Gerçek, yani arapça karşılığıyla “Hak”. Doğru olan, asıl olandır. Aynı zamanda Allah'ın isimlerinden biri olan bu kelime Arapçadaki "el-" (ال) takısını alarak “hakikatin kendisi olan”, “mutlak gerçek” anlamını kazanır. “El” burada kelimeyi belirli hale getirir; herhangi bir “hak” değil, tek ve mutlak hak olan varlık kastedilir. Yani “El” takısı, o sıfatın yalnızca Allah’a özgü, mutlak ve eksiksiz biçimde O’nda bulunduğunu vurgular.

 

Lokmân 30. Ayet

30. Çünkü Allah gerçeğin ta kendisidir; O’nun peşi sıra yalvardıkları ise şüphesiz ki batıldır.

Şüphesiz ki Allah -evet yalnız O- yücedir, büyüktür.  

 

İnsanlık yaratılışından itibaren gerçek olana ulaşmak için çaba içerisindedir. Bazısı bu çabayı kendine hayatın anlamı yaparken bazıları ise bu çabayı lüzumsuz bulur. Buna karşın insan kendisine lazım olan gerçeği bilecek şekilde donatılmıştır, ona akıl verilmiştir. Bu konuda mazereti yoktur. Aşağıdaki ayet bu konuya parmak basmaktadır:

 

Mülk 10. Ayet

10. “(Elçileri) dinleseydik yani aklımızı kullansaydık şu alevli ateş halkı arasında olmazdık!” diyeceklerdir.

 

İnsana bahşedilen bu akıl ile El-Hak isminin olmasının ve insanların bu isme iman etmelerinin istenmesinin gayesi nedir diye de düşünmek gerekir. Tabii ki İnsanın "hakikat" diye bir derdinin olmasını sağlamaktır.

 

Sebe' 24. Ayet

24. De ki: “Size göklerden ve yerden kim rızık veriyor?” De ki: “Allah!

Biz veya siz (ikimizden biri) doğru yol üzerindedir veya apaçık bir sapkınlık içindedir.”

 

İnsan her neye inanır, her kimin peşinden gider, her nasıl düşünür, her ne yaparsa yapsın, bütün bunlarda gerçeği aramaktan asla vazgeçmemesi gerekir. Zira hakikati arayan insan, neyin peşine düşerse düşsün, gerçekte el-Hak olan Allah’ı arıyor demektir. Gerçek diye bir derdi olmayan, nefsinin ve şeytanın oyuncağı olur, Allah'a olan imanı da problemlidir. Zira onu kandırmak isteyen, bu kez de inandığı Allah'ı kullanır:

 

Lokmân 33. Ayet

33. Ey insanlar! Rabbinize karşı takvâlı (duyarlı) olun! Hiçbir babanın evladı, hiçbir evladın da babası adına hiçbir şey gideremeyeceği günden çekinin! Şüphesiz ki Allah’ın vaadi gerçektir. Dünya hayatı sakın sizi aldatmasın ve o çok aldatıcı (şeytan sakın) sizi Allah ile aldatmasın!

 

Fâtır 5. Ayet

5. Ey insanlar! Şüphesiz ki Allah’ın vaadi gerçektir. Dünya hayatı sakın sizi aldatmasın ve o çok aldatıcı (şeytan) sakın sizi Allah ile aldatmasın!

 

Gerçek diye bir derdi olmayanın, Allah inancı bile onu aldanmaktan kurtaramaz. Aksine aldatmaların en kötüsüne alet olur. Böylelikle Hayr olan Allah'ı, şerre mazeret kılmış olurlar, bunun kadar kötü bir vebal yoktur. Kur'an "atalar dini takipçilerini”(şu zamanda tarikat gibi oluşumları) bunun için kınamaktadır. Zira atalar dininin peşinden giden gelenekçinin "hakikat" diye bir derdi olamaz.

 

Merak, hakikat diye bir derdi olanda olur. Hakikat diye bir derdi olmayanın merakı da olmaz.

 

Hakikat diye bir derdi olanlar, bilgiye değer verirler. Böyle bir derdi olmayanların ilme de ihtiyaçları yoktur.

 

Hakikat diye bir derdi olmayanı atıl bırakmak için kandırmak gerekmez. O zaten kendi kendini kandırmıştır ve kendiliğinden atıl kalmıştır.

 

Yûnus 32. Ayet

32. İşte O, sizin gerçek Rabbiniz olan Allah’tır. Artık gerçek(ler)den sonra sapkınlıktan başka ne kalır ki! Nasıl da (sapkınlığa) döndürülüyorsunuz!”.

 

Allah Gökleri ve yerin yaratılışı için “hak ile yaratıldı” ayeti indirirken “batıl olarak yaratılmadı” şeklinde de ayet indirerek hak’ın zıttı olan batıl’ı bize tanıtmaktadır. Hak ile yaratılanlar için hak kelimesi “anlamlılık” ve “bir amaç için” manalarında kullanılır. Batıl ise “boş yere, anlamsız ve amaçsız” manalarına gelir.

 

‘Ankebût 44. Ayet

44. Allah gökleri ve yeri bir amaç(hak) ile yaratmıştır. Şüphesiz ki bunda iman edenler için bir delil vardır.

 

Âl-i İmrân 191. Ayet

191. Onlar, ayakta dururken, otururken, yanları üzerineyken (her zaman) Allah’ı hatırlarlar; göklerin ve yerin yaratılışı hakkında düşünürler (ve şöyle derler:) “Rabbimiz! Sen bunu batıl olarak (boş yere) yaratmadın. Sen yücesin. Bizi cehennem azabından koru!

 

Hakkın tecellisi olan gerçek, bir aydınlık gibidir. Batıl ise karanlık. Bir yerde bir ışık varsa, mutlaka onun bir kaynağı vardır. Kaynağı olmayan ışık olmaz. Fakat karanlık öyle değildir. Zira karanlığın kaynağı olmaz. Karanlık aydınlığın yokluğu halidir.

 

İman varlığa, küfür ise yokluğa benzer. İman etmek, bir hakikatin varlığından emin olmaktır. Küfretmek ise, bir hakikatin yokluğunu iddia etmek, onu "yok saymak"tır. Bir şeye "yok" demek imana karşılık veya karşıt bir iman bile değildir. Zira ortada ispat gerektiren bir husus yoktur. İşbu nedenle inkar ancak yoklukla ve karanlıkla eşleştirilebilir.

 

İsrâ 81. Ayet

81. De ki: “Gerçek geldi; batıl yıkıldı. Şüphesiz ki batıl yıkılmaya mahkûmdur.

 

Vahiyde de Allah'ın el-Hak isminden büyük bir tecelli vardır. Allah gökleri ve yeri nasıl "hak ile" yarattıysa, vahyi de "hak ile" göndermiştir. Vahyin hak ile gönderilmesi, bir anlam ve amaca yönelik gönderilmesidir.

 

İsrâ 105. Ayet

105. Biz onu (Kur’an’ı), bir amaç(hak) ile indirdik; zaten o da gerçeği getirmiştir. Seni yalnızca müjdeleyici ve uyarıcı olarak gönderdik.

 

Zümer 2. Ayet

2. Şüphesiz ki Kitabı sana bir amaç(hak) ile biz indirdik. Sen de dini O’na özgü kılarak Allah’a kulluk et!

 

Zümer 41. Ayet

41. Şüphesiz ki Kitabı sana, insanlarla ilgili bir amaç(hak) için biz indirdik. Artık kim doğru yolu seçerse, (bu) kendi (iyiliği) içindir. Kim de saparsa, sadece kendi aleyhine sapmış olur.Sen onlar üzerinde asla vekil değilsin.

 

Kur'an'ın bir anlamı vardır, çünkü bir amacı vardır. Kur'an'a bir anlam taşımıyormuş ya da anlaşılamıyormuş muamelesi etmek, onu amacından koparmaktır. Kur'an'ın amacı muhatabın aklını karanlıklardan kurtarıp ışığın kaynağına kavuşturmak, yani doğru yola yöneltmektir(hidayet). Kur'an indiriliş amacı olan hidayet, ancak anlamı kavrandığında gerçekleşir.

 

Sözü söyleyen anlaşılmayı ister. Anlamın kaynağı olan Allah anlaşılmasın diye sözü söylemez. Bu abestir. Allah abesle iştigalden münezzehtir yani uzaktır.

 

İlkel toplumlarda, doğaüstü gücü ve etkisi bulunduğuna inanılan canlı ya da cansız varlıklara fetiş adı verilir. Bir şey anlam ve amacından soyutlanmadan o şey fetiş haline getirilemez. Kadim putperest kavimler güneşe, aya, dağa, kurda, kuşa, ineğe daha birçok şeye tapmışlar onları fetiş haline getirmişlerdir. Bu bir sapmadır. Fakat bu sürecin başlama noktası, bu varlıkları var ediliş anlam ve amacından koparmaktır. Ancak bu işlemden sonra fetiş haline getirilebilir. Kur'an anlam ve amacından soyutlanmadan fetiş haline getirilemez.

 

Vahyi fetiş haline getirmeyi göze almış birinin yapması gereken ilk iş, onun anlamı olan bir hitap oluğunu göz ardı etmektir. Böylelikle gerçek perdelenmiş olur. İnsanların onu anlayarak kendilerini hidayete götürmesi gereken kitap fetiş olur ve amacından uzaklaşır. Ayetleri anlamadan okunarak Allah’tan şifa beklenir. Ayetlerin anlamları hayatlara yansıtılmadan af beklenir, rahmet beklenir, vs… Hatta gerçek olan o kadar fetiş haline gelir ki anlamak için okumayı bırakın, abdestsiz ele almak bile, evde durduğu yer için bile türlü kutsallıklar oluşturulur. Hayattan gittikçe uzaklaştırılan gerçeğin yerini ise batıl alır. İçinde yazana ulaşmak bu kadar basit iken onun yerine okunması anlaşılması gereken külliyatlar ortaya çıkar. Allah’ın sözünü okumak anlamak dururken insanların sözleri okunmaya anlaşılmaya çalışılır. Gerçek ise bohçaların içinde en tepededir. Ama insan gerçeği kendi eliyle karanlığa mahkum etmiştir. Sonucuna da yine kendisi katlanacaktır.

 

Biz de bu sitede elimizden geldiğince "Gerçek"in peşine düşüp "Gerçek" dışında olupta insan eliyle ona katıştırılmaya çalışılmış şeyleri gösterme gayreti sarf ettik. Bu yolun sonunda ise "Gerçek"in  yerini batıl aldıkça insanların şirk dinine nasıl battığını aşama aşama göstermeye çalıştık.

 

İNDİRİLEN GERÇEK NEDİR?

 

Ra‘d 1. Ayet (13:1)

1. Elif. Lâm. Mîm. Râ. İşte şu(nlar), Kitabın ayetleridir. Sana Rabbinden indirilen gerçektir fakat insanların çoğu inanmazlar.

 

Hadîd 16. Ayet (57:16)

16. İman edenlerin kalplerinin Allah’ı anmaya ve (O’nun katından) inen gerçeğe (Kur’an’a) boyun eğme zamanı gelmedi mi?

Onlar (müminler), daha önce kendilerine kitap verilenler gibi olmasınlar! Zira üzerinden uzun zaman geçmişti de kalpleri katılaşmıştı. İçlerinden çoğu da yoldan çıkmıştı.

 

Hacc 54. Ayet (22:54)

54. Bir de kendilerine ilim verilenler, onun (Kur’an’ın) Rabbin tarafından (gelmiş) gerçek olduğunu bilsinler de ona inansınlar ve kalpleri saygıyla boyun eğsin. Şüphesiz ki Allah iman edenleri doğru yola ulaştırır.

 

Kasas 53. Ayet (28:53)

53. Kendilerine (Kur’an) tilavet edildiği (okunup aktarıldığı) zaman “Ona iman ettik. Şüphesiz ki o, Rabbimizden gelen gerçektir. Esasen biz daha önce de müslümanlardık.” derler.

 

Hâkka 51. Ayet (69:51)

51. Şüphesiz ki o (Kur’an), gerçeğin ta kendisidir.

­

Gerçek Nedir?

Zuhruf 44. Ayet

Şüphesiz ki o (Kur’an), senin ve kavmin için (gerçeği) hatırlatan (öğüt)tür.

   İlerde ondan sorgulanacaksınız.

Furkân 30. Ayet

Elçi şöyle diyecektir:

“Ey Rabbim! Kavmim bu Kur’an’ı yalnız/terk edilmiş bıraktı.”

Kâf 16. Ayet

Yemin olsun ki insanı biz yarattık.

Nefsinin ona neler fısıldadığını bilmekteyiz.

Biz ona şah damarından daha yakınız.

Bakara 186. Ayet

Kullarım sana benden sorduğunda (onlara de ki):

“Ben (kendilerine) çok yakınım.

Bana dua ettiği zaman, dua edenin çağrısına cevap veririm."