Ahzab 33:37 Ayetiyle Anlaşılması Gerekenler...

 

Ahzab Suresi 37.Ayet içeriği ile hep tartışılır olmuştur. Bunun nedeni ise sadece bu ayeti okuyan insanların Kur'an'ın bütünü ile hiç buluşmamasından ötürü Kur'an'ın nasıl bir kitap olduğunu anlamamaları olmuştur. Bu ayeti daha iyi anlamak için öncelikle bazı ön bilgiler verelim:

 

1-)  Anne, kız kardeş veya teyze ile evlenmeye kalkmanın çirkin olduğu aşağı yukarı herkesin bildiği, milyonda bir insanın bile kalkışmayacağı bir iğrençliktir. Kuran'da, “Zaten hiç kimse annesiyle evlenmeye kalkmaz” denmemiş, bu da açıklanmıştır.

 

Nisâ 23. Ayet

23. Anneleriniz, kızlarınız, kız kardeşleriniz, halalarınız, teyzeleriniz, kardeş kızları, kız kardeş kızları, sizi emziren (süt) anneleriniz, süt (emmekten dolayı oluşan) kız kardeşleriniz, kadınlarınızın (eşlerinizin) anneleri, kendileriyle (cinsel ilişki ile) birleştiğiniz kadınlarınızdan (eşlerinizden) olup evlerinizde bulunan üvey kızlarınız da size haram kılınmıştır. Onlarla (hanımlarla nikâhlanmış da) henüz (cinsel ilişki ile) birleşmemiş (ve onlardan boşanmış)sanız, (onların kızlarını almanızda) size herhangi bir vebal yoktur. Kendi neslinizden olan oğullarınızın helalleri (gelinleriniz) ve iki kız kardeşi (aynı anda) birlikte almak da (size haram kılındı). Ancak geçen geçmiştir. Şüphesiz ki Allah çok bağışlayandır, çok merhametlidir.

 

Kitapta bunların yer alması aşağıdaki gibi bir çok ayetin bulunmasının gereğindendir.

İsrâ 89. Ayet

89. Yemin olsun ki biz bu Kur’an’da insanlara her türlü örneği çeşitli şekillerde anlattık. İnsanların çoğu sadece nankörler olarak yüz çevirdiler.

A‘râf 174. Ayet

174. Ayetleri ayrıntılı bir şekilde işte böyle açıklıyoruz; umulur ki (gerçeğe) dönerler.

En‘âm 126. Ayet

126. Rabbinin doğru yolu işte budur. Biz (gerçeği) hatırlayacak bir toplum için ayetleri elbette ayrıntılı olarak açıkladık.

 

Bununla birlikte Yüce Allah vahyine konu edinmediği konuları ise açıklamayarak, muhatapları onlardan sorumlu tutmayacağını, nihayetinde çok bağışlayan ve yumuşak, şefkatli davranış sahibi olduğunu da bildirmektedir. Kur’an’da yer verilmeyen noktalarda insanların nasıl davranacağı vicdanlarına bırakılmıştır. Takva ile yani ne kadar duyarlı olduklarıyla hem sınav olmuşlar hem de derecelere sahip olmuşlardır.

 

Mâide 101. Ayet

101. Ey iman edenler! Size açıklanırsa hoşunuza gitmeyecek şeyleri sormayın!

Kur’an indirilirken onları sorarsanız size açıklanır. (Bildirmediğine göre) Allah onları affetmiştir. (Allah onlardan geçmiştir).

Allah çok bağışlayandır, hoşgörülüdür.

 

2-) Ayetin anlaşılması adına başka bir bilgi daha vermek gerekirse Kur'an ayetlerinin çoğu, Kur'an'ın vahyedildiği dönemde meydana gelen belirli olaylarla bağlantılıdır. Mesela aşağıdaki ayeti ele alalım:

 

Tahrîm 1. Ayet

1. Ey Peygamber! Allah’ın sana helal kıldığı şeyi eşlerini memnun etmek uğruna niçin kendine haram kılıyorsun? Allah çok bağışlayandır, çok merhametlidir.

 

Ayetin tarihi arka planı, rivayete göre peygamberimizin eşlerinden biri olan Hafsa'yı ziyarete gittiği, bir süre onun yanında kaldığı ve Hafsa'nın ona bal ikram ettiği şeklindedir. Diğer eşleri Aişe ve Sevde'nin yanına döndüğünde onu kıskandıkları ve onu kendilerinden çok Hafsa ile vakit geçirmekle suçladıkları, kendilerinin de ona bal ikram edebileceklerini söylemişlerdir. Bu durum ona büyük üzüntü yaşatmış ve bir daha balın tadına bakmayacağını (kendine haram ederek) söylemiştir.

 

Söylemek gerekir ki, bu tarihi olaylar, gerçek olsun ya da olmasın, kitabın mesajına katkı sağlamadığı için Kur'an'da yer almamaktadır. Ayrıca herhangi bir Kur'an ayetinin tarihsel arka planı, ayetin doğasında bulunan kanunu asla değiştirmez veya geçersiz kılmaz.

 

Bu ayette aşağıdaki kanun bildirilmektedir:

 

-Ne peygambere, ne de herhangi bir insana, Allah'ın helal kıldığı hiçbir şeyi yasaklama yetkisi verilmemiştir.

 

Buradan şu sonuçları çıkarmalıyız:

a- Allah'ın, belirli bir tarihi olaya doğrudan yanıt olarak, tek bir kural veya yasa içeren belirli bir ayeti indirdiği iddiası, bu tarihi olay gerçekleşmemiş olsaydı, o kuralın/yasağın bize Allah tarafından verilmemiş olabileceği anlamına gelir!

Yukarıda gerçekleştiği düşünülen olayın Allah’ın buyurduğu kanunun sebebi olduğunu ima etmek tamamen yanlış bir kanıdır. Allah'ın kanunlarını içeren herhangi bir Kur'an ayeti, hiçbir zaman tarihi bir olaya yer vermek amacıyla nazil olmamıştır.


b- Belirli bir Kur'an ayetinin nüzul sebebinin belli bir tarihi olay olduğunu iddia etmek, o ayetin içerdiği kural ve kanunların sadece yerel mekanlar ve belirli zamanlarla ilgili olduğunu ima eder. Bu, o dönemde hangi tarihsel olay meydana gelmiş olursa olsun, tüm insanlar ve tüm zamanlar için geçerli olan Allah’ın Kanununun evrensel doğasıyla çelişmektedir. Allah'ın kanunu, zamana ve mekana ait her türlü olaydan bağımsızdır. Bu olaylar olsa da olmasa da Allah'ın kanunu ortaya çıkacaktı.

 

c- Kur'an, aslında bir tarih kitabı olduğu için değil, bu olayların anlatılmasının bir bütün olarak Kur'an'ın mesajına katkı sağlaması nedeniyle pek çok tarihi olaydan bahseder. Bunun için bize bu tarihi olayların tüm ayrıntıları verilmemekte, sadece Kur'an'ın mesajına hizmet eden ayrıntılar verilmektedir.

 

Bunun yanında herhangi bir tarihi olayla ilgili olarak Kuran'da verilen tarihi detayların yeterli olmadığını ve Kuran'ı anlamak için o olayı başka kaynaklardan okumamız gerektiğini iddia etmek de Allah'ın verdiği Kur'an'ın tamamen ayrıntılı olduğu güvencesine de aykırıdır.

 

Bu bilgilerden yola çıktığımızda Ahzab 37 ayeti için insanların alması gereken mesaj:

 

- Mümin, Allah'tan başkasından korkmamalıdır.

- Bir erkeğin evlatlığının boşadığı karısıyla evlenmesi haram değildir.

 

Ön bilgiden sonra

3-) Kur’an’da evlatlıkların yani bakımı üstlenilen çocukların, kişilerin kendi öz çocukları olmadığı ve öyle görülmemesi gerektiği açıkça ve özellikle aşağıdaki ayetlerde belirtilmektedir:

 

Ahzâb 4. Ayet

4.Allah hiçbir erkeğin (insanın) göğsünde iki kalp yaratmamıştır. Zıhar yaptığınız eşlerinizi anneleriniz kılmamış ve evlatlıklarınızı (bakımını üstlendiğiniz çocukları) da öz çocuklarınız yapmamıştır. Bunlar sizin ağızlarınızdaki (boş) sözlerden ibarettir. Allah ise gerçeği söyler ve (doğru) yola O ulaştırır

 

5. Onları (evlatlıkları/bakımını üstlendiğiniz çocukları kendi) babaları(nın adıyla) çağırın! Allah katında en doğrusu budur. Babalarını bilmiyorsanız, (bu takdirde) onlar, sizin din kardeşlerinizdir ve sizin dostlarınızdır. Yanlışlıkla yaptıklarınızda size vebal yoktur fakat kalplerinizin kast ettiği(nde vebal vardır). Allah çok bağışlayandır, çok merhametlidir.

 

4-) Ayrıca Ahzab 37’ye gözünü dikip Hz.Peygamberi şehvet düşkünü biri olarak lanse etmek isteyenlerin kaçırdığı bir ayet olarak aşağıdaki ayeti de verelim:

 

Ahzâb 28. Ayet

28. Ey Peygamber! Eşlerine de ki: “Dünya hayatını ve süsünü (refahını) istiyorsanız, gelin sizi yararlandırayım (mehrinizi vereyim) ve sizi güzellikle bırakayım (boşanalım).”

 

Hz. Muhammed’in eşlerinin kendisinden ziynetler, süslü elbiseler, yiyecek ve geçimlik şeyler istedikleri aktarılmaktadır. Bunun üzerine, Rasûlullah (as) Hz. Ayşe’den başlayarak hepsini kararlarında serbest bırakmıştı. Başta Hz. Ayşe olmak üzere hepsi de tercihlerini elçiden ve ahiret yurdundan yana yapmışlardı.

 

Dünyalık isteyen eşleri boşayabileceğini söylemekle Hz. Peygamber’in kadın düşkünü birisi olmadığı ortaya çıkmış olmaktadır. Kadın düşkünü birisi için böyle bir davranış söz konusu olamaz. O kadın düşkünü birisi olsaydı kendisinden dünyalık isteyen eşlerini boşamayı teklif etmezdi; çünkü orada hitap bütün eşlerine yönelikti ve dilemeleri halinde hepsinden ayrılması söz konusu olabilecekti. Sırf bu durum bile, Hz. Peygamber’in şehvet ve kadın düşkünü birisi olmadığını açıkça gösteren delillerdendir.

 

Ayetin içeriğine geçersek

 

Ahzâb 37. Ayet

37.Hani Allah’ın nimet verdiği, senin de nimet verdiğine (Zeyd’e) “Eşini yanında (nikâhında) tut; Allah’a karşı takvâlı ol!” diyordun. Allah’ın açığa vuracağı şeyi insanlardan korkarak içinde gizliyordun. Oysa kendisinden korkmana layık olan Allah’tır. Zeyd, ondan (eşi Zeynep’ten) ilişiğini tamamen kesince, biz seni onunla (Zeynep’le) eşleştirdik (nikâhladık) ki evlatlıklarınız (bakımını üstlendiğiniz çocuklar) eşlerinden tamamen ayrıldıklarında (ayrılan o kadınlarla evlenmek isterlerse) müminlere herhangi bir zorluk olmasın! Allah’ın emri yerine getirilmiştir.

 

Hz. Peygamber’in Hz. Zeynep’le evlendirilmesindeki asıl hedefin bakımı üstlenilen veya korumaya alınan evlatlıkların ayrıldığı eşleriyle diğer müminlerin evlenmesinde herhangi bir güçlüğün ve vebalin bulunmadığı, çünkü o kişilerin kendi öz çocukları olmadığı mesajı gündeme getirilmektedir.

 

Olayın başlangıcında Hz. Zeyneb’in kendisini Hz. Peygamber’le evlendirmeleri için kardeşlerinden talepte bulunduğu halde Hz. Peygamber, halası Ümeyme’nin kızı olan Zeyneb binti Cahş’ı Zeyd ile evlendirmişti. Aslında Hz. Peygamber’in amacı toplumdaki zengin-fakir, hatırlı-zayıf, yüksek soylu/hatırlı-düşük görülen vs. şeklindeki ayırımları kaldırmak, mümkün mertebe toplum düzenini bu tür aksaklıklardan kurtarmaktı. Bu çok önemli hususu kendi evinden başlatarak, denklik olmadığı gerekçesiyle başlangıçta taraflar istemeseler de kendilerini razı ederek evlendirmişti.

 

Ancak bu evlilik yürümeme eğilimi gösterince Zeyd, Hz. Zeyneb hakkında “O, soylu oluşunu ve aramızda denklik bulunmayışını söyleyerek bana karşı kibirleniyor” diye şikayet ediyordu. Bu sırada sıklıkla boşanmak için Hz. Peygamber’e müracaat edince Hz. Peygamber kendisine “eşini nikahında tut; evlilik konusunda Allah’a karşı muttaki (duyarlı) ol” diyerek bu duruma engel olmaya çalışmıştı.

 

Evliliğin yürümeyeceği anlaşılıp, Zeyd de eşinden ayrılınca Yüce Allah Hz. Peygamber’le Zeyneb’i evlendirdiğini bildirmiştir. Maksat, bakımı üstlenilen evlatlıkların biyolojik evlat olmadığına dikkat çekmek ve onların boşadığı kadınlarla evlenmekte herhangi bir sorun olmadığını ortaya koymaktır. Azatlı bir köle olan Zeyd’in sonrasında mağdur olan Zeyneb’in mağduriyetini gidermek ve toplumsal hayatta savrulmasını engellemek de temel hedeflerden birisiydi.

 

Normal bir evlilik sonrası boşanmalarda yaşanan sıkıntıların üstüne Hz. Zeynep bu defa azatlı bir kölenin boşadığı kadın olmakla o zamanki toplumda çok çok daha fazla itilip kakılan bir vaziyete düşmüştü.

 

Bu konuda Hz. Peygamber’in aklından geçirdiği, fakat insanların dedikodusundan çekindiği için açıklamadığı fikri Zeyd’le ayrıldıktan sonra onu nikahına alması, savrulmasını engellemesi ve onu da hanesinin bir ferdi haline getirmesiydi. Fakat sorun evlatılığın evlat sanılması ve evlatlığın hanımının kişinin kendi gelini gibi görülmesiydi. Bu son derece büyük bir yanlışı gelenek halinde sürdüren toplumda böyle bir evliliği gerçekleştirmek son derece zor ve sıkntılı bir işlemdi. İşte devam eden cümlelerde ve âyetde bu konuya değinilmektedir.
 

Ardından Yüce Allah Hz. Peygamber’in Hz. Zeyneb’in durumuyla ilgili olarak aklından geçirdiği veya içinde sakladığı bir düşüncesi olduğunu, Allah’ın ortaya çıkaracağı bu düşüncesini insanlardan çekindiği için açıklayamadığını, oysa saygı duyulmaya veya cezasından, kınamasından çekinilmeye asıl layık olanın sadece Yüce Allah olduğunu bildirmektedir.

 

Yüce Allah onun insanların dedikodusundan çekindiği için içinde sakladığı bu düşüncesini açığa çıkarmış ve o günlerde aklından geçirdiği şeylerin bilinmesini sağlamıştı. Zaten konunun “bakımı üstlenilen evlatlıkların boşadığı eşlerin kişilerin gelinleri olmadığı”, dolayısıyla “boşandıktan sonra olarla evlenmekte dinen herhangi bir sakınca bulunmadığı” meselesi, devam eden cümlelerde de yer almaktadır.

 

Anlaşılacağı gibi, Hz. Peygamber kendisine indirilen bu vahiyde eğer bir şeyleri gizlemek isteseydi bu âyeti gizlerdi. Dahası iddia edildiği gibi, vahyi eğer kendisi uydursaydı böyle bir olaya kitabında yer vermezdi. Nihayetinde konu Hz. Peygamber’in uyarılmasıdır; ancak iddia edildiği gibi herhangi bir şekilde kadın düşkünlüğü, evlatlığının hanımına gözkoymak değil, aksine yürümeyeceği gün gibi aşkar olan bir evlilik sonrasında, halasının kızının azatlı bir kölenin boşadığı kadın olarak toplumda savrulmasını engellemek düşüncesini insanlar ne der diye içinde gizlemesiydi.

 

Sonuç olarak insanlar ayetin arka planıyla uğraşırken ayetin özünden, mesajından uzaklaşmışlar, konu Hz.Peygamber'e iftiralara varacak noktalara kadar gelmiş hatta her önüne geleni rivayet diye, dinin özü diye dinine katıştıran müslümanlar bu konudaki savsataları da dine karıştırmaktan geri duramamışlardır. Bu noktada inanan birinin özellikle buradan kendisine ders çıkararak dini tahrif etmek isteyen güruhların bunu ne kadar kolay bir şekilde yapabildiğini de görmeleri açısından çok güzel bir örnek teşkil etmektedir.

 

Ayrıca Peygambere ve İslam’ın değerlerine saldırmak için bahane arayan özellikle Hz. Muhammed düşmanı Batılı yazarların rivayete göre Hz.Muhammed, Zeyd’i aramak için evlerine gittiğinde Zeyneb’i gördü ona aşık oldu eve girmeden dönüp gitti sonra evlatlığına boşatıp kendine nikahlattı şeklindeki çarpıtmaları tamamen bir komedi sergilemektedir. Herşeyden önce Hz.Peygamber Zeyneb’i hayatı boyunca tanıyan gören ve bilen bir insandı. Azatlı kölesi evlatlığı Zeyd’in evine ise sayısını bilmediğimiz kadar çok gitmiştir. Böyle bir ortamda Peygamberin halasının kızını görmesini olağanüstü bir tesadüf olarak göstermek ve iftirayı buna dayandırmak bırakın ilim adamını sıradan insanları bile utandırır. Ayrıca Zeyneb’in onunla evlenmeyi istediğini bildiği halde ve Peygamber olarak Zeyneb onu istemese dahi de onunla evlenebilecek bir makam ve oteriteye sahip olsa da onunla evlenmeyip Zeyd ile evlendirmiş olması da insanların düşünmesi gereken bir noktadır.

 

Bunun yanında Medinede gerçekleşen bu olayı ilgilendiren bir anektodu da aktarmak gerekiyor. Hicret’ten sonra Medine’ye Muhacirler gelip yerleştiğinde Ensar yani Medine toplumundan insanlar eşlerinden 2.sini veya 3.sünü boşayarak Muhacirlerin onlarla evlenmelerine ön ayak olmuşlardır. Bu noktadan bakıldığında ahlaki değerlerin zaman içinde değişebildiği, zamanında çok normal olan şeylerin şuan normal karşılanmayacak olabileceği ya da şuan normal olan şeylerin de o zaman için anormal gibi gözükeceği de unutulmamalıdır. Bu yüzden de olayların tarihsel arka planıyla ilgilenmek yerine insanlığa verilen mesajla ilgilenmek en doğru hareket olacaktır.