Aynı kökten gelen ve fiil olarak kullanılan kelimeleri incelediğimizde “tesbih et” şeklinde emir olduğunu da görürüz.
Bu noktada her ne kadar “tesbih et” ayrı bir emir olarak Kur’an’da geçse de peygamberimiz ve gelenek bu emri "salat" ile karşılamışlardır.
Uygulama şekli olarak herhangi bir açıklama getirilmeyen “tesbih et” emri için tabi ki salat şeklinde uygulanamaz denilemez. Fakat tesbih Allah tarafından sınırlandırılmayarak çok daha geniş bir uygulama alanı insanlara bırakılmıştır. Salat şeklinde bu emri yerine getirmek bir tercihtir. O zaman için Peygamberimiz ve ashabının yapacağı en mükemmel tercihtir. Şu anda da bunu bu şekilde uygulamak isteyeni sorgulamanın bir anlamı da yoktur. Fakat insanların bilgi birikimi ve yaşamı giderek değişmiş farklı bir hal almıştır. Elimizin altında dünyanın diğer tarafındaki insanlara anında ulaşan teknolojilerle bir kütüphaneden daha fazla kitaba ulaşma şansı doğmuştur. Bu noktada Müslüman dünyanın Allah’ın adını yüceltmesinin yolu Allah adına işler ortaya koymak olmalıdır. Onun adının yüceliğini evrende, dünyada, canlılarda bulan kanıtlayan ortaya çıkaranlar müslümanlar olmalıdır ama ne yazık ki ümmet boncuklara mahkum edilmiştir.
Aşağıdaki ayetten de görüleceği üzere salat ve tesbih aynı cümlede kullanılmıştır. Bunlar aynı şeyler olsaydı tesbih ve salat aynı cümlede kullanılmazdı, bu gereksiz bir tekrar olurdu.
41. Göklerde ve yerde bulunanlarla dizi dizi kuşların Allah’ı tesbih ettiklerini görmüyor musun? Elbette her biri kendi salâtını (duasını) ve tesbihini (yüceltmesini) bilmektedir. Allah onların yapmakta olduklarını bilendir.
Yine aşağıdaki ayetlerde secdelerin ardından tesbih edilmesi ifade edilerek namazdan farklı bir şey olduğu ifade edilmiştir.
39-40. Onların dediklerine sabret! Güneşin doğuşundan önce de batışından önce de Rabbini hamd (övgü) ile tesbih et (yücelt)! Gecenin bir bölümünde ve secdelerin ardından da O’nu (Rabbini) tesbih et (yücelt)!
“Tesbih et” emriyle ilgili diğer bir nokta ise Kur’an’da bazı ayetlerde vakitlerin geçmesidir. Aynı salatta olduğu gibi müminlere hangi zamanlarda tesbih edilmeli sorusunun cevabı verilmektedir. Burada salat için Allah aşağıdaki ayeti indirerek salat ibadetini zamanla kayıt altına almıştır fakat Kur’an’da tesbih’in zamanla uygulanacak bir farz olduğundan bahsedilmemiştir.
103. Namazı bitirince de ayakta, otururken ve yanınız üzerinde yatarken (daima) Allah’ı hatırlayın! Güvene kavuşunca namazı (tam) kılın! Şüphesiz ki namaz, müminler üzerine vakitle yazılmış (bir farz)dır.
İçerisinde belli vakitler geçen ayetler aşağıdadır. Bu ayetler salat’ın 5 vakit olarak yerine getirilmesinden önceki süreçte inen ayetlerdir. Buradan tesbih emrinin salattan önce insanın salata hazır hale getirilmesini sağlayan bir yönü de olduğunu gösterir. İnsan Allah hakkında gerekli bilinci tanımayı sağlayarak tesbih edebilir. Tesbih edebilen yani Allah’ı eksikliklerden uzak(münezzeh) tutarak yüceltebilen kişi namazı bilinçli bir şekilde yerine getirebilir sonucuna da ulaşabiliriz.
130. Onların söylediklerine sabret! Güneşin doğuşundan önce ve batışından önce Rabbini hamd (övgü) ile tesbih et (yücelt)! Gecenin bir kısım saatlerinde ve gündüzün uçlarında da tesbih et (yücelt) ki huzur bulasın.
39-40. Onların dediklerine sabret! Güneşin doğuşundan önce de batışından önce de Rabbini hamd (övgü) ile tesbih et (yücelt)! Gecenin bir bölümünde ve secdelerin ardından da O’nu (Rabbini) tesbih et (yücelt)!
49. Gecenin bir kısmında ve yıldızların batışından sonra da O’nu tesbih et (yücelt)!
26. Gecenin bir kısmında O’nun için secde et; gecenin uzun bir bölümünde de O’nu tesbih et (yücelt)!
48. Rabbinin hükmüne sabret! Çünkü sen gözlerimizin önündesin. Kalktığın zaman da Rabbini hamd (övgü) ile tesbih et (yücelt)!
17. Akşama ulaştığınızda ve sabaha kavuştuğunuzda Allah’ı tesbih (edin, namaz kılın)!
18. Göklerde ve yerde hamd (övgü) yalnızca O’nadır. (Ayrıca) günün sonunda (yatsı vaktinde) ve öğleye ulaştığınızda da.
18. Biz dağları (onun) hizmetine vermiştik. Akşam ve kuşluk vakti onunla birlikte tesbih ederler (Allah'ı yüceltirlerdi).
55. Sabret! Şüphesiz ki Allah’ın vaadi gerçektir. Günahının bağışlanmasını iste! Akşam sabah Rabbini hamd (övgü) ile tesbih et (yücelt)!
41. (Zekeriya) “Rabbim! (Bu konuda) bana bir delil ver.” demişti. (Melek) “Senin delilin, işaret (etmen) dışında insanlarla üç gün konuşamamandır.” demişti. Rabbini çok an; akşam sabah (O’nu) tesbih et (yücelt)!
Bazı alimler bu ayetleri salat için gerekli vakitkleri belirlemek için kullanmışlardır. Fakat öyle bir durum olsa Kur’an’da birçok yerde kullanılmış salat varken neden ayrı bir kelime ve manaya dalalet eden tesbih kelimesi özellikle kullanılsın. Aşağıda rabbimizin sözlerinin yüceliğini anlatmak için verilen örnek akıllara getirilmelidir. Biri diğeri yerine tercih edilmişse bunun özel bir sebebi vardır.
109. De ki: “Rabbimin sözleri(ni yazmak) için deniz mürekkep olsa ve bir o kadar da ilave getirsek, Rabbimin sözleri bitmeden önce deniz tükenirdi.”
Ayrıca tesbihten bir salat anlamı çıkarmak tesbih için salatın abdest almak, kıbleye yönelmek gibi ön koşullarını da beraberinde getirmesine sebep olur. Halbuki Allah’ı tesbih etmek için bir ön koşula ihtiyaç olduğunu dile getiren bir ayet de yoktur.
Bir de devamlılığı vurgulamak için “sabah akşam tesbih et” şeklinde de ayetler bulunmaktadır.
42. O’nu sabah akşam tesbih edin (yüceltin)!
8-9. Allah’a ve Elçisine iman edesiniz, O’na (Allah’a) saygı gösteresiniz, O’nu yüceltesiniz ve sabah akşam O’nu tesbih edesiniz (yüceltesiniz) diye şüphesiz ki biz seni bir şahit, bir müjdeleyici ve bir uyarıcı olarak gönderdik.
36. (Bu kandil) birtakım evlerdedir ki Allah (o evlerin) yücelmesine ve içlerinde isminin anılmasına izin vermiştir. Orada sabah akşam O’nu (şöyle kişiler) tesbih ederler (yüceltirler):
11. (Bu sırada Zekeriya) mabetten kavminin karşısına çıkarak onlara “Sabah akşam tesbih edin (Allah’ı yüceltin)!” diye vahyetmişti (işaret etmişti).
Sonuç olarak tesbih salatın bir parçası olarak yerine getirilebilir. Fakat tesbihin salat olduğunu yada "tesbih et" emrinden "salat et" emri verildiğini çıkaramayız.
Tesbih etme emriyle beraber gelen "Rabbinin adını tesbih et" emri de bulunmaktadır. Geçen ayetler aşağıda verilmiştir.
74. Yüce(Azim) Rabbinin adını tesbih et (yücelt)!
96. Yüce(Azim) Rabbinin adını tesbih et (yücelt)!
52. Yüce(Azim) Rabbinin adını tesbih et (yücelt)!
1. Yüce(A’la) Rabbinin adını tesbih et (yücelt)!
Yukarıdaki ayetlerde geçen yüce diye çevrilen kelimeler yanlarında belirttiğimiz gibi Allah’ın isimleri sayfalarında bahsettiğimiz iki ismi A’la ve Azim’dir. Bunların manalarını ilgili sayfalardan bakabilirsiniz. Burada önemli konu, Allah Rasulü’nün bu ayetler indikten sonra verdiği talimatlardır. Biri için “bunu namazlarınızın secdelerine koyunuz” diğeri için ise “bunu namazlarının rükûuna koyunuz” emrini vermiştir.
Verdiği bu emri bir sünnet olarak da uygulayan Allah Rasulü, namazın secdesinde sübhane rabbiye'l-a'la (A'la olan Rabbimi tesbih ederim) ve namazın rükûunda sübhane rabbiye'l-azim (Azim olan Rabbimi tesbih ederim)diyerek tatbik etti.
Allah Rasulü'nün emri sünnetinde tatbik ediş şekli dikkate değerdir. Eğer hadislerin lafzen değil mana ile rivayet edildiği hakikatini bir an göz ardı edecek olursak, bu rivayetin lafzı üzerine şöyle bir yorum yapabiliriz:
A’la ismi geçen ayetten devam edecek olursak ayet “sebbih isme rabbike'l-a'la” (A'la olan Rabbinin adını tesbih et!) diye emrediyor.
Fakat Allah Rasulü bu emri· “subhane rabbiye'l-a'la” (A'la olan Rabbimin şanı ne yücedir) şeklinde tatbik ediyor.
Oysa ayette Rabbin 'isminin' tesbih edilmesi emredilmiştir. Bu emrin tam karşılığı "A'la olan Rabbimin ismini tesbih ederim" olmalıdır. Fakat Allah Rasulü tatbikatında ism'i anmamış, doğrudan Rabbin ulviyetini anmıştır. İsm'in kök anlamlarından birinin sumuv (ululuk, yiicelik) olduğunu hatırda tutarak diyebiliriz ki: Allah Rasulü bu ayeti böyle tatbik etmekle, "A'la olan Rabbinin ismini tesbih et!" emrinin esasen "A'la olan Rabbini tesbih et!" manasına geldiğini vurgulamış olmaktadır. Zira esas olan bazı kelimeleri dille söylemek değil, onların taşıdığı anlamı akıl eden kalbe yerleştirmektir.
Rasulullah'ın uygulamasına göre tesbih, Allah'ı belli kelimelerin dil ile tekrarından ibaret bir "anma" değildir. Kastedilen o kelimelerin taşıdığı mananın imanın korunması olan kalpte karar kılıp istikrar bulması ve oradan da imana, irfana, takvaya ve salih amele dönüşmesidir. İşte Allah Rasulü'nün "Allah'ın 99 ismi vardır; kim onu ihsa(idrak ederse) ederse, kendini cennete girdi bilsin!" Manasındaki hadisinde ihsa etmenin mahiyeti de budur. Eğer Allah Rasulü A'la suresinin ilk ayetindeki ilahı emri böyle anlamamış olsaydı, bu ayeti tatbikatı subhane rabbiye'l-a'la şeklinde degil subhane'smi rabbiye'l-a'la (Rabbimin yüce olan adını tesbih ederim) şeklinde olurdu.