Kur'an, kendisinin layıkıyla tanınmasını sağlayacak değerin ilim olduğunu ifade etmektedir:
Kur'an'da ilim kökünden kelimeler 850 civarında yerde geçmektedir. Bunların 400 küsuru fiil halinde kullanımdır. Bizatihi ilim sözcüğü 110 civarında yerde geçiyor. Bu tablo göstermektedir ki ilim Kur'an tarafından bir faal değer olarak alınmaktadır. İsim kullanımların 200'ü aşkın kısmı Allah'ın isim-sıfatı olarak geçmektedir.
Kur'an'da kullanıldığı şekliyle ilim, geçtiği yere göre, bilimsel bilgi, aklî bilgi, deneye dayalı bilgi, vahyi bilgi anlamlarından birini ifade etmektedir.
"İlim bir şeyi hakikatiyle idraktir ki bu da iki şekilde olur:
1. Şeyin zâtını (gerçek kimliğini) bilmek,
2. Şeyin varlığına veya yokluğuna hükmetmek.
"Bu hükmetmenin de iki şekli vardır: Birincisi, bir şey hakkında, kendisi için varolduğu şeyin vücuduyla hükmetmektir. İkincisi, olmayacağına delil olduğu şeyin yokluğuna dayanarak hüküm vermek."
İlmin aksine, "irfan, bir şeyi izinden, işaretinden hareketle tedebbür ve tefekkür ederek bilmektir. Allah'ı bilmeye ilim değil de marifet (irfan) denmesi, beşerin onu ancak eserleri üzerinde düşünerek bilebileceği gerçeğine işaret içindir.
Beşer, Allah'ı zâtıyla bilemez ki o bilmeye ilim densin. Ona irfan denir; çünkü irfan, noksan olan ilim (el-ilmü'l-kaasır) için kullanılır. Noksan bilgiye irfan dendiği içindir ki, Ehlikitap, bildikleri şeyleri tasdik edici olarak gelmesine rağmen Kur'an'ı ve Hz. Muhammed'i inkâr etmiştir. Bakara suresi, 89’da onların bu noksan bilme halini ifade için ilim kökünden değil de irfan kökünden kelime kullanmıştır.
89. Daha önce kâfirlere karşı zafer isterlerken, kendilerine Allah katından ellerindeki (Tevrat’ı) doğrulayan bir kitap (Kur’an) ulaşıp da (Tevrat’tan) bildikleri(‘arafü) gerçekler kendilerine gelince onu inkâr etmişlerdi. (İşte) Allah’ın laneti böylesi kâfirlerin (üzerine)dir.
Çünkü onların o ilimleri noksan bir ilimdi ve nitekim bu noksan ilim onları inkârdan kurtaramamıştır."
İlim ve irfan karşılaştırması için verilen bu bilgiler bir büyük gerçeği daha ortaya koyuyor, daha doğrusu bir büyük saptırmayı düzeltmemize yardımcı oluyor:
Tasavvuf-tarikat geleneği asırlardır hep şuna vurgu yapmıştır: İrfan, ilimden üstündür; çünkü Allah, irfan sayesinde bilinir ama ilim sayesinde bilinmez. Buna bağlı olarak, aynı gelenek, Allah'ı bilmeye 'mârifetullah' der, 'ilmullah' demez. Kendi üstadlarına da 'arif der, 'âlim' demez. Ve bunu kendi lehinde bir üstünlük olarak kayda geçirir.
Gerçek, bunun tam tersidir: Allah'ı bilme konusunda ilim kelimesinin değil de irfan kelimesinin kullanılması, sûfî geleneğin söylediği gibi, ilmin yetersizliğinden değil, irfanın yetersizliğindendir.
'Bir şeyin hakikatini bilmek' olan ilim, gerçek kimliği asla bilinemeyecek olan Allah'ı bilmeyi ifade etmek için kullanılmaz. Ve Allah'ı gerçek mahiyetiyle bilmek mümkün olmadığı içindir ki, O'nu bilmekten söz edildiğinde 'noksan ilim' olan irfan tercih edilir. Yani burada üstünlük irfan lehine değil, ilim lehine kayda geçirilmelidir. O halde, tarikat büyüklerinin 'arif sıfatları onları âlimlerin önüne geçirmez, arkasında sıraya dizer. Âlim sıfatı olmayan ve böyle bir sıfata sahip olmayı da istemeyen tarikat çevreleri, önderlerine verdikleri 'arif unvanını, işte bunun için 'âlim' unvanının üstüne çıkarmak üzere oyunlar oynarlar. Gerçek ise onların söylediklerinin tam tersidir.
Allah'tan hakkıyla korkabileceklerin ilim sahipleri olduğu söyleniyor:
28. İnsanlardan, adım atan canlılardan ve dört bacaklı hayvanlardan da renkleri farklı olanlar var. Kulları içinden sadece (gerçeği) bilenler(l-’ulemâ(u)) Allah’a saygı duyarlar. Şüphesiz ki Allah güçlüdür, çok bağışlayandır.
Arifin âlimden üstün olduğunu söyleyen anlayış, 'irfanı bilgi' veya 'bâtını bilgi' olarak gördüğü ilhamı da ilimden üstün görmektedir. 'İlhamî bilgi' veya 'bâtını bilgi' tabirleri Kur'an dışıdır. Kur'an böyle bir ilim türünden söz etmemektedir. Bir kere, Kur'an, ilimden nasibi olmayanların kalplerinin mühürleneceğini açık seçik bildirmektedir:
59. İşte (gerçeği) bilmeyenlerin (ya’lemûn(e)) kalplerini Allah böyle mühürler.
Hal böyle olunca, 'ilhamı bilgi' veya 'kalp gözüyle elde edilen bilgi' nasıl ve nereden elde edilecektir. Mühürlenmiş kalbin ilham ve irfan üretmesi mümkün müdür?
Kur'an, Allah'ın bilgi kudretini ifade etmede sadece ilim kökünden kelimeler kullanmış, irfan kökünden tek kelime kullanmamıştır. Bu da âlimin Allah'a yakınlık ve bilgi açısından ariften üstün olduğunu gösterir. Allah'ın isim-sıfatları içinde ilim kökünden türeyen 4 isim-sıfat vardır: Âlim, Alîm, Allâm, A'lem. Bu sıfatların özellikle ilk ikisi, onlarca kez geçmektedir. Alîm 162 kez, A'lem 49 kez, Âlim 20 kez, Allâm 4 kez.
Hz. Yusuf, olayların tevilini bildiği halde kendisini ilim üstü bir yetiyle donanmış ilimden nasipli biri (alîm) olarak gösteriyor; arif, ilham sahibi vs. diye göstermiyor.
55. (Yusuf) “Beni o yerin (Mısır’ın) hazinelerine (bakan) ata! Şüphesiz ki ben (hazineyi) korurum; (bu işi iyi) bilirim.(‘alîm(un))” demişti.
Yusuf'a verilen olayları tevil yetisi, öyle tarikatçı geleneğin söylediği gibi, keramet, doğaüstü yeti falan değil, tamamen bilgi ürünü bir yeti olarak tanıtılıyor.
21. Mısır’da onu satın alan kişi, hanımına şöyle demişti: “Ona değer ver (güzel bak)! Belki bize yararı olur veya onu evlat ediniriz.” İşte böylece kendisine (rüyadaki) olayların yorumunu öğretmemiz için Yusuf’u o yere (Mısır’a) yerleştirmiştik. Allah işinde üstündür. Fakat insanların çoğu bilmezler.
Bu eğitimin ifade edilişinde kullanılan kelime(linu’allimehu) de ilim kökünden bir kelimedir. Yusuf'un olayların arka planını görme yetisinden söz eden tüm ayetlerde, ilim kökünden isim ve sıfatlar kullanılmaktadır.
Hz.Musa'ya bazı özel bilgiler öğreten kişiden söz eden ayetlerde de hep ilim kökünden kelimeler kullanılmıştır.
65. (Derken), kendisine katımızdan bir rahmet verdiğimiz ve ona tarafımızdan bir ilim(‘ilmâ(n)) öğrettiğimiz kullarımızdan bir kul bulmuşlardı.
Yani Kur'an, ilimden nasibi olmayan, ilimle bağı kesik veya kopuk hiçbir keramet, sezgi veya ilhamı kabul etmemektedir. İlke son derece açık ve çok sert konmuştur.
Peygamberlere iki şey birden verilmektedir: Hüküm, ilim.
22. (Yusuf) yetişkinlik çağına ulaşınca, ona doğru hüküm verme yeteneği ve ilim vermiştik. Güzel davrananları biz işte böyle ödüllendiririz.
14. (Musa) yetişkinlik çağına ulaşıp olgunlaşınca ona doğru hüküm verme yeteneği ve ilim vermiştik. Güzel davrananları işte böyle ödüllendiririz.
15. Yemin olsun ki biz Davud’a ve Süleyman’a bir ilim vermiştik; (onlar) “Bizi mümin kullarından birçoğuna üstün kılan Allah’a hamd (övgü) olsun.” demişlerdi.
74. Lut’a gelince, ona da doğru hüküm verme yeteneği ve ilim vermiştik. Onu çirkin işler yapmakta olan şehir (halkın)dan kurtarmıştık. Şüphesiz ki onlar kötü iş yapan yoldan çıkan bir toplumdu.
Bu özellik sadece birkaç peygamber için geçerli değildir. Böyle bir iddianın öne sürülmesini önlemek için, Enbiya suresinde şöyle diyor:
79. Böylece bunu (bu fetvayı) Süleyman’a biz öğretmiştik. Biz onların hepsine doğru hüküm verme yeteneği ve ilim vermiştik. Kuşları ve tesbih eden (yücelten) dağları da Davud’a boyun eğdirmiştik. (Bunları) biz yapmaktayız.
Bunun içindir ki, nebilerin sonuncusu Hz.Muhammed'e bile şöyle dua etmesi emredilir:
114. Gerçek hükümdar olan Allah yücedir.
Sana onun vahyi tamamlanmadan önce Kur’an’la ilgili acele etme ve “Rabbim! İlmimi artır!” de.
Kur'an'ın mucize devrimlerinden biri de şudur: Kur'an, ilim ve tabiat üstü bir gerçek olan vahyi bile, özellikle yeryüzüne indiği andan itibaren 'ilim' diye nitelemekte ve böylece, vahyin yeryüzüne inişinden itibaren ondan yararlanmak isteyenlerin bunu ancak ilim sayesinde gerçekleştirebileceklerine dikkat çekmektedir. Kur'an bu gerçeği şöyle ifadeye koyuyor:
120. Milletlerine (dinlerine) uyuncaya kadar yahudiler de hristiyanlar da senden asla razı olmayacaklardır. De ki: “Şüphesiz ki Allah’ın rehberliği, gerçek rehberliktir.”
Sana gelen bilgiden(l’ilmi) sonra onların arzularına uyarsan, Allah’tan (gelecek azaba karşı) senin için herhangi bir dost ve yardımcı olmayacaktır.
145. Şüphesiz ki kendilerine kitap verilmiş olanlara her türlü delili getirsen de onlar kıblene dönmezler. Sen onların kıblesine asla uyacak değilsin. Onlar da birbirlerinin kıblesine uymazlar. Sana gelen bilgiden(l’ilmi) sonra onların arzularına uyacak olursan, işte o zaman zalimlerden olursun.
19. Şüphesiz ki Allah katında din İslam’dır.
Kitap verilenler ancak kendilerine bilgi(l-’ilmu) geldikten sonra aralarındaki kıskançlık yüzünden ayrılığa düşmüşlerdi. Kim Allah’ın ayetlerini inkâr ederse (bilsin ki) şüphesiz ki Allah hesabı hızlı olandır.
61. Sana bilgi(l-’ilmi) geldikten sonra seninle bu konuda tartışanlara de ki: “Gelin, biz ve siz, çocuklarımızı ve çocuklarınızı, kadınlarımızı ve kadınlarınızı çağıralım; sonra da Allah’ın lanetinin yalancılar üzerine olması için gönülden lanetleşelim.”
37. Böylece biz onu Arapça bir hüküm (hikmetli bir söz) olarak indirdik. Sana gelen bilgiden(l-’ilmi) sonra onların arzularına uyarsan, Allah’tan (gelecek azaba karşı) senin için herhangi bir dost ve koruyucu olmayacaktır.
Peygamberlik aynı zamanda 'ilimde genişlik ve üstünlük' anlamı taşır.
247. Peygamberleri onlara “Elbette Allah, Talut’u size hükümdar olarak gönderdi (görevlendirdi)” deyince, onlar “Biz hükümdarlığa daha layık olduğumuz hâlde, kendisine servet ve zenginlik yönünden geniş imkânlar verilmemişken, nasıl o bize hükümdar olur?” demişlerdi. (O peygamber) şöyle demişti: “Allah onu sizin üzerinize seçti, ilimde(l’ilmi) ve bedende ona üstünlük verdi. Allah, hükümdarlığı dilediğine (layık olana) verir. Allah, (imkânları) geniş olandır, bilendir.”
Peygamberler vasıtasıyla gelen ayetleri anlamak da ilimde derinleşmiş olanların nasibidir. Kur'an'ın büyük kısmını oluşturan müteşâbih (çok anlamlı, çok boyutlu) ayetleri anlamak, Allah ile ilimde derinleşmiş olanların hakkı ve yetkisi içindedir:
7. Sana Kitabı indiren O’dur. Onun bazı ayetleri muhkem (açık anlamlı)dır ki bunlar Kitabın anasıdır (esasıdır). Diğerleri de müteşabih (benzeşen anlamlı)lardır. Kalplerinde eğrilik olanlar, Fitne çıkarmak ve onu (arzularına göre) yorumlamak için ondaki müteşabih ayetlerin peşine düşerler.(Oysa) onun (asıl) yorumunu Allah’tan başkası bilemez. İlimde (l’ilmi) derinlik sahibi olanlar ise “Ona inandık; hepsi Rabbimizin katındandır.” derler. Derin akıl sahiplerinden başkası (gerçeği) hatırlamaz.
Allah, kendisinin varlığına kanıt ve tanık olarak kendini, melekleri ve bir de ilim sahiplerini gösteriyor:
18. Allah, melekleri ve adaleti gözeten ilim sahipleri şahittir ki O’ndan başka ilah yoktur. (Evet) O’ndan başka ilah yoktur. Güçlüdür, doğru hüküm verendir
İnsanlar arası ilişki ve çekişmelerde de iki tanık güvenilir kılınmıştır: Allah ve ilim sahipleri:
43. Kâfir olanlar “Sen elçi değilsin.” derler. De ki: “Benimle sizin aranızda şahit olarak Allah ve yanında kitabın bilgisi olan kişi(ler) yeter.”
İlim, maddede ve ruhta ışık ve mürşit olduğu içindir ki ilmine sahip bulunmadığımız hiçbir şeyin peşi sıra gitmemeliyiz.
36. Hakkında bilgin olmayan şeyin peşine (biliyormuş gibi) düşme! Şüphesiz ki işitme (duyusu), göz ve kalp, bütün bunlar o (kazandığı)ndan sorumludur.
İlmine sahip olmadığınız şeyin ardınca gitmek, her şeyden önce ehliyetsizliğe teslim olmaktır ki, ziraattan sanayiye, felsefeden ekonomiye, sanattan dine kadar tüm alanlarda felaket getirir.
İlmine sahip olmadığımız şeyin ardına düşmenin en büyük yıkımı din alanında vücut bulmaktadır. Bu yıkımın göstergesi, dinde taklit tutkusudur. Müşriklerin, gerçeğin ölçüsü olarak atalarına atıf yaptıklarını bildiren ayetler, Kur'an üslûbu içinde dolaylı yoldan bir taklit tanımıdır. Araştırmak ve ilmine sahip olmak yerine "Ulema böyle dedi, efendilerimiz böyle buyurdu, ecdadımız böyle uyguladı..." şeklindeki müşrik lakırdılarla ilimsizlik ve taklide teslimiyet kutsallaştırılmakta ve perişanlık asırlardır sürüp gitmektedir.
Allah’ın, aşağıdaki emanetleri ehline verme emrinin elle tutulur bir gerçek olabilmesi için tüm yürüyüşlerin ilimden nasibi olanlarca gerçekleştirilmesi gerekir.
58. Şüphesiz ki Allah size, emanetleri ehline vermenizi ve insanlar arasında hükmettiğiniz zaman adaletle hükmetmenizi emretmektedir. Allah size ne kadar güzel öğütler veriyor! Şüphesiz ki Allah duyandır, görendir.
Kur'an'a göre, en büyük zıtlıklardan biri de ilimle şirk arasındadır.
Yani akıl düşmanlığı ve geleneği ilahlaştırma arasında. Vahyin ve aklın temsilcileri, geleneğin ve akıldışılığın temsilcisi müşriklere son söz olarak şunu söylediler:
4. De ki: “Allah’ın peşi sıra yalvardığınız şeyleri (ortaklarınızı) bir düşünsenize! Yerden neyi yaratmışlar bana gösterin veya göklerle ilgili (yaratılış ve idare edilişlerinde) onların ortaklığı mı varmış! Doğruysanız bundan önce (size indirilmiş) bir kitap veya bir bilgi(‘ilmin) kalıntısı (varsa onu) bana getirin!"
143. (Dişi ve erkek) sekiz eş (yarattı): Koyundan iki, keçiden iki. De ki: “(Allah) bunların erkeklerini mi dişilerini mi yoksa bu iki dişinin rahimlerinde bulunan (yavrular)ı mı haram kılmış! Doğruysanız bana bilgiyle (bi’ilmin) söyleyin!”
Şirk çocukları ise vahyin temsilcilerine şunu söyledi:
104. Onlara “Allah’ın indirdiğine (kitaba) ve Elçi'ye gelin!” dendiği zaman,
“Babalarımızı üzerinde bulduğumuz (yol) bize yeter!” derler.
Ataları hiçbir şey bilmiyor ve doğru yol üzerinde bulunmuyor iseler de mi?
Kur'an'ın bahsettiği üç kitabın, yani evren, Kur'an ve insan kitaplarının ayetleri Evren, Kur'an ve insan kitaplarının okunmasıyla elde edilen bilgilerin değerlendirilmesi de âlimlerin yapacağı bir iştir. Yani hikmet elde etme ve elde edilmiş hikmeti değerlendirme de bir ilim işidir. Orada bile arif denmemiş, ilim sahibi denmiştir:
43. İşte biz şu örnekleri insanlar için veriyoruz; onları (gerçeği) bilenlerden(l-’âlimûn(e)) başkası akıl etmez.
Ayette hem taakkul (aklı işletme) hem de ilim kullanılmıştır. Ve böylece, akletme işinin de âlimler tarafından yapılabileceğine vurgu yapılmıştır. Yani bir kitlenin aklını işleten kitle olabilmesi için eğitimli-bilgili kitle olması gerekmektedir.
Kur'an, bütün bilgilerini, bütün sınıflamalarını ilim üzerine oturtmuştur:
52. Yemin olsun ki onlara, bilgiyle(‘ilmin) açıkladığımız ve inanan bir toplum için yol gösterici ve rahmet olan bir kitap getirmiştik (göndermiştik).
Bizzat Allah tanıklık ediyor ki, Hz. Muhammed'e indirileni ilim üzere indirmiştir:
166. Fakat Allah sana indirdiğini kendi ilmi ile indirdiğine şahitlik eder; melekler de (buna) şahitlik ederler. Şahit olarak Allah yeter.
Kur'an, kendisini anlamanın ilim sahipleri için bir nasip olduğunu bildiriyor:
3-4. (Bu), ayetleri Arapça bir Kur’an olarak açıklanmış, bilen(ya’lemûn(e)) bir toplum için müjdeleyici ve uyarıcı olarak (indirilmiş) bir kitaptır. Fakat onların çoğu yüz çevirdi; artık dinlemezler.
Peygamberlerin mürşitliği de ilim üzerine oturan bir yetidir. İlmi bir 'şeytanî yeti' gibi gösteren bazı tarikat çevrelerinin dillerine doladıkları 'arif tipin irşat ehli olduğuna işaret eden bir ima bile yoktur. Tam tersine, ilimden nasibi olmayanların yoluna asla ve asla uyulmaması buyurulmaktadır.
89. (Allah) “İkinizin duasına da elbette cevap verilmiştir.
Siz doğru yolda olun ve o (gerçekleri) bilmeyenlerin(ya’lemûn(e)) yoluna uymayın!” demişti.
Sizi Allah'a götürecek gerçek yol, Kur’an yoludur; Kur’an’ın mürşitlik yaptığı yoldur. Öteki yolların sonu hüsrana çıkar. İlimsizliğin Kur’an’dan uzak tuttarak insanı sevk ettiği yollar Allah'ın yolundan ayırır, parçalanma getirir. Aşağıdaki 151 ve 152. ayetlerde 10 temel kural zikredilmiş ve ardından doğru yolun bu olduğu yani Kur’anla bildirilenler olduğu ifade edilmiştir.
151. De ki: “Gelin Rabbinizin size neleri saygın kıldığını tilavet edeyim (okuyup aktarayım): O’na hiçbir şeyi ortak koşmayın ve ana babaya iyilik (edin)! Fakirlik korkusuyla çocuklarınızı öldürmeyin; (çünkü) sizi de onları da biz rızıklandırmaktayız. Çirkinliklerin açığına da gizlisine de yaklaşmayın! Allah’ın saygın kıldığı (öldürülmesini yasakladığı) canı haksız yere öldürmeyin! İşte bunlar (Allah’ın) size emrettikleridir. Umulur ki akıl edersiniz.
152. Yetişkinlik zamanına ulaşıncaya kadar en güzel olanın dışında ye-timin malına sakın yaklaşmayın! Ölçü ve tartıyı adaletle yapın! Biz kimseye gücünün yeteceğinden başkasını yüklemeyiz. Söz söylediğiniz zaman, akraba bile olsa adil olun! Allah’a (verdiğiniz) sözü tutun! İşte bunlar (O’nun) size emrettikleridir. Umulur ki (gerçeği) hatırlarsınız.
153. Şüphesiz ki bu benim doğru yolumdur; ona uyun! (Başka) yollara uymayın! (O yollar) sizi (Allah’ın) yolundan ayırır. İşte bunlar takvâlı (duyarlı) olmanız için (Allah’ın) size emrettikleridir.
İlimden nasipsizlerin çağıracağı şey, heva ve heves (boş ve bitmez arzular) olur:
18. Sonra da seni iş (din) konusunda bir şeriat (kanun) sahibi kıldık.
Sen ona uy; bilmeyenlerin(ya’lemûn(e)) isteklerine uyma!
Heva ve heves, dürtüler, sübjektif bakış açıları demektir. Objektif değerlere ve gerçeğe ulaşmanın yolu, ilimdir. İlim dışındaki değerlerin tümü, irfan ve iman dahil, sübjektiflikten kurtulamaz.
Kur'an, yine mucize bir yaklaşımla, ilme hiçbir kötülük ve çirkinlik izafe etmemiştir ama imana etmiştir. Yahudilerin sapmalarını eleştirirken esrarlı üslubuyla insanlığa muhteşem bir ders vermekte ve imanın çirkinliklere âlet edilebileceğine vurgu yapmaktadır:
93. Hani sizden sağlam bir söz almış, üzerinize (Sînâ) Dağı(nı âdeta) kaldırmıştık. (Onlara) “Size verdiğimizi kuvvetle alın (ona sıkıca tutunun); (ondaki gerçekleri) dinleyin!” (demiştik). Onlar ise “İşittik ve isyan ettik.” demişlerdi. İnkârları sebebiyle kalplerine buzağı(ya tapma sevgisi) içirilmişti (doldurulmuştu). De ki: “(Böyle) inanıyorsanız, inancınız size ne kötü şeyler emrediyor!”
Ayette, çirkinliğin izafe edildiği iki kelime var: İman, mümin.
Şöyle bir sav ileri sürülemez: "Çirkinliğin izafe edildiği iman Yahudilerin imanıdır, mümin de Yahudi müminidir. Bu eleştiri onlarla kayıtlıdır, başkalannı ilgilendirmez." Böyle bir sav, Kur'an'ın ruhuna da lafzına da aykırıdır. Kur'an öncelikle bir kelam mucizesidir. Öyleyse kötülük izafe edilirken seçilen kelimelerin bizatihi kendilerinde mesaj vardır. İlim sahiplerinden de birçok bozuk insan çıkmıştır, çıkacaktır; ama Kur'an hiçbir zaman ilme çirkinlik ve kötülük izafe etmemiştir.
Kur'an, ilme kötülük izafe etmiyor ama imana çirkinlik ve kötülük izafe ediyor. Çünkü ilim objektifdir; daha doğrusu ilimden söz etmemiz için objektiflik şarttır.
İmanın objektifliği söz konusu edilemez. İmanda aslolan sübjektivitedir. Bu olgu, çok iyi anlamlara kaynaklık edebileceği gibi çok kötü anlamlara da kaynaklık edebilir. Sübjektivite demek nefsin alanı demektir. Nefsin karıştığı şeyde genellikle hayır aranmaz. Hayır aranmayacak şeyin de ardından gidilmez.
Allah korkusunun(aşağıdaki ayette geçen yahşa kelimesi, saygıyla karışık sevginin yoğurduğu bir korku hâli) temeline ilim konduğu için hiç kimse ilimden nasipsiz birtakım adamların Allah adamı olduğunu iddia edemez.
28. İnsanlardan, adım atan canlılardan ve dört bacaklı hayvanlardan da renkleri farklı olanlar var. Kulları içinden sadece (gerçeği) bilenler (l-’ulemâ(u)) Allah’a saygı(yaḣşa) duyarlar. Şüphesiz ki Allah güçlüdür, çok bağışlayandır.
Bu iddiaların tümü, ilimden nasipli olma önşartına bağlıdır. O önşart yoksa gerisi sadece aldatmaca ve sahtekârlık olur.
Böyle olduğu içindir ki, ilimsiz irşat konusu Kur'an'ın yakındığı konulardan biridir.
20. Allah’ın, göklerdeki ve yerdeki (imkânları) sizin emrinize verdiğini, nimetlerini açık ve gizli olarak size bolca yaydığını görmediniz mi? (Buna rağmen) insanların bir kısmı –bilgisi(‘ilmin), rehberi ve aydınlatıcı bir kitabı olmaksızın– Allah hakkında tartışmaktadır.
İlimsiz irşadın tehlikeli görünümlerinden biri de 'lehve’l-hadîs (boş söz) satın alarak' insanları ilimsiz bir şekilde saptırmaktır. Yani, boş söz satın almanın arka planında da ilimsizlik vardır.
6. İnsanlardan öylesi var ki bilgisizce (bi-ġayri ‘ilmin) Allah yolundan saptırmak ve sonra da o (yol)la alay etmek için boş söz(lehve’l-hadîs) satın alır. İşte onlara küçük düşürücü bir azap vardır.
Kur'an vahyine karşı çıkanların hareket noktası, atalarının kabulleri, yani geleneğin kendilerine ezberlettikleridir. Kur'an'ın bu noktadaki tezi şudur: Ataların kabul ve inançlarını benimsemek için akıl ve ilimden onay almak gerekir. Aksi halde o kabuller reddedilir:
104. Onlara “Allah’ın indirdiğine (kitaba) ve Elçi'ye gelin!” dendiği zaman,
“Babalarımızı üzerinde bulduğumuz (yol) bize yeter!” derler.
Ataları hiçbir şey bilmiyor ve doğru yol üzerinde bulunmuyor iseler de mi?
Kur'an şunda ısrarlıdır: Kur'an'a karşı çıkanların ilimden herhangi bir dayanakları yoktur. Onların dayandığı tek şey, kendi zanlarıdır:
39. Aksine onlar bilgisini kavrayamadıkları ve yorumu kendilerine asla gelmemiş olan (Kur’an’ı) yalanladılar. Onlardan öncekiler de böyle yalanlamışlardı. Şimdi bak, zalimlerin sonu nasıl olmuştu!
20. Dediler ki: “Rahmân dileseydi, biz onlara tapmazdık.”
Onların bu konuda hiçbir bilgisi(‘ilm(in)) yoktur. Onlar yalandan başka bir şey söylemeyenlerdir.
24. (İnkârcılar) dediler ki: “Hayat, sadece şu dünya hayatımızdan ibarettir. (Kimimiz) ölürüz, (kimimiz) yaşarız.
Bizi, sadece zaman yok eder.” Onların bu konuda hiçbir bilgisi yoktur. Onlar, sadece zanda bulunuyorlar.
28. Onların bu konuda hiçbir bilgisi yoktur. Zandan başka bir şeye uymuyorlar. Şüphesiz ki zan, gerçeklik bakımından hiçbir şey ifade etmez.
84. Sonunda, (hesap yerine) geldikleri zaman (Allah) kendilerine şöyle soracaktır: “Bilip kavramadan ayetlerimi yalanladınız, öyle mi? (Değilse, bu) yaptığınız neydi?”
100. Cinleri Allah’a ortaklar koştular. (Oysa) onları da (Allah) yaratmıştı. Bilgisizce O’na oğullar ve kızlar yakıştırdılar. O, onların ileri sürdüğü yakıştırmalardan uzaktır ve yücedir.
Müşriklerin Allah'a sövüp saymaları da bir ilimsizlik yansımasıdır.
108. Allah’ın peşi sıra (varlıklara) yalvaranlara (bile) sövmeyin; (sonra) onlar da düşmanlık yaparak bilgisizce Allah’a söverler. Böylece biz her ümmete kendi işlerini süslü gösterdik. Sonunda dönüşleri sadece Rablerinedir. O da yaptıklarını kendilerine bildirecektir.
119. Üzerine Allah’ın adı anılan (hayvan)lardan yememenize sebep nedir ki! (Oysa Allah), mecbur bırakıldıklarınız dışında, haram kıldığı şeyleri elbette size ayrıntılı açıklamıştır.
Doğrusu birçoğu, bilgisizce kendi arzularına uyarak (insanları) saptırıyorlar. Şüphesiz ki Rabbin, haddi aşanları çok iyi bilendir.
Şirkin icraatı, örneğin, kız çocuklarını diri diri gömmeleri de ilimsizlik ürünü sapmalardan başka bir şey değildir.
140. Bilgisizlikleri yüzünden beyinsizce çocuklarını öldürenler ve Allah’ın kendilerine verdiği rızkı, Allah’a iftira ederek (kadınlara) haram kılanlar, elbette kaybetmişlerdir. Onlar, elbette sapmışlardır ve doğru yolda değillerdir.
İlim, zorbalıkla elde edilemediği gibi, aldatmayla da elde edilemez. İlim dışında hiçbir değerin, hiçbir servetin, hiçbir kudretin böyle bir niteliği yoktur. Yüce Yaratıcı bu niteliği, bu özelliği, bu seçkinliği sadece ilme vermiştir. Ve onun içindir ki ilim, O'nun ikinci sıfatı olmuştur. Ehlisünnet geleneği, Allah'ın zatî (varlığına ilişkin) sıfatlarının birincisini 'hayat' ikincisini 'ilim' olarak belirlemiştir ki Kur'an'ın ilme yüklediği önemi ifade bakımından çok isabetli ve anlamlıdır.
Hayat, ilim üzerine oturur. Hayatsız ilim olamayacağı gibi, ilimsiz hayat da olmaz. Kur'an, rab kelimesinin, tanrılaştırılan Firavun başta olmak üzere 'dokunulmaz kılınmış' bazı kişiler tarafından sıfat olarak kullanıldığını göstermektedir.
Yani Rab sıfatı, 'Allah'ın, şirk ve despotizm tarafından gasp edilmiş sıfatlarından biridir. Halbuki hiçbir despotun, hiçbir putun, hiçbir tâğutun 'âlim' sıfatıyla anıldığına tanık olamayız. Hayat buna izin vermemiştir.
Anlaşılan o dur ki, Kur'an, ilim sıfatının gasp edilemeyeceğini, o sıfatın ancak hak edenler tarafından kullanılabileceğini öngörmekte ve düzenlemelerini buna göre yapmaktadır. Allah'ın hemen her sıfatı, ona ortaklık iddiasındaki kurum olan şirk tarafından gaspa uğramıştır. Tek istisna, ilim sıfatıdır. Çünkü mal, servet ve kudretin aksine, ilimde gasp mümkün değildir. İlmin kazandıracağı güç ve itibarı ya hak edersiniz ya da onlardan uzak kalırsınız.
Mesela, Allah'ın 'Veli' sıfatı da, tıpkı rab sıfatı gibi, şirk tarafından gasp edilmiştir. Bizzat Kur'an, bu 'müşrik gaspın yarattığı veliler'den şikâyetlerle doludur. 'Şeytan Evliyası', 'tâğut evliyası' tabirlerini kullanan, bizzat Kur'an'dır.
45. Ey babacığım! Rahmân’dan sana azap dokunup da şeytanın dostu (velisi) olmandan korkuyorum.”
30. Bir kısmı(nız)ı doğru yola ulaştırmış olarak, bir kısmı(nız) hakkında da sapkınlık gerçekleşmiş olarak (O’na döneceksiniz). Şüphesiz ki onlar, kendilerinin doğru yolda olduğunu sanarak Allah’ın peşi sıra şeytanları kendilerine dostlar(evliyâe) edinmişlerdi.
257. Allah iman etmiş olanların dostudur; onları karanlıklardan aydınlığa çıkarır.
Kâfir olanlara gelince, onların dostları(evliyâe) Tağut’tur (azgınlık edendir); onları aydınlıktan karanlıklara çıkarırlar (gömerler). İşte bunlar ateş halkıdır. Onlar orada ebedî kalıcıdır.
Mesela, kamunun mal ve haklarını gasp ederek fiilen Maun suresinde inkarcı durumuna düşen bazı riyakâr ve nitelikli kâfirler, o çaldıkları malların küçük bir kısmını ona buna dağıtarak, yarattıkları 'sadaka toplumu' bünyesinde birer 'merhamet kahramanı' gibi alkışlanabilmişlerdir. Bunların yaptığı, Allah'ın Rahim ve Rahman sıfatlarını gasptır.
1. Dini (hesap gününü) yalanlayanı gördün mü?
2. İşte o, yetimi itip kakandır.
3. Yoksulu doyurmaya teşvik etmez.
4. Yazıklar olsun o salât edenlere (ibadet ettiğini sananlara).
5. Ki onlar (yaptıklarını sandıkları) salâtlarından (ibadetlerinden) habersiz olanlardır.
6. Onlar gösteriş yapanlardır.
7. (En ufak) yardıma (bile) engel olurlar.
Bir yandan haram yiyip öte yandan halkı Allah ile aldatan bütün sahte 'lütufçular' Allah'ın Rahman, Rahim, Latîf, Kerim, Cevâd, Vahhâb gibi cömertlik ve bağış ifade eden sıfatlarını gasp etmiş alçaklardır. Ve bu yüzden bunların tümü bir biçimde müşriktir.
Allah ile aldatan ruhban-haham-hoca-şeyh takımı tarafından aldatılan, despotizm ve zulüm üreten krallar-sultanlar-padişahlar, ağalar, efendiler, zorbalar tarafından ezilen kitleleri ve onları aldatanları, bu gerçeklerin ışığı altında bir kez daha değerlendirmek gerekir.
Bu sayılan gaspçılardan herhangi birinin ilimden nasipli olduğunu göremezsiniz. Yani gasp ve zulüm, ilimsizliğin ürünüdür.
Son söz olarak Kur'an, ilme hiçbir kötülük izafe etmez ama imana eder.
İlim, kötülüğün ve kötünün kirletemeyeceği tek değerdir.
İlmi taşıyanların kirlenebilmesini bu gerçekle karıştırmayalım.
Orada söz konusu olan insandır, ilimin kendisi değildir.