Kur'an Abdestsiz Okunur mu?

 

Türkçe'de de kullanılan abdest kelimesi Farsça'dır. Sözlük anlamıyla el suyu, eli yıkamada kullanılan su demektir. Arapçası vudû ise Kuran'da geçmez.

 

Kur’ân’da abdest alma emri isim vermeden anlatılır ve sadece namaz hakkındadır.

 

Mâide 6. Ayet

6. Ey iman edenler! Salâta (namaza) kalktığınız zaman yüzlerinizi ve dirseklerinize kadar ellerinizi (kollarınızı) yıkayın; başlarınızı ve aşık kemiklerine kadar ayaklarınızı mesh edin! Cünüp olduysanız temizlenin (yıkanın)! Hastaysanız veya yolculuktaysanız veya sizden biriniz tuvaletten gelmişse ya da kadınlara (cinsel olarak) dokunup da (bu durumlarda) su bulamamışsanız, o zaman temiz bir toprak arayın ve yüzlerinizi de ellerinizi de ondan (onunla) mesh edin! Allah size herhangi bir güçlük (çıkarmak) istemez fakat sizi tertemiz kılmak ve size (verdiği) nimetini tamamlamak ister ki şükredesiniz.

 

Kur’ân dokunmak ve okumak için abdest almak gerekmez. Kur’ân’ın hiçbir yerinde böyle bir emir yoktur.

Allah Kuran okumak için sadece şu ayeti şart koşmuştur:

 

Nahl 98. Ayet

98. Kur’an’ı okuduğun zaman kovulmuş şeytandan Allah’a sığın!

 

Yani “Euzu besmele” çekmemiz istenmiştir.

 

Vakıa Suresinin 79. ayetinin yanlış çevrilmesinden ötürü Kuran'a dokunurken abdest alma anlayışı egemen kılınmıştır.

Öncelikle şu güzel tespiti yapalım:

Vakıa süresi iniş sırasına göre 46. suredir. Maide Suresi ise, iniş sırasına göre "110." suredir. Arada tam 63 sure vardır. Bu ayet indiğinde Kur’ân henüz tamamıyla indirilmiş, yazdırılmış ve bir kitap haline getirilmiş değildi. Ortada ne dokunulacak bir Mushaf ne de alınacak bir abdest vardı. Bu bilgi bile başlı başına bize yeter.

 

Şimdi ayetteki kelimelere bakalım.

1.lâ yemessu-hû : ona dokunmaz, dokunamaz

2.illâ                      : den başka, ancak, dışında

3.el mutahharûn : arınmış olanlar, temizlenmiş olanlar

 

Diyanet işleri çevirisi:

Vakıa:77 : O, elbette değerli bir Kur’an’dır.

Vakıa:78 : Korunmuş bir kitaptadır.

Vakıa:79 : Ona, ancak tertemiz olanlar dokunabilir.

Vakıa:80 : Alemlerin Rabbi'nden indirilmiştir.

 

Diyanet işleri çeviriyi "Ona temizlenmişlerden başka dokunmaz" değilde "ancak tertemiz olanlar dokunabilir" şeklinde vermiş. Birebir tercüme tercih edilmemiş.

 

Bu ayette  kullanılan Lâ yemessuhu sözcüğünün türediği kökü “dokunmak [mess]” fiilidir. Dokunmak (mess) fiili, Kur’an‘da 61 yerde kullanılmıştır ve tamamı el ile dokunmak anlamında değildir. “Etkileme” anlamında bir dokunmayı ifade etmektedir: Örneğin, ‘sevincin dokunması’ (7:95), ‘sıkıntının dokunması’ (2:214), ‘yorgunluğun dokunması’ (35:35), ‘kötülüğün dokunması’ (3:174) gibi. Sevinç, sıkıntı veya yorgunluğun dokunması somut bir kitaba dokunur gibi dokunma değildir. Oysa mushaf, somut bir kitaptır. Kuşkusuz ona dokunuş da, somut bir dokunuştur.

Bu bağlantıdan isteyenler ayetleri tek tek kontrol edebilirler...

 

Ayrıca Kur’an‘da el ile temas ederek somut dokunma anlamında, “[mess: aslı mss]” fiili değil, farklı kökten gelen ‘[lems]’ fiili kullanılmıştır. ‘[lems]’ fiilinin Kur’an’daki kullanımı şöyledir:

 

En‘âm 7. Ayet

7. Sana kâğıda (yazılmış) bir kitap indirseydik de onlar ona elleriyle dokunmuş olsalardı, kâfir olanlar “Bu, apaçık büyüden başka bir şey değildir!” derlerdi.

 

Ayrıca bir kimseye yapamayacağı bir iş söylerken "yapma" denmez, ‘yapamazsın’ denir; ‘Yıldızlara dokunamazsın’ dediğimiz gibi.(Aksi durum söz konusu olsaydı âyetteki ifade لَا يَمَسُّ lâ yemessü şeklinde merfû‘, yani “ötre” değil de, لَا يَمَسّ lâ yemesse şeklinde fetha, yani “üstün” olmalıydı.) Bu ifadeyi Kuran için kullandığımızda ‘Bu kitaba dokunamazsınız’ olur ki, dokunamayan varlık insan olarak kabul edilirse bunca abdestli ve abdestsiz insan ona dokunduğuna göre bu ifade havada kalır. Burada büyük bir tehdit var fakat ona kâfir, mümin, abdestli, abdestsiz herkes dokunmaktatır ve bu dokunanlara bir şey olmamaktadır. O zaman dokunabilen ve temiz olan varlık burada insan değil doğrudan Allah tarafından temizlenmiş olan melekler kastedilmektedir.

 

Zaten ayet arapça dilbilgisi kurallarına göre de emir ve yasak ifade eden “İnşa Cümlesi” değil bilgi veren “Haber Cümlesi’dir.

 

Arapça dilbilgisinin genel bir kuralı gereği haklı bir gerekçe olmadıkça, “Zamir, daima en yakındaki isme döner”. Ayetteki “ona” zamiri, Kur’an’a değil, kendisine en yakın isim olan, ‘koruma altındaki kitaba’ döner. Allah katında olan koruma altındaki kitaba temiz tutulanlardan başkası cin veya şeytan dokunamaz etkileşemez. Koruma altındaki kitap Allah katındaki ana kitaptır (Levh-i Mahfuz). (Bkz. 13/39 43/2-4 50/4 85/21-22)

 

Bir sonraki ayette Alemlerin Rabbi'nden indirilmiştir ifadesi de anlam bütünlüğü açısından bunu desteklemektedir. Vahiy yoluyla melekler aracılığıyla peygamber efendimize indirildiği için meleklerin vahyi indirirken kullanılan yöntem bir insanın eliyle bir kitabı tutması gibi olmadığından Allah tarafından bu şekilde beyan edilmiştir.

 

Diğer kelimemiz Mutahharûn'a değinirsek, "mutahharûn" kelimesi etken değil edilgen bir ifadedir. Edilgenlik, eylemin başkası tarafından yapıldığını gösterir. Temizlenme, varlığın kendisi tarafından değil Allah tarafından yapılmıştır. Eğer herhangi bir özrü yoksa insana abdesti başkası aldırmaz, bizzat kendisi alır. Ayette bahsedilen temizlik maddi temizlik değil, manevi temizliktir. Su ile yıkanıp temizlenen insan anlamına değil, günâh kirine bulaşmayan yani günâh işlemeyen varlık anlamında kullanılmaktadır.

 

Maddi temizlik için, Kur’an; ‘mütetahhirûn, muttahhirûn’ kelimelerini kullanmaktadır:

 

Bakara 222. Ayet

222. Sana kadınların âdet hâlini soruyorlar. De ki: “O, bir sıkıntıdır. (Bu sebeple) adet hâlinde kadınlardan (cinsel olarak) uzak durun! Temizleninceye kadar onlara (cinsel olarak) yaklaşmayın! Temizlendiklerinde (kan akışı durunca) Allah’ın size emrettiği yerden onlara varın (yaklaşın)! Şüphesiz ki Allah tevbe edenleri de temizlenenleri de sever.”

 

Bu temizlik ise; abdest veya gusul ile yapılan maddi temizliktir. Zaten ayet adetli kadınların temizliğinden bahsetmektedir.

 

Sonuç olarak ayet’in çevirisi aşağıdaki şekilde olmalıdır:

 

Vâkı‘a 79. Ayet

77. Şüphesiz ki o değerli bir Kur’an’dır.

78. Saklı bir kitaptadır.

79. Ona arındırılmış (melek)lerin dışında kimse dokunamaz.

80. Alemlerin Rabbinden indir(il)medir.

 

Görüldüğü gibi anlamlarından saptırılarak bazı şeylere dayanak oluşturulmak istenmiştir. Halbuki Artık Kuran'a dokunmadan da Kuran okuyabiliyoruz. Mesela bilgisayar, telefon, tablet vs... Bunlarla tuvalete bile giriyoruz. Dahası insan kendi hafızasında da Kuran'ı saklamış oluyor. Asıl amaç saygı ve abdestsiz dokunmamaksa o zaman bu saydıklarımıza da abdestsiz dokunmamamız gerekmez mi? Saygıyı bu kadar ince uygulayıp kitap şeklinde olmayan hallerine bir bu kadar ince düşünmemek tutarsızlık değil midir?

 

Allah’ın koymadığı bir takım şartları saygı adına ileri sürerek insanları onu okumaktan, öğrenmekten uzaklaştırmak bu ümmetin üstünde birilerinin önceden beri oynadığı bir oyundur.

 

  • Bu nedenle insanlar Kuran’ı ellerine alıp okumamış, evlerinde süslü kılıflar içinde yüksek bir yerde koruma altına alıp, onu hayattan uzak tutmuşlardır.

 

  • Bugüne kadar okumama günahı işlemişler ama abdestsiz okuma, abdestsiz elleme günahı işlememişlerdir.

 

  • Kuran’a saygısızlık; onu okumamak değil, ona karşı ayaklarını uzatmak, göbeğinin altında tutmak olarak anlaşılmıştır.

 

  • En sonunda kağıdına olabildiğince saygılı, hükümlerine ise; alabildiğine lakayt kimseler yetişmiştir.

 

  • Hatta Kuran’a abdestsiz dokunduğunda çarpılmaktan korkan, lakin onun emirlerini hergün çiğneyen, şirk koşan, hatta onun ayetlerini bilip-bilmeden inkâr eden o kadar insan vardır ki!

 

Hz. Peygamber dönemindeki yazım malzemeleri ve sınırlı sayıdaki Kur’an nüshaları dikkate alınırsa, yüzü gözü toz toprak ve kir pas içinde, çamurlu, hamurlu, yağlı ve kirli ellerle Kur’an’a dokunmak yerine ona temiz dokunmanın yerinde olduğu anlaşılır. Ama bu dini bir gereklilik değil zaten çok az olan nushayı korumak yıpratmamak için alınan bir önlem olmuştur.

 

Diyebilirsiniz ki benim içim rahat etmiyor. Tabiki bu gayet normaldir, buna kimsenin de itirazı yoktur. Ama olmayan şartı olması gerekiyormuş gibi insanlara dini bir hükümmüş gibi aktarmamalıyız.

 

Kur’an’a gösterilecek en büyük saygı onu doğru anlamak ve daha fazla insanın anlamasına yardımcı olmak, onu hayat içinde etkin kılmak ve bu yolları kolaylaştırmak olmalıdır.

 

Bu yazıyla "Kur'an okurken abdestsiz okumalısınız" veya “Kur’ân’a abdestsiz dokunursanız çok seviniriz” veya “Kur’ân okuyacaksanız abdestinizi bozun da öyle okuyun” gibi sebepler asla düşünülmemiştir.

 

Amacımız akılların Kur’ân’a dokunması davasını kazanmaktır yoksa abdest alıp okuyandan Allah razı olsun inşallah.