimlerinde bulunan (yavrular)ı mı haram kılmış! Doğruysanız bana bilgiyle söyleyin!”
144.Deveden de iki, inekten de iki (çift yarattı). De ki: “(Allah), bunların erkeklerini mi dişilerini mi yoksa bu iki dişinin rahimlerinde bulunan (yavrular)ı mı haram kılmış! Yoksa Allah’ın size böyle vasiyet ettiğine şahit mi oldunuz?” Bilgisizce insanları saptırmak için Allah’a yalan uydurandan daha zalim kim olabilir ki! Şüphesiz ki Allah zalimler topluluğunu doğru yola ulaştırmaz.
145. De ki: “Bana vahyolunanda, leş veya akıtılmış kan veya domuz eti –ki bu pisliğin kendisidir– ya da günah işlenerek Allah’tan başkası adına kesilmiş bir hayvandan başka, onu yiyecek kimseye haram kılınmış bir şey bulamıyorum.” (Ancak) azgınlık yapmayacak ve sınırı aşmayacak şekilde kim (bunlardan yemek) zorunda kalırsa, (bilsin ki) Rabbin çok bağışlayandır, çok merhametlidir.
29. Kendilerine kitap verilenlerden Allah’a ve ahiret gününe inanmayan, Allah’ın ve Elçisi'nin haram kıldığını haram saymayan ve gerçek dini din edinmeyen kişilerle, küçülerek (boyun eğip) elden (peşin) cizye verinceye kadar savaşın!
Buraya kadar verdiğimiz konulardaki ayetler ışığında düşünelim:
1-Allah kimseyi kendi hükmünde ortak etmez.
2-Elçinin görevi Allah’ın ayetlerini dolayısıyla emir ve yasaklarını insanlara iletmektir.
3-Bu yüzden Elçi görevini yaparken Kur’an’a uyar ve Kur’an ile uyarır.
4-Allah’ın Elçisi bir yetkili, devlet başkanı, komutan, aile babası vs. olması itibarıyla bazı yasaklar koyabilir; ancak bunlar haram kapsamında değerlendirilemez.
5-Allah’ın elçisinin dine hüküm koyma noktasında herhangi bir konuda bir şey söyleyemeyeceği hakkında inananlara uyarı ise
44. (O elçi) bize (atfen) bazı sözler uydurmuş olsaydı,
45. Bu nedenle elbette (onu önce) güçlü bir şekilde yakalardık.
46. Sonra da bu nedenle can damarını elbette keserdik.
47. Hiçbiriniz buna engel de olamazdınız.
6-“Allah'ın ve Resulünün haram kıldığını haram saymayan” ifadesi eğer Allah'ın elçisinin, Allah'ın yasakladığından farklı yasakları olsaydı, bu sözlerin şöyle olmasını beklerdik: “Allah'ın haram kıldığı ve Resulünün haram kıldığı şeyleri haram kılmamak”. Elçinin yasakladığı şeyin Allah'ın yasakladığından ayrılması, aslında iki grup haramın aynı olamayacağı anlamına gelirdi. Ancak Allah ile Resulünün kasıtlı olarak birleştirilmesi, elçinin yasakladığı şeyin, Allah'ın yasakladığından başka bir şey olmadığını açıkça göstermektedir.
Aşağıdaki ayetin sonunda belirtildiği gibi Peygambere uymanın Kur’an’a uymak olduğu pekiştirilmiştir.
157. (Yani) yanlarındaki Tevrat ve İncil’de yazılı buldukları Elçi'ye, o ümmi Peygamber’e uyanlara (yazacağım) ki (o rasûl/elçi), onlara iyiliği emreder (öğütler), onları kötülükten engeller (sakındırır); onlara temiz şeyleri helal, pis şeyleri de haram kılar; kendilerinden ağır yüklerini ve üzerlerindeki zincirleri kaldırır (atar). Ona (o Peygamber’e) inanıp saygı gösteren, ona yardım eden ve onunla birlikte gönderilen nur’a (Kur’an’a) uyanlar, kurtulanların ta kendileridir.”
Allah’ın elçisinin iyiliği emredip kötülüğü yasaklaması, tayyibâtı (iyi ve temiz şeyleri) helal, habâisi (kötü ve pis şeyleri) haram kılması ise buna kendisinin karar vermesi değil, esasında Kur’an’da var olanı bildirmesidir. Bu fiillerin Peygambere izafe edilmesi, onun resûl/elçi olması sebebiyledir. Allah’ın elçileri, Allah’ın kitabındaki emir ve yasakları, hiçbir ilave veya eksiltme yapmaksızın olduğu gibi tebliğ ederler. Pek çok ayette Allah’ın, tayyibâtı helal, habâisi haram kıldığı bildirildiğine göre aynı fiillerin Resûlullâh’a nispet edilmiş olması, onun, yalnızca kitapta yani Kur’an’da bulunan hükümleri tebliğ etmesidir, ona kendiliğinden hüküm koyma yetkisi vermez. Bu sebeple Nebîmiz, Allah’ın helal kıldığı bir şeyi kendisine haram kıldığı için aşağıdaki şekilde uyarılmıştır. Bu, onun “nebî” vasfıyla yaptığı kişisel bir tercihi idi. Eğer bir şeyi haram kılma yetkisi olsaydı böyle bir uyarı yapılmazdı. Bu ayetle bu uyarı diğer insanlara da bir kere daha hatırlatılmıştır...
1. Ey Peygamber! Allah’ın sana helal kıldığı şeyi eşlerini memnun etmek uğruna niçin kendine haram kılıyorsun? Allah çok bağışlayandır, çok merhametlidir.
Ayetin sonunda “Allah çok bağışlayıcıdır, çok merhametlidir” şeklindeki çok anlamlı sözleri okuyoruz. Allah'ın Rahman olduğunu, Allah'ın affedeceğini bildirmektedir. Kur'an'ın her yerinde Allah'ın elçilerinden övgüyle bahsedildiğini ve övüldüğünü okuyoruz. Peki Allah neden bu olaya Kur'an'da yer veriyor? Bunun açık yanıtı, Allah’ın bunu, tüm zamanların tüm inananlarına, hiç kimsenin, hatta Allah’ın Peygamberlerinin bile yasa koyucu rolünü oynama yetkisine sahip olmadığını hatırlatmak amacıyla koymasıdır.
Hiçbir peygamber melek değildir. O halde, hiçbir peygamber hata ve günah işlemez varlık olarak düşünülemez. Peygamberleri böyle düşünmek, onları ilahlık mertebesine çıkarmak olacağından küfürdür.
Her peygamber günah işleyebilir, bunun aksini iddia etmek şirktir. Günah işleyen peygamberler de vardır. Bunun aksini iddia etmekse Kur’an’ın açık beyanlarını inkârdır. Bu noktada Kur’an ne demişse onu naklediyoruz:
2. Böylece Allah senin geçmiş ve gelecek günahını bağışlayacak, sana olan nimetini tamamlayacak ve seni doğru yola ulaştıracaktır.
55. Sabret! Şüphesiz ki Allah’ın vaadi gerçektir.
Günahının bağışlanmasını iste! Akşam sabah Rabbini hamd (övgü) ile tesbih et (yücelt)!
3. Rabbini hamd (övgü) ile tesbih et (yücelt) ve O’ndan bağışlanma dile. Şüphesiz ki O, tevbeleri çok kabul edendir.
106. Allah’tan bağışlanma dile! Şüphesiz ki Allah çok bağışlayandır, çok merhametlidir.
19. Bil ki Allah’tan başka ilah yoktur. Hem kendi hatanın hem de mümin erkeklerin ve mümin kadınların (hatalarının) bağışlanmasını dile! Allah dönüp dolaştığınız yeri de duracağınız yeri de bilir.
Bu ayetlerde verilen bilgilere göre, Hz. Muhammed hem kendi hataları için hem de bütün mümin erkek ve kadınların günahları için Yüce Allah’tan bağışlanma dileğinde bulunması gerektiği noktasında bilgilendirilmiştir. Ayetin verdiği genel mesaj gereği, geçmişte ve günümüzde "masumluk ve günahsızlık hatta seçilmişlik" üzerinden dini ve müslümanları istismar eden, sömüren ve çıkar sağlayan insanlara da bir uyarı yapılmaktadır.
43. Allah seni affetsin! Doğru söyleyenler sana iyice belli olup, yalancıları bilinceye kadar onlara niçin izin verdin?
“Bir peygamber aynı hatayı iki kere yapmaz, sürekli hata yapmaz, hatası düzeltilmeden ve istiğfar edip bağışlanmadan ölmez.” Hz. Peygamber’in yapmış olduğu hatalı davranışın Yüce Allah tarafından hemen düzeltilmesi, Peygamberi örnek alan ümmetin aynı davranışı yaparak hatayı devam ettirmelerini engellemek içindir. Peygamberlerin masumiyeti vahyin insanlara ulaştırılması noktasındadır; yoksa hiç hata yapmamalarında değil.
Hz. Musa’dan da bir örnek olarak:
15. (Musa), halkının habersiz olduğu bir sırada şehre girmiş ve orada biri kendi tarafından (yakınlarından), diğeri düşmanı tarafından olan iki adamı dövüşür bulmuştu. Kendi tarafından (yakınlarından) olanın, düşmanına karşı ondan yardım istemesi üzerine, (Musa, o) kişiyi itekleyip işini bitirmişti (ölümüne sebep olmuştu). (Sonunda) “Bu, şeytan işidir. Şüphesiz ki o, apaçık saptırıcı bir düşmandır.” demişti.
16. (Musa) “Rabbim! Şüphesiz ki ben kendime haksızlık ettim; beni bağışla!” demiş, (Allah) da onu bağışlamıştı. Şüphesiz ki O çok bağışlayandır, çok merhametlidir.
17. (Musa) “Rabbim! Bana verdiğin nimetlere karşılık suçlulara asla arka çıkmayacağım!” demişti.
18. Şehirde korku içinde, (etrafı) gözetleyerek sabahladıktan sonra bir de ne görsün, dün kendisinden yardım isteyen kişi, feryat ederek tekrar ondan yardım istiyor. (Musa) ona, “Doğrusu sen apaçık bir azgınsın!” demişti.
19. (Musa), her ikisinin (yani hem öldürülen kişinin hem de kendisinin) düşmanı olan (adam)ı yakalamak isteyince, (adam) ona şöyle demişti: “Ey Musa! Dün bir canı öldürdüğün gibi, şimdi de beni mi öldürmek istiyorsun? Sen yeryüzünde sadece zorbalık istiyorsun; ıslah edicilerden olmak istemiyorsun.”
Allah'ın elçilerinin de hepimiz gibi birer insan olduğunun ve onların putlaştırılmaması, yanılmaz ilahi şahsiyetler olarak görülmemesi gerektiği gerçeğini ortaya koymaktır.
110. De ki: “Ben yalnızca sizin gibi bir insanım. Bana ‘ilahınızın tek bir ilah olduğu’ vahyolunuyor.”Artık kim Rabbine kavuşmayı umuyorsa iyi işler yapsın ve Rabbine ibadette kimseyi ortak koşmasın!
6. Elbette kendilerine elçi gönderilenleri de elçileri de sorgulayacağız.
109. Allah’ın elçileri toplayıp da “Size ne cevap verildi?” dediği gün “Bizim hiçbir bilgimiz yok; şüphesiz ki gizlilikleri bilen ancak sensin sen” demiş (olacaklar)dır.
Bu ayet peygamberlerin kendilerinden sonra olacaklarla yani gayb alanıyla ilgili bilgileri olmadığının delilidir. Kur’an’ın bu ayetine açıkça aykırı olacak şekilde peygamberlerin öldükten sonra ümmetlerinin durumunu bildiğini veya onlara durumların her gün veya her akşam bildirildiğine dair sözler hak ve hakikat adına tamamen bir uydurmadır; peygamberlere de vahye de iftiradır.
Âlemdeki manevi ve ruhani düzenin korunması, hayırların temini ve kötülüklerin giderilmesi, yalnız ve yalnız Allah’ın elindedir. Bu konuda birilerini yetkili saymak, şirk olur.
21. De ki: “Ben size zarar verme ve doğru yola getirme gücüne de sahip değilim.”
22. De ki: “Allah’tan (gelecek bir azaba karşı) beni asla kimse koruyamaz. O’ndan başka bir sığınak da asla bulamam.
23. (Benim görevim), Allah’tan gelen ve O’nun mesajlarından oluşan (emirleri) sadece tebliğdir. Allah’a ve Elçisine isyan eden kişi için ebedî kalacakları cehennem ateşi vardır.
Eğer Peygamberimizin gücü yetseydi, kâfirleri imana zorlamak için her şeyi yapardı!
35. Onların yüz çevirmesi sana ağır geldi ise yerde (inebileceğin) bir tünel veya göğe (çıkabileceğin) bir merdiven edinmeye gücün yetseydi ve onlara bir delil getirseydin (yine de inanmazlardı). Allah dileseydi, elbette onları hidayet üzerinde toplardı; sakın cahillerden olma!
188. De ki: “Allah’ın dilemesi hariç, kendime herhangi bir yarar da zarar da verecek güce sahip değilim. Gaybı (bilinemeyeni) bilseydim elbette daha çok hayır yapardım ve bana hiçbir kötülük de dokunmazdı.
İnanan bir toplum için yalnızca bir uyarıcı ve müjdeleyiciyim.”