Tartışma çoğu zaman 4:24, 23:6 veya 70:30 gibi cinsel çağrışımı güçlü ayetlerden başlatılır. Bu yöntem önemli bir hataya açıktır: Bir bağlamın hukukî sonucunu, kelimenin bütün bağlamlardaki sözlük anlamına dönüştürebilir. Daha güvenli yol, önce cinsellikle ilgisi bulunmayan kullanımları incelemektir. Çünkü bunlar kalıbın sosyal ve ekonomik çekirdeğini daha çıplak biçimde gösterir.
1. Nisâ 4:36 — İyilik yöneltilen bağımlı insan
4:36, Allah’a kulluktan sonra anne-babaya, yakınlara, yetimlere, yoksullara, yakın ve uzak komşuya, yanınızdaki arkadaşa, yolda kalmış kişiye ve “mâ meleket eymânukum” grubuna iyilik edilmesini ister.
Bu liste iki şeyi açıkça gösterir. Birincisi, referans insandır ve ahlakî muamelenin muhatabıdır. Ayet üst tarafa, yalnız ilişkiyi kullanma yetkisi değil ihsan yükümlülüğü verir. Güç farkı, güçlü tarafın sorumluluğunu artırır.
İkincisi, kalıp burada cinsel bir rolün adı olarak kullanılmaz. Yetim, yoksul ve yolcu gibi güç veya imkân bakımından kırılgan olabilecek gruplarla aynı sorumluluk cümlesindedir.
MME’nin yetim ve yoksulla aynı listede bulunması hepsinin aynı statüde olduğunu göstermez. Liste farklı gerekçelerle iyilik hakkı bulunan insanları yan yana getirir. Yetim yaş ve aile kaybıyla, yoksul ekonomik ihtiyaçla, yolcu geçici konumla, MME ise egemenlik ilişkisiyle tanımlanır.
Bu karşılaştırma “himaye edilen kişi” önerisini sınamak için yararlıdır. Her MME kırılganlığı nedeniyle himaye ve iyilik hak eder; fakat her himaye edilen MME değildir. Kur’an yetimi açıkça yetîm, yolda kalanı ibnü’s sebîl diye adlandırır. MME’yi bu adların genel toplamı yapmak, farklı kelimelerle kurulan ayrımları siler.
Listede “eşler” kelimesinin bulunmamasından “mâ meleket eymân zaten eşler demektir” sonucu çıkmaz. Bir liste, bütün insan ilişkilerinin sözlüğü olmak zorunda değildir. Eşlerle iyi geçinme 4:19’da, karşılıklı haklar 2:228’de ayrıca ele alınır. 4:36’nın yaptığı iş, özellikle kişinin yakınında bulunup onun gücüne karşı korunmaya ihtiyaç duyan halkaları iyilik yükümlülüğü altında toplamaktır.
Bu ayet üstün konumda bulunan kişiye sorumluluk yükler. Ancak iyilik emrinin bulunması ilişkinin zaten eşit olduğunu da göstermez. Güçlü olana iyilik emri verilmesi, güç farkının kötüye kullanılabilme ihtimalini düşündürür.
2. Nahl 16:71 — Rızıkta eşit kılınmama
16:71’de insanlar rızık bakımından birbirinden üstün kılınmış olarak tasvir edilir. Daha çok rızık verilenlerin bunu “mâ meleket eymânuhum” alanındakilere aktararak kendileriyle eşit hâle getirmedikleri söylenir.
Cümlenin tartışma dışı merkezi “fe-hum fîhi sevâ”, yani “onda(malda) eşit olma”dır. Ayetin belagatı-retoriği, muhatapların bildiği bir toplumsal duruma dayanır: Üst konumdaki kişi, tasarruf alanındaki bağımlı kişiyi servetinde kendisine eşit ortak yapmamaktadır. Ardından bu gözlem, Allah’a ortak koşma düşüncesini eleştiren bir benzetme için kullanılır.
Bazen ayet, “Oysa onlar rızıkta size eşittir; siz eşitliği inkâr ediyorsunuz” biçiminde okunur. Fakat cümle akışı bunu zorunlu kılmaz; hatta retorik sorunun gücü, fiilen eşit ortaklık kurulmadığı varsayımından gelir. Ayet bu eşitsizliği ahlakî ideal olarak ilan ediyor demek değildir. Bir toplumsal gerçeği benzetmede kullanmak ile o gerçeğin bütün ayrıntılarını onaylamak farklıdır. Semantik inceleme açısından gerekli sonuç daha sınırlıdır: İlişki ekonomik bakımdan asimetriktir.
“Alâ” edatı burada önemlidir. “Allah kiminizi rızıkta kiminiz üzerine üstün kıldı” cümlesindeki üstünlük ile “alâ mâ meleket eymânuhum” yapısı, rızkın kendilerinden aşağıda veya yetki alanında bulunanlara yönelmesini anlatır. “Alâ”yı her yerde tek bir Türkçe kelimeye çevirmek yerine, ilişkinin yönünü ve uygulama alanını kurduğunu görmek gerekir.
3. Rûm 30:28 — Eşit ortak kabul edilmeyen kişi
30:28, 16:71’deki ekonomik modeli başka bir benzetmeyle tekrarlar. Muhataplara yaklaşık olarak şu soru yöneltilir: “Size verdiğimiz şeylerde, mâ meleket eymânukum içinden ortaklarınız var mı; böylece onda eşit olasınız ve birbirinizden çekindiğiniz gibi onlardan da çekinesiniz?”
Burada üç unsur birlikte çalışır: “şürekâ”, yani ortaklar; “sevâ”, yani eşitlik; ve muhatabın eşit ortağın karar gücünden çekinmesi. Cevabın “hayır” olduğu varsayılır. Muhatap, kendi yetki alanındaki bağımlı kişiyi servetinde kendisiyle eşit karar ortağı saymamaktadır.
30:28, 16:71’e iki veri ekler. Birincisi, mesele yalnız rızkın paylaşılmaması değil, karar ve riskte eşit ortak kabul edilmemedir. İkincisi, üst tarafın MME kapsamındakilerden, kendisiyle aynı düzeydeki özgür ortaklardan çekindiği gibi çekinmemesidir. Bu, güç hiyerarşisini görünür kılar.
4. Nûr 24:31 — Kadınların da “eymânuhunne” alanı vardır
24:31 kadınların ziynetlerini veya mahrem görünüşlerini kimlerin yanında açığa çıkarabileceklerini sıralar. Kocalar, babalar, oğullar, kardeşler, kadınlar, “mâ meleket eymânuhunne”, cinsel isteği bulunmayan erkek tâbiler ve kadınların mahremiyetini fark etmeyen çocuklar gibi farklı gruplar anılır.
Buradaki iyelik(sahiplik) eki dişil çoğuldur: “eymânuhunne”, yani o kadınların eymânı. Böylece kalıbın yetki tarafının zorunlu olarak erkek olmadığı kesinleşir. Bir kadının yetki/tasarruf alanında erkek, kadın veya karma bir bağımlı grup bulunabilir.
Bu veri, “mâ meleket eymân”ın sözlük anlamını “erkeğin cinsel amaçla sahip olduğu kadın” diye belirleyen modeli tek başına çökertir. Belirli bir ayet kadın alt grubu seçebilir; fakat bütün kalıbın cinsiyeti kadın olamaz.
Listeye girmenin cinsel izin anlamına gelmediği de açıktır. Baba, oğul, kardeş, kadınlar ve küçük çocuklar aynı mahremiyet listesinde yer alır; bu kategorilerin hiçbiri sırf listede bulunduğu için cinsel partner olmaz. 24:31’in yaptığı iş görünürlük ve hane mahremiyeti sınırını belirlemektir.
5. Ahzâb 33:55 — Cinsiyet verisinin ikinci doğrulaması
33:55, Peygamber’in eşlerinin belirli yakınlarının yanında görünmeleri bakımından bir mahremiyet listesi verir ve yine “mâ meleket eymânuhunne” der. Kadınların yetki tarafı oluşu böylece tek bir ayete dayanan istisna olmaktan çıkar.
İki bağımsız kullanım aynı dilsel gerçeği doğrular: Formül, “erkek sahip + kadın nesne” biçiminde kodlanmış değildir. Zamir kimin yetki alanından söz edildiğini gösterir; bu kişi ayete göre erkek de kadın da olabilir.
.
Bu ayet 24:31 ile birlikte okunduğunda bir başka yöntem kuralını da güçlendirir: Mahremiyet listesi cinsel hukuk listesi değildir. Aynı toplumsal kişi, ev içi görünürlük bakımından bir kategoriye; ekonomik ilişki bakımından başka bir kategoriye; evlilik bakımından “zevce” kategorisine girebilir. Etiketler farklı soruları cevaplar.
6. Nûr 24:33 — Talep eden, sözleşen ve ekonomik destek alan kişi
24:33, kalıbın anlamı için en önemli cinsellik dışı ayetlerden biridir. “Mâ meleket eymânukum” içinden “kitâb” isteyenlerle, onlarda bir hayır biliniyorsa “kâtibûhum” işleminin yapılması ve Allah’ın verdiği maldan onlara verilmesi emredilir.
Kātaba fiili Kur’an’da bu teknik bağlamda tek kez geçtiği için sözleşmenin süre, şekil ve makamının rolü gibi bütün tarihsel ayrıntılarını yalnız Kur’an’dan çıkaramayız. K-T-B kökü Kur’an’da yazma, bağlayıcı hüküm ve yükümlülük anlam alanına sahiptir. Fiilin karşılıklı yapılma bildiren biçimi olan “kâtibûhum”, iki taraflı ve bağlayıcı bir düzenleme düşüncesini güçlendirir. Bu ilişki değiştirilebilir veya kişinin özerkliği genişletilebilir niteliktedir. Sıradan ücretli çalışanın işten ayrılması için böyle bir statü işlemi gerekmemesi, ma meleket ayman’ın bağımlılığının daha güçlü olduğunu gösterir.
Semantik açıdan kesin olanlar şunlardır:
-Talep sahibi, bağımlı kişidir: “kitâbı isteyenler”.
-Muhatap bu talebi değerlendiren ve işlemi yapabilen yetki tarafıdır.
-İşlem yalnız kâğıt üzerinde bırakılmaz; bağımlı kişiye malî destek verilmesi istenir.
-Dolayısıyla ilişkinin mevcut biçimi değişmeye veya çözülmeye elverişlidir.
Bu cümle, bağımlı kişiyi iradesiz bir nesne saymayı imkânsızlaştırır. O kişi talep eder, kendisinde “hayır” bulunduğu değerlendirilebilir, ekonomik kaynak alır ve hukukî işlemin tarafı olur. Öte yandan böyle bir işlem talep etmek zorunda bulunması, başlangıçta özgür ve eşit bir iş sözleşmesi içinde olmadığını da gösterir.
Ayetin devamında ise cinsellikle ilgili bir bölüm de bulunur. Genç kadınların ekonomik kazanç amacıyla “bığâ”ya(fuhuş) zorlanması yasaklanır. “Eğer korunmak(iffet) isterlerse” şartını, “istemezlerse zorlamak serbesttir” veya “fuhuş helaldir” diye tersinden okumak mantıken mümkün değildir. Kadın istemiyorsa ve ona rağmen yaptırılıyorsa eylem ikrāhtır(zorlamadır); kadının kendi iradesiyle hareket ettiği durumda ise ayetin yasakladığı fail davranışı, yani zorlama, zaten yoktur. Zorlamanın olmadığı durumda zaten 24:30-31’de cinsel korunma, 17:32’de zinaya yaklaşmama, 4:24-25 ve 5:5’te “ihsân” ile “sifâh” karşıtlığı daha geniş bir cinsel sınır belirler.
Bu bölüm açısından asıl sonuç şudur: “Mâ meleket eymân” içinde bulunan kadın, üst konumdaki kişinin ekonomik cinsel kullanımına bırakılmış bir nesne değildir. Tam tersine, zorlama yasağının koruduğu faildir.
Bu arada ayetin sonundaki aşağıdaki ifade için tartışmalar bulunmaktadır, kısaca değinelim:
“Kim onları zorlarsa, Allah onların zorlanmalarından sonra bağışlayıcıdır, merhametlidir.”
Cümlesinin Onların fuhşa zorlanmalarından sonra Allah’ın zorlayanları değil, zorlanan kadınların bu olaydan dolayı bağışlanan ve merhamet görecek taraf olduğunu bildirilir. Yani bu tarz bir şey yapıldığında yapanın bağışlanmaya tabi tutulacağı anlamı çıkarılmamalıdır.
Cümlede iki defa dişil çoğul zamir bulunur:
-yukrih-hunne: onları zorlar
-ikrâhi-hinne: onların zorlanması
Her iki -hunne/-hinne zamiri de ayetteki kadınlara, yani zorlanan feteyât grubuna döner.
Zorlayan kişi ise men, yani “kim” kelimesiyle gösterilir. Fakat bağışlama cümlesinde zorlayana dönen herhangi bir zamir bulunmaz. bağışlama ve merhametten hemen önce:
min ba‘di ikrâhihinne — onların zorlanmalarından sonra denilerek kadınların maruz kaldığı durum yeniden vurgulanır ve bağışlamanın yönünü kadınlara çeviren işarettir.
Kur’an’da “Allah bağışlayıcıdır” ifadesi her zaman kişinin kesinlikle suç işlediği anlamına gelmez. Bazen dışarıdan yasak fiil gerçekleşmiş olsa bile, kişinin zorunluluk sebebiyle sorumlu tutulmadığını güvence altına alır. 2:173 bunun açık örneğidir:
“Onun üzerine günah yoktur; Allah bağışlayıcıdır, merhametlidir.”
Aynı cümlede hem “günah yoktur” hem “Allah bağışlayıcıdır” denilmektedir. Demek ki “bağışlayıcı” sıfatı mutlaka önceden işlenmiş ahlakî bir suç varsaymaz.
Gramer bakımından zorlayan kişi şart cümlesinin öznesidir:
“Kim onları zorlarsa…”
Fakat şartın ardından gelen sonuç mutlaka o kişinin lehine olmak zorunda değildir. Türkçede de şöyle diyebiliriz:
“Kim çocuğa şiddet uygularsa, çocuk bu olaydan dolayı sorumlu değildir.”
Cümle “kim” ile başlar; fakat sonuç cümlesi mağdurun durumunu açıklar.
24:33’te de benzer bir yön değişimi vardır:
Önce zorlayan kişinin fiili belirtilir.
Ardından zorlanan kadınların bu fiil karşısındaki durumları açıklanır.
“Kim onları zorlarsa” ifadesi zorlayana bağışlanma sözü vermek için değil, kadınların yaptığı fiilin kendi özgür iradelerinden kaynaklanmadığını belirlemek için kullanılmıştır.
7. Nûr 24:58 — “Mâ” yerine “ellezîne”: İnsan referansı kesinleşiyor
24:58, MME’nin insanlığını ve hane içindeki yerini en açık biçimde gösterir:
“Yeminleriniz altındaki kimseler ve içinizden ergenliğe ulaşmamış olanlar sizden üç kez izin istesin.”
Burada ellezîne açık insan çoğuludur. MME grubu ile henüz ergen olmayan çocuklar "ve" bağlacıyla ayrı gruplar olarak sayılır. İkisine aynı izin kuralının uygulanması, iki grubun özdeş olduğu anlamına gelmez. Biri statü ilişkisiyle, diğeri yaşla tanımlanır.
“Bunların dışında size de onlara da bir sakınca yoktur.”
24:58’deki biçim, bu hareketin tekrarlanan, alışılmış bir durum olduğunu anlatır. Bu da izin kolaylığının gerekçesini açıklar:
Bu kişiler ara sıra gelen ziyaretçiler gibi değildir; günlük hayatın içinde sürekli yanınıza gelip giderler. Fakat “dolaşma” fiilinin kendisi “hizmetçi olmak” anlamına gelmez.
Ayette üç vakitten söz edilir. Bu üç vakit sabah namazından önce, öğle sıcağında elbiselerin bırakıldığı zaman ve gece namazından sonradır. Ayet bunları ثَلَاثُ عَوْرَاتٍ لَكُمْ (selâsu avrâtin lekum), sizin için üç mahremiyet vakti diye adlandırır. Sonra diğer vakitlerde karşılıklı dolaşım nedeniyle sakınca olmadığını söyler. Ayette geçen "Tavvâfûne aleykum", sıkça çevrede dolaşma, yanına gidip gelme anlamını taşır.
Burada “hangi davranışta sakınca yok?” sorusunun cevabını önceki cümleden tamamlarız: Bu üç zamana bağlanan özel izin düzeni olmadan yapılan olağan giriş çıkışlarda.
Cümle bütün davranışları serbest bırakan genel bir ifade değildir. Örneğin “bu saatler dışında başkasının bedenine bakmakta hiçbir sınır yoktur” sonucu çıkmaz. Konuşulan mesele, bu kişilerin gündelik erişimidir.
Bu ayet MME’yi yalnız “evde bulunan yakın kişi” diye tanımlamayı neden engeller? Çünkü hane yakınlığı, ifadenin burada geçen bir boyutudur. Ayet bu insanların nerede yaşadığını ve gündelik erişimini açıklar; diğer ayetler niçin bu özel grubun oluştuğunu açıklar.Ayet aynı zamanda üst tarafın da mahremiyet sahibi olduğunu gösterir. Bağımlı kişinin hane erişimi sınırsız değildir. Ancak izin yükümlülüğünün öznesi olması, onun emri anlayan ve uygulayan hukuk kişisi olduğunu da gösterir.
Ayet bir eşlik ilişkisi kurmaz. Dahası, izin isteyen kişiler ile mahremiyeti korunacak kişiler arasında bir sınır çizer. Bu durum, ifadeyi bütün kullanımlarında doğrudan “eşler” ile özdeşleştirmeyi zorlaştırır. Aynı şekilde, ayetten cinsel erişim hakkı da çıkarılamaz: Bu ayetin fiili nikâhlamak veya cinsel ilişkiye girmek değil, izin istemektir.
Bu ayetin katkısı bu insanların belirli bir bağlılık ilişkisi içinde günlük yaşam alanına bir düzen ile eriştiğini ortaya koymaktır.
Ara sonuç: Cinsellikten bağımsız profil
Yedi kullanım MME’yi cinsel erişim vermek için kullanmaz: 4:36, 16:71, 24:31, 24:33, 24:58, 30:28 ve 33:55. 24:31 ile 33:55
Bu grup kalıbın sözlük çekirdeğini kurmak için önceliklidir. Ekonomik asimetri, hane bağlılığı, insan failliği, kadınların da üst taraf oluşu, yazılı işlem ve iyilik yükümlülüğü cinsellikten bağımsız olarak görünür. Böylece cinsel ayetlere gelmeden MME’nin toplumsal statü olduğu tespit edilir.
-İlişkinin nesnesi eşya değil insandır.
-Yetki tarafı erkekle sınırlı değildir.
-İlişki hane, ekonomi ve hukuk alanlarında gerçek sonuç doğurur.
-Taraflar ekonomik karar gücü bakımından eşit değildir.
-Bağımlı kişinin hareket ve ilişki kurma özerkliği sınırlıdır.
-Buna rağmen bağımlı kişi talep eden, inanan, izin isteyen, korunması ve desteklenmesi gereken bir faildir.
-İlişki değişebilir veya çözülebilir; 24:33 bunun için bağlayıcı işlem ve mali destek yönü açar.