KUR'AN'DA GEÇEN SALAT

 

Arapçada S-l-y veya S-l-v köklerinden türediği ile ilgili tartışma bulunan Salat'ın türetildiği kök anlam olan es-salâ, insanın baş kökünden kuyruk sokumuna kadar dik durmasını ve oturmasını sağlayan omurgasına veya uyluklarına verilen isimdir. Kur’an’da salât çok anlamlı bir kelimedir. Salât, hem derinlik açısından oldukça zengin bir çağrışıma (“destek, yardım, yardım çağrısı, davet, uyma, takip” gibi), hem de biri diğerinin içerisinde yer alan anlam katmanlarına (“dua, namaz, ibadet, din” gibi) sahiptir. Birlikte kullanılan “ekım” emri “kalktı” anlamına gelen kâme kökünden türetilmiş geçişli bir fiildir ve “ayağa kaldırma, istikamet verme, yükseltme” lafzî anlamlarının yanında “diriltme, gücünü seferber etme” gibi mecazî anlamlara da sahiptir. Namaz anlamıyla kullanılan salât, Allah’ın adını yüceltmek için desteğini seferber edecek olan mü’minin tevhid bilincinin omurgasıdır ve mü’min Allah karşısındaki has ve esas duruşunu bu ‘omurga’ sayesinde gerçekleştirebilir. Sözün özü namaz: İnsanın Allah karşısındaki duruşunu simgeler.

 

Kur’an’da geçen salat kavramına biz ister namaz diyelim ister dua diyelim ister destek diyelim ne anlam verirsek verelim önemli olan Kur’an’ın bu kelimeye verdiği anlamı kavrayabilmektir. Yoksa amaç kelimeyi bir dilden diğerine çevirmekle yetinmek olmamalıdır. Zaten Namaz kelimesi de arapça kökenli olmayıp Farsçadan dilimize geçerek kullanılagelmiştir. Bu yüzden Kur’an’da namaz kelimesi geçmemektedir.

 

Şu sayfamızda belirttiğimiz gibi Salat yani namaz İslamiyetle ya da Hz.Muhammed ile başlayan bir ibadet şekli değildir. Öyle ya da böyle bir şekilde haniflikte, yahudi, hristiyan, müşrik vb. bir çok inançta yer bulmuştur. Fakat Kur’an özellikle bizden öncekileri takip etmememizi istediği için ataların dinine uymak yerine Kur’an’a ve dolayısıyla Kur’an’ın anlattığı salat’a odaklanmamız gerekmektedir.

 

Kur’an’da salla fiili 12 kez geçerken, 83 kere de isim formunda geçmektedir. Salat eden anlamında 3 kez kullanılan musallin kelimesi ve salat edilen yer anlamında musallan kelimesi de 1 kere geçmiş olup toplamda 99 kullanım mevcuttur. Namazın kılınması anlamı ise genellikle isim formunda kullanıldığı yerlerde onun “ikame edilmesi” şeklinde genellikle k-v-m kökünden ekâme-yukîmu-ekım gibi kelimelerle birlikte verilmiştir.

 

Çalışmamıza “salla” fiili ile başladığımızda Kıyamet suresi 31.ayetinde Diyanet işlerinden mealen “O, (Peygamberi) doğrulamamış, namaz da kılmamıştı.” şeklindeki meallendirme görülmektedir. Diğer birçok mealde de “salla” fiili burada olduğu gibi namaz kılmak olarak çevrilmiştir.

 

Hatta ayetin başındaki doğrulamamak/tasdik etmemek(saddeka fiilinin) kelimesi de birçok mealde “sadaka vermemek” olarak çevrilmiştir. Çalıştığımız âyetten bir sonraki âyette “tasdik”in karşıtı olarak kezzebe fiili(yalanlamak) geldiği için, sadaka anlamı öncelikli değildir. Dahası, önceki ve sonraki ayetlere göz attığımızda bahsi geçen kişinin henüz inanmamış biri olduğu görülmekte dolayısıyla da inanmayan bir insanın sadaka vermesinden söz etmek de akla uygun düşmemektedir.

Ayet grubunun tamamını okuyalım,

 

Kıyâmet 22-23. Ayet

22-23. O gün bazı yüzler, Rablerini(n kararını) beklerken ışıl ışıl olacaktır.

24-25. O gün bazı asık yüzler de vardır ki bel kemiklerini kıran bir felakete uğratılacağını anlayacaktır.

26-30. Doğrusu (can), köprücük kemiğine dayanıp “Tedavi edebilecek kimdir?” dendiğinde, bunun gerçek bir ayrılık olduğunu anlayıp bacak(lar) birbirine dolaştığında, işte o gün varılacak yer sadece Rabbinin huzuru olacaktır.

31. (İnkârcı kişi, hem gerçeği) onaylamamıştı; (hem de Allah’ın dinine) destek olmamıştı.

32. Aksine yalanlamış ve yüz çevirmişti.

 

31.ayetteki “Salla” sözcüğünün namaz kılmanın yanı sıra “sürekli destek olmak, izleyici kalmamak, sürekli ilgi duymak, yönelmek, tabi olmak, uymak” anlamları bulunmaktadır. Ve “salla” sözcüğü, bu ayette “namaz kılmak” anlamını değil, “destek olmak” anlamını ifade etmektedir diyebiliriz. Hatta diğer manalarından hepsi neredeyse yüz çevirmenin zıttı olacak şekilde düşünülebilecek uygunluktadır.

 

Kıyâmete ve âhiretteki diriltilmeye inanmayan inkârcı insanın birinci özelliği Kur’an’ı dolayısıyla Peygamberi onaylamamasıdır. İkinci özelliği “salât etmemek” şeklinde belirlenmektedir. Bu ifadeyle henüz inanmamış bir insanın namaz kılmamasından değil, inancının gereği olan “Hakk’a yönelmemesinden/Hak’tan yana olmamasından” söz edilmektedir. Bu anlamı pekiştiren bir sonraki âyette gelen ve bu fiilin zıddı bir anlam veren “tevellâ” kelimesinin “yüz çevirmek, sırt dönmek” anlamına geldiği bilindiğinden mananın bildiğimiz namaz kılmakla ilgili olmadığı daha çok belli olmaktadır.

 

Salla fiili aşağıdaki ayet grubunda da bulunmaktadır. Devamından da farkedileceği üzere yukarıdaki ayet ile aynı şekilde, doğru yolda olma ve takvalı olmanın tam zıttı fiiller, yalanlayıp yüz çevirme olarak ifade edilmiştir.

 

Alak 9-10. Ayet

9-10. Salât (ibadet) ederken bir kulu engelleyeni gördün mü!

11-12. (Ey Peygamber!) Gördün mü (düşünsene)! O (nankör kişi), doğru yolda olsa yani sorumlu davranmayı emretse (nasıl olurdu)!

13. Gördün mü (düşünsene)! O (nankör kişi), yalanlayıp yüz çevirirse (böyle devam ederse durumu nasıl olacak)!

14. Şüphesiz ki Allah’ın gördüğünü (bu adam) bilmez mi!

15. Hayır! Bundan vazgeçmezse (onu) perçeminden yakalayacağız!

16. O yalancı, günahkâr perçem(in)den!

 

Alak suresi de Kıyamet suresi gibi henüz namaz emri yokken gelen surelerden biridir. 9. ayette “Salla” kelimesi geçmektedir. Burada “salat etmek” şeklinde çevrilmiştir, genelde meallerimizde “namaz kılanı engelleyeni gördün mü” şeklinde çeviriler bulunmaktadır. Aslında içerik gereği düşünüldüğünde Kur’an’a dolayısıyla peygambere uyan onu takip eden, yönelen ya da ona destek olan kişileri engelleyenlere bir mesajdır. Burada kişinin ibadeti engellemesi ya da Kur’an’a uymayı engellemesi esas amaç yönünden aynı kapıya çıkmaktadır fakat kelimenin bu anlamı düşünüldüğünde bir insanın ibadetine engel olmaktan daha büyük bir konuya değinildiği görülmektedir. Çünkü ibadetine engel olunan ibadetini başka yer ve zamanda yerine getirebilir ama Kur’an’a uymayı engellemek insanı şirke, küfre götüren sonuçlar doğuracaktır. Dikkat aslında buna çekilmek istenmektedir.

 

Dikkat edileceği üzere 13. ayette, Kıyamet suresindeki gibi aynı kelimeler(tevella-yüz çevirmek ve kezzebe-yalanlamak) kullanılmıştır. Kişinin bunların yerine hudâ(doğru yol – vahyin yolu) üzere olması ve takvâ(Allah’a karşı duyarlı hareket etme) emretmesi istenip salla fiili ile ne istendiği bir anlamda açıklanmış da olmaktadır.

 

Salla kelimesinin geçtiği son sure de yine vahyin ilk dönemlerinde gelmiş olan A’la suresidir. Aşağıdaki ayetleri birlikte okuduğumuzda diğer iki surede bahsetmiş olduğumuz mananın doğruluğu burada teyit edilmiş olmaktadır.

 

A‘lâ 6-7. Ayet

6-7. Sana (Kur’an’ı) okutacağız ve sen -Allah’ın dilemesi hariç- (onu) unutmayacaksın.

Şüphesiz ki O, açığı da gizli olanı da bilir.

8. Kolay olanı sana (daha da) kolaylaştıracağız.

9. Hatırlamak yarar sağlayacağı için (gerçeği) hatırlat!

10. (Allah’a) saygılı olan kişi (gerçeği) hatırlayacaktır.

11. En azgın (kâfir) ise ondan kaçınacaktır.

12. O en büyük ateşe girecek olandır.

13. Sonra, orada (tam) ölmeyecek ve (tam) yaşamayacak.

14. Arınan kişi elbette kurtulmuştur.

15. Rabbinin adını anıp salât eden(ler, O’nun dinine destek verenler) de.

 

Allah peygamberine kitabı okutacağını ve onu unutturmayacağını ifade ettikten sonra inananlara hatırlatmasını emretmektedir. Saygılı olan olarak belirtilen inanan kişi de hatırlayacaktır. Azgın kişinin kaçtığı şey (yani Kur’an) ise peygamberin okuyup hatırlattığı şeyle aynı şeydir. Bu yüzden de ateşe gireceği ifade edilmiştir. Buradan hareketle çeviriyi namaz diye yapıp Salla edenin kurtuluşunu namaz kılmaya endekslediğinizde insanı Kur’an’dan koparmış, kitapta anlatılan birçok yapılması gereken vazife göz ardı edilmiş olmaktadır. Tabiki insanlar için ibadetler, bir kurtuluş reçetesidir fakat Kur’an’ın istediği insan olmadan yani şirk, küfür, gösteriş ve benzeri kötü davranışları içerecek ibadetler, dualar ve davranışlar insanı hatalı bir yola götürecektir.

 

İşte bu sebeplerden dolayı daha iman noktasındaki yönelişin tam olarak sağlanmadığı bir noktada Salat’ın ikame edilmesinden yani yerine getirilmesinden bahsedilmemiştir. Vahyin geldiği ilk zamanlarda öncelikle muhattapların peygambere uyması sonra onun da uyduğu Kur’an’a uyması yani dine teslimiyet noktası hedeflenmiştir. Adeta Rabbinin adını anıp şanını yüceltmek için tüm destek ve çabanı seferber et denmektedir.

 

Kevser 2. Ayet

1. Şüphesiz ki sana Kevser’i (bol nimet) verdik.

2. Rabbin için salât (ibadet) et ve kurban kes!

3. Şüphesiz ki asıl (hayırdan yana) soyu kesik olan, sana kin duyandır.

 

Çevirilerin, ayette geçen “venhar” sözcüğüne “kurban kes” anlamını vermeleri, ayetin bağlamını dikkate almamaktan kaynaklanan bir yanılgıdır. Surenin vahyedildiği dönem vahyin ilk yılı olması ve o koşullar da dikkate alındığında “kurban kesmekten” söz etmenin mümkün olmayacağını da anlamak gerekir. “Nahr”, sözcük olarak, “göğüs, gerdan, göğüslemek, deveyi göğsünden kesmek, elleri göğse değdirmek” gibi anlamlara gelmektedir. “Nahr” sözcüğü ise, burada “göğüslemek, göğüs germek” anlamına gelmektedir.

 

"Rabbin için salât et ve nahr yap" ifadelerinin, sözlük anlamından hareketle "Rabbin için destekleşme/dayanışma içine gir ve bu yolda karşılaşacağın (saldırılara) göğüs ger " anlamında olması kuvvetle muhtemeldir. Çünkü (النحر)’’Nahr’’ göğüs anlamında olup emir kipi de (انحر) ‘’inhar’’dir, öyleyse venhar, emir kipinin anlamı ise ‘’göğüs ger’’ şeklinde olur. Bu nedenle bunu ayette olduğu gibi emir kipine çevirdiğimiz zaman anlamı ‘’göğüs ger’’ olur. (الله اعلم)

 

Kevser; Duhâ, İnşirah ve Fetih sûrelerindeki leke (senin için) ifadesiyle tahsis edilen lütuflar haricinde “ke” (sana verdik) ifadesi ile düşünürsek kevser, vahiy, nübüvvet, ve hikmeti de kapsayan hayır ve iyiliklere bir atıf olabilir. Kevserin sana verilmesinden dolayı sana buğuz edenlere karşı dik dur ve sadece Rabbin için onların yaptıklarına göğüs ger! Yani buradaki salâttan maksat bayram namazı, nahr’dan da maksat kurban kesmek olduğunu söylemek pek doğru değildir. Çünkü bu sûre Mekke’nin ilk döneminde indiğine göre, müşrik ve inkârcıların baskısı altında zor durumda yaşayan Hz. peygamber ne toplu hâlde bayram namazını kıldırabiliyor, ne kurban kesebiliyordu. Demek ki, bu ayet ne bayram namazına ne de kurban kesmeye vurgu yapıyor. Öyleyse buradaki salât ve nahr’dan kasıt, Hz. Peygamberden şirkten arınmış bir bilinçle ciddi bir şekilde Allah’a yönelmesi, ibadet etmesi, ona boyun eğmesi, ondan istemesi ve bu esnada müşriklerden gelen eziyet ve sıkıntılara göğüs gerip dik durması (وانحر) ‘’venhar’’ ifadesiyle istenmektedir.

 

12 adet fiil formdan geriye vahyin ilk bölümünde gelen yukarıdaki ayetlerin dışında son bölümünde gelen aşağıdaki 2 ayet ile Salavat bölümünde çalıştığımız ayetler bulunmaktadır.

 

Kalan ayetlerin ilkinde Hz.Zekeriya’nın dua’sına değindikten sonraki ayette dua’sına karşılık verildiğinin meleklerle müjdelenmesi anlatılmaktadır. Burada geçen fiil içinse dua etme/namaz kılma anlamları daha uygun bulunmaktadır.

 

Âl-i İmrân 39. Ayet

38. Zekeriya orada Rabbine dua etmiş ve şöyle demişti: “Rabbim! Bana tarafından hayırlı bir nesil ver! Şüphesiz ki sen duayı duyansın.”

39. O (Zekeriya) mabette namaz kılarken melekler (ona şöyle) seslenmişlerdi: “Allah sana kendisi tarafından gelen bir sözü doğrulayıcı, efendi, onurlu ve iyilerden bir peygamber olarak Yahya’yı müjdeliyor.”

 

Ayette mabed diye çevrilen kelime aslında mihraptır. Mihrap her ne kadar şuan camilerin en önünde imamın namaz kıldırdığı yerin adı olsa da Razi’nin belirttiği üzere H-r-b kökünden gelmesi sebebiyle harb yani savaş kelimesinden türemiş ve cami mihrabı denmesinin nedeni Şeytan ve heva ile savaşmanın yeri olduğundandır diye ifade eder. Buradan nispetle insanın Şeytan’a karşı savaşının dua ile namazla yani Allah’ı anmakla gerçekleştirmesi gerektiği de düşünülebilir. Mihrab, Hz.Zekeriya zamanında ise ibadet/dua için inzivaya çekildikleri bir iç odadır.

 

Diğeri ise savaş zamanında salat’tan yani namazdan bahseden aşağıdaki ayettir:

 

Nisâ 102. Ayet

102. Sen de içlerinde bulunup onlara namaz kıldırdığın zaman, onlardan bir kısmı seninle birlikte namaza durup, silahlarını alsınlar (kuşansınlar); böylece secde ettiklerinde (namazı kıldıklarında diğerleri) arkanızda olsunlar! (Ardından henüz) namazını kılmamış olan diğer grup gelip seninle birlikte namazı kılsın, onlar da önlemlerini ve silahlarını alsınlar! O kâfir olanlar sizin silahlarınızdan ve eşyanızdan habersiz olmanızı ve üstünüze birden baskın yapmayı isterler. Size yağmurdan (dolayı) bir eziyet dokunur veya hasta olursanız silahlarınızı bırakmanızda size herhangi bir vebal yoktur. (Yine de) önleminizi alın! Şüphesiz ki Allah kâfirler için küçük düşürücü bir azap hazırlamış (olacak)tır.

 

Vahyin yaklaşık 21. yılında nazil olduğu düşünülen bu ayetle insanlara namaz’ın savaş zamanında dahi bırakılmaması gerekliliği ifade edilmiş olmaktadır.