Kur'an'ı da Arapça okumak, namaz ve duaları da Arapça okumak lazım mı?


Kur'an'ı incelediğimizde, namazın Arapça okunmasını zorunlu kılan doğrudan veya dolaylı hiçbir emire rastlamıyoruz. Bu sınırlamayı koyan çok sayıda vaiz vardır. Bunu, Allah'ın Kur'an'ı Arapça olarak indirdiğini söylediği birçok Kuran ayetlerine atıfta bulunarak yapıyorlar.

 

Allah, aşağıdaki ayetlerinde olduğu gibi, Kur'an'ı Arapça olarak indirdiğini belirtirken, bunun nedenini de bize şöyle bildirmektedir:


Zuhruf 3. Ayet

3. Şüphesiz biz akıl edesiniz diye onu Arapça bir Kur’an kıldık.

 

Yûsuf 2. Ayet

2. Şüphesiz ki akıl edesiniz diye biz onu Arapça bir Kur’an olarak indirdik.

 

Tâhâ 113. Ayet

113. Biz o (Kur’an’ı), insanlar takvâlı (duyarlı) olsunlar veya onlar için (gerçeği) hatırlama oluştursun diye Arapça bir Kur’an olarak indirdik ve uyarıları onda tekrar tekrar açıkladık.

 

Zümer 28. Ayet

28. Takvâlı (duyarlı) olsunlar diye, pürüzsüz (çelişkisiz) Arapça bir Kur’an olarak (indirdik).

 

Şûra 7. Ayet

7. Şehirlerin anasını (Mekkelileri) ve onun çevresindekileri uyarman ve asla şüphe olmayan toplanma günüyle (ilgili) onları uyarman için sana böyle Arapça bir Kur’an vahyettik. (İnsanların) bir bölümü cennette, bir bölümü de çılgın alevli cehennemde (olacak)tır.

 

Şu‘arâ 193-195. Ayet

193-195. Uyarıcılardan olasın diye onu (Kur’an’ı) apaçık Arapça diliyle Güvenilir Ruh (Cebrail) senin kalbine indirmiştir.

 

Fussilet 3-4. Ayet

3-4. (Bu), ayetleri Arapça bir Kur’an olarak açıklanmış, bilen bir toplum için müjdeleyici ve uyarıcı olarak (indirilmiş) bir kitaptır. Fakat onların çoğu yüz çevirdi; artık dinlemezler.

 

Ahkâf 12. Ayet

12. Kendisinden (Kur’an’dan) önce, bir önder ve bir rahmet olarak Musa’nın Kitabı vardır. Bu (Kur’an) da haksızlık edenleri uyarmak ve güzel davrananlara müjde olmak üzere Arap diliyle indirilmiş, (önceki vahiyleri) doğrulayıcı bir kitaptır.

 

Yukarıdaki ayetlerde geçen Arapça olmasının gerekçeleri olan akletmek, uyarılmak, takvalı olmak, hatırlatma olması gibi sebepler dilin anlaşılmasına bağlı fiillerdir.
Allah Kur'an'ı Arapça olarak indirdi ki Kur'an, peygamberin etrafındaki insanların anlayabileceği bir şekilde okunabilsin. Kur'an'da başka bir sebep belirtilmemektedir. Hatta aşağıdaki ayetlerde “senin diline kolaylaştırdık” denilerek peygamberin uyarması dolayısıyla muhattaplarında bu uyarıları hatırlaması için vahyin kendi dillerinde olmasının özellikle sağlandığı vurgulanmaktadır.

 

Meryem 97. Ayet

97. Şüphesiz ki biz onu (Kur’an’ı) muttakîleri (duyarlı olanları) müjdeleyesin ve (gerçeğe) karşı çıkan bir topluluğu uyarasın diye senin diline (dilinde indirerek) kolaylaştırdık.

 

Duhân 58. Ayet

58. Biz onu (Kur’an’ı gerçeği) hatırlasınlar diye senin diline kolaylaştırdık.

 

Kamer 17. Ayet

17. Yemin olsun ki Kur’an’ı (gerçeği) hatırla(t)mak için kolaylaştırdık. (Hani gerçeği) hatırlayan var mı?

* Yukarıdaki ayet aynı surede birebir aynı şekilde 4 kere(17,22,32,40. Ayetler) tekrarlanmaktadır.

 

Ancak insanların bazıları ne yazık ki tamamen uydurma iddialarla karşımıza çıkıyor. Bu uydurmalardan biri de, insanın namazda ancak Arapça okuduğunda Yaratan'la irtibat kuracağı, Allah’ın duasını kabul ve duasına icabet edeceği iddiasıdır! Bu iddiayı değerlendirmek için, namazın Hz.İbrahim kadar eski olduğunu bildiren şu Kur'an ayetleriyle başlamak gerekir :

 

Enbiyâ 72. Ayet

72. Ona (İbrahim’e) ilave (bir bağış) olarak İshak’ı ve (torunu) Yakup’u lütfetmiştik. Hepsini iyi insanlar yapmıştık.

73. Onları, emrimizle doğru yolu gösteren önderler yapmış ve kendilerine hayırlı işler yapmayı, namaz kılmayı ve zekât vermeyi vahyetmiştik. Onlar daima bizim kullarımızdılar (Onlar daima bize kulluk edenler idiler).

 

Namazı Hz.İbrahim ve ondan sonra gelen bütün mü’minler kılmıştı. Onlar namazlarını hiçbir zaman Arapça okumadı. Bu durumda, hiçbirinin namazında Allah ile temasa geçemediği veya dualarının kabul edilmediği veya cevaplanmadığı sonucuna varmamız doğru olur mu?


Arapça konuşmayan insanlara namazlarını Arapça okumalarını emretmek, aksi takdirde bu kabul edilemez demek, birçok müminin namazlarını tam olarak anlamadıkları kelimelerle okumaları ile sonuçlanır. Bir çok insan namaza konsantre olamadığından şikayetçidir. Bunun olmasının sebebi de bilmediği şeyleri tekrar eden beynin buna alışarak arka planda düşüncelere dalmasıdır.

 

Bu nedenle Allah Kuran'da namazda ne söylediğimizi bilmenin önemini şöyle vurgulamaktadır:


Nisâ 43. Ayet

43. Ey iman edenler! Sarhoşken -ne söylediğinizi bilinceye kadar-, cünüpken de -yolcu olanlar hariç-yıkanıncaya kadar salâta (namaza) yaklaşmayın! Hastaysanız veya yolculuktaysanız veya sizden biriniz tuvaletten gelmişse ya da kadınlara (cinsel olarak) dokunup da (bu durumlarda) su bulamamışsanız, o zaman temiz bir toprak arayın ve yüzlerinizi de ellerinizi de (onunla) mesh edin! Şüphesiz ki Allah çok affedicidir, çok bağışlayandır.


Her ne kadar yukarıdaki sözler sarhoşluktan bahsediyor ve sarhoşların namaz kılmalarını yasaklıyorsa da, verilen sebep, anlamadığı bir namaz kılan herkes için geçerlidir.

 

Sarhoşluğun bir mümini namazdan mahrum bırakan bir durum olmasının tek nedeni, sarhoş olan kişinin namazda ne söylediğini bilememesidir. Bu nedenle namaza yaklaşılmaz. Bu nedenle Allah, namaz esnasında ne söylediğimizi bilmenin önemini vurgulamak için "sarhoş" kelimesinden sonra "ne söylediğini bilene kadar" ifadesini eklemiştir.

 

Yukarıdaki ayetteki sözler, namaz kılarken ne söylediğimizi bilmenin bir zorunluluk olduğunu, dolayısıyla namaz sözlerinin Yaratıcısına ibadet eden kişinin tam olarak anlayacağı bir dille söylenmesi gerektiğini şüphesiz teyit etmektedir.

 

Arapça konuşmayan müminler, bir şekilde, sahte öğretilerle, namazlarını Arapça okuduklarında ekstra itibar kazandıkları inancına yönlendiriliyorlar! Namazın nihai amacı kulluğunu yerine getirip Allah’ın rızasını kazanmak için dua ile Allah'la temasa geçmek ve O'nu tesbih edip yüceltmek, hamdetmek ve zikretmektir. Temasın samimiyeti dilden veya dilin etkinliğinden değil, sizin sadece Allah’a olan teslimiyetinizden gelir. Zaten İslam kelimesi dini bağlamda Allah'a teslimiyet anlamına gelir.