MME’nin tahlilinde 4:24 ve 4:25 ayetleri konuyu açıklamak için büyük önem taşır fakat 2 ayet art arda okununca her iki ayette de geçen Muhsanat kelimesinden kaynaklanan bir sorun bulunduğu ortaya çıkar. Önce Muhsanat’ın netleştirilip sonra MME konusuna devam edilmesi gerekir.
Öncelikle sorunu ortaya koyalım:
Yaygın okuyuş ve çeviri geleneği, 4:24’ün başındaki الْمُحْصَنَاتُ (el-muḥṣanātu) kelimesini “evli kadınlar” diye açıklar. Buna göre ayet, 4:23’te ayette başlayan evlenilmesi yasak kadınlar listesini sürdürmektedir:
“Evli kadınlar(muhsan) da size yasaktır; mâ meleket eymânukum kapsamındakiler hariç.”
Fakat hemen sonraki 25.ayet şöyle başlar:
وَمَنْ لَمْ يَسْتَطِعْ مِنْكُمْ طَوْلًا أَنْ يَنْكِحَ الْمُحْصَنَاتِ الْمُؤْمِنَاتِ ve-men lem yestaṭiʿ minkum ṭavlen en yenkiḥa el-muḥṣanāti el-muʾmināti
“Sizden kim mümin hür(muhsan) kadınlarla nikâhlanmaya güç yetiremezse…”
Eğer الْمُحْصَنَات (el-muḥṣanāt) kelimesi iki ayette de “başka erkeklerle evli kadınlar” demekse, 4:25’in başlangıcı anlamsızlaşır. Başka birinin nikâhındaki kadınla evlenememek para veya imkân yetersizliği değildir. Gücü yeten kişinin böyle bir kadınla evlenebileceği, gücü yetmeyenin ise başka bir gruba yönlendirildiği söylenemez. Bu nedenle gelenek 4:25’in ilk muhsanâtını genellikle “hür kadınlar” diye açıklar.
Aynı ayetin ilerleyen kısmında MME(ma meleket eyman) kadınlarının muhsanât olması istenir; burada kelime “iffetli” veya “nikâhla korunmuş” diye çevrilir. Fe izâ uhsinna çoğu kez “evlendiklerinde”, son ale’l muhsanâti mine’l azâb ise “hür kadınların cezası” şeklinde açıklanır.
4:24’te الْمُحْصَنَاتُ (el-muḥṣanātu): “evli kadınlar”,
4:25’in başında الْمُحْصَنَاتِ (el-muḥṣanāti): “hür kadınlar”,
4:25’in ortasında مُحْصَنَاتٍ (muḥṣanātin): “iffetli kadınlar”,
4:25’in devamında أُحْصِنَّ (uḥṣinna): “evlendirildiklerinde” veya başka bir görüşe göre “Müslüman olduklarında”,
4:25’in sonunda الْمُحْصَنَاتِ (el-muḥṣanāti): “hür ve bekâr kadınlar”
Bir kelimenin farklı bağlamlarda farklı anlamlara gelmesi elbette mümkündür. Sorun, çok anlamlılığın varlığı değildir. Sorulması gereken şudur: Bu anlam değişikliklerini ayetin kendi kelimeleri mi gerekli kılmaktadır, yoksa daha önce kurulmuş hukuk sistemiyle ayetler arasında çelişki oluşmaması için mi bu karşılıklar seçilmektedir?
Bir kelimenin anlamını araştırırken üç ayrı düzeyi birbirinden ayırmak gerekir:
1. Kelimenin semantik çekirdeği
Bu, kelimenin farklı kullanımlarda koruduğu en temel anlamdır. Kelimenin her ayette tek bir Türkçe kelimeyle çevrilmesi şart değildir; fakat bağlama göre verilen karşılıkların ortak bir anlam çekirdeğine dayanması beklenir.
2. Kelimenin belirli ayette işaret ettiği kişiler
Aynı anlamı taşıyan bir kelime farklı ayetlerde farklı insan gruplarına işaret edebilir. Örneğin “öğrenciler” kelimesi bir cümlede bütün öğrencileri, başka bir cümlede burslu öğrencileri gösterebilir. Kişiler değişmiş, fakat “öğrenci” kelimesinin anlamı değişmemiştir.
Bu ayrım muhsanât için özellikle önemlidir. 4:25’in başındaki muhsan kadınlarla ayetin ortasındaki MME bağlantılı kadınlar aynı kişiler olmayabilir. Fakat bundan “muhsan” kelimesinin birinci yerde “hür”, ikinci yerde “iffetli” anlamına gelmesi gerektiği sonucu çıkmaz.
3. Kelimenin geçtiği cümlenin doğurduğu hukukî sonuç
Bir kelimenin yer aldığı cümle yasaklama, izin verme, nikâhlama, ödeme veya koruma hükmü doğurabilir. Bu hüküm kelimenin sözlük anlamıyla karıştırılmamalıdır.
Bir ayette MME kapsamındaki kişiyle cinsel açıdan ilgili bir sonuç bulunması, مَا مَلَكَتْ أَيْمَان (mā malakat eymān) kalıbının sözlük anlamının “cinsel partner” olduğunu göstermez. Aynı şekilde bu ilişkiye bazı insanların savaş veya siyasî aktarım sonucunda girmiş olması, kalıbın anlamının “savaş esiri” olduğunu kanıtlamaz.
Muhsanât Kelimesinin Kur’an İçindeki Anlam Alanı
1. Kökün fiziksel kullanımları
مُحْصَنَات (muḥṣanāt) kelimesi ح ص ن (ḥ-ṣ-n) kökünden gelir. Kökün anlamını yalnız kadınlarla ilgili ayetlerden çıkarmak doğru olmaz. Önce cinsellik dışındaki kullanımlara bakmalıyız.
Haşr 59:2’de:
حُصُونُهُمْ (ḥuṣūnuhum) “Onların kaleleri” ifadesi kullanılır. İnsanlar kalelerinin kendilerini koruyacağını düşünmektedir. Kalenin temel özelliği, içinde bulunanı dışarıdan gelecek erişime ve saldırıya karşı korumasıdır.
Haşr 59:14’te:
قُرًى مُحَصَّنَةٍ (ḳuran muḥaṣṣanatin) “Tahkim edilmiş yerleşimler” denir. Burada yine dışarıdan erişimi zorlaştıran, sınırlandırılmış ve korunmuş bir alan söz konusudur.
Yûsuf 12:48’de:
إِلَّا قَلِيلًا مِمَّا تُحْصِنُونَ (illā ḳalīlen mimmā tuḥṣinūn) “Koruyup saklayacağınız az bir miktar dışında” ifadesi bulunur. Kıtlıkta tüketilmemesi için ürünün bir kısmı koruma altına alınmaktadır.
Bu kullanımlarda ortak olan anlam “evlilik”, “hürlük” veya “iffet” değildir. Ortak anlam şudur: Bir şeyi sınırsız erişime bırakmamak; onu bir sınır, koruma veya engel içinde tutmak.
2. Kökün insan bedenine ve cinselliğe uygulanması
Hz.Meryem hakkında hem Enbiyâ 21:91’de hem Tahrîm 66:12’de:
أَحْصَنَتْ فَرْجَهَا (aḥṣanat farjahā) “Fercini/cinsel mahremiyetini korudu” denir. Burada korunma bir kocanın, efendinin veya başka bir erkeğin sağladığı statü değildir. Fiilin öznesi Hz.Meryem’dir. Kendi mahremiyetini kendisi korumaktadır. Bu kullanım, ḥ-ṣ-n kökünün zorunlu olarak “bir erkek tarafından korunan kadın” anlamına gelmediğini gösterir.
Nûr 24:33’te fuhşa zorlanan فَتَيَات (fetayāt) hakkında: إِنْ أَرَدْنَ تَحَصُّنًا (in eradne taḥaṣṣunan) “Eğer korunmayı istiyorlarsa”
denir. Buradaki تَحَصُّن (taḥaṣṣun), kadının kendi cinsel alanını başkalarının ekonomik kullanımına kapatma isteğidir. Kadının bağımlı bir toplumsal konumda bulunması, onun korunma iradesini ortadan kaldırmamaktadır.
3. İftira ayetlerindeki muhsanât
Nûr 24:4 ve 24:23, الْمُحْصَنَات (el-muḥṣanāt) kadınlara cinsel suç isnat edenlerden söz eder. Burada korunan şey yalnız beden değildir; kadının toplum içindeki cinsel dokunulmazlığı ve itibarıdır.
Ayetler bu kadınların evli, bekâr, daha önce evlenmiş, belirli bir toplumsal sınıfa mensup olduğunu açıkça söylemez. Esas konu, delilsiz suçlamayla onların korunmuş cinsel alanlarının ve itibarlarının ihlal edilmesidir.
Bu nedenle muhsanlığı yalnız “evlilik” veya “bekâret” diye açıklamak bu ayetlerin kapsamını gereksiz biçimde daraltır.
4. Muhsanâtın karşıtları kelimenin anlamını açıklıyor
Kur'an'da bir kelimenin anlamını belirlemenin en güçlü yollarından biri de, aynı cümlede karşısına konulan kelimelere bakmaktır.
Nisâ 4:25’te MME kapsamındaki kadınların:
مُحْصَنَاتٍ غَيْرَ مُسَافِحَاتٍ وَلَا مُتَّخِذَاتِ أَخْدَانٍ (muḥṣanātin ġayra musāfiḥātin ve-lā muttakhidhāti aḫdānin) olması istenir.
Bu yapı üç durumu karşı karşıya koyar:
مُحْصَنَات (muḥṣanāt): İlişkileri koruma ve sınır içinde bulunan kadınlar,
مُسَافِحَات (musāfiḥāt): Gelişigüzel cinsel ilişki yürüten kadınlar,
مُتَّخِذَاتِ أَخْدَان (muttakhidhāti aḫdān): Gizli partnerler edinen kadınlar.
Burada muhsanâtın doğrudan karşıtı “köle kadınlar” veya “bekâr kadınlar” değildir. Karşıtları gelişigüzel ve gizli cinsel ilişki biçimleridir.
Aynı yapı Mâide 5:5’te erkekler için aynı şekilde tekrar kullanılır:
مُحْصِنِينَ غَيْرَ مُسَافِحِينَ وَلَا مُتَّخِذِي أَخْدَانٍ (muḥṣinīne ġayra musāfiḥīne ve-lā muttakhidhī aḫdānin) Erkeklerden de muhsin olmaları, gelişigüzel cinsel ilişki yürütmemeleri ve gizli partnerler edinmemeleri istenir.
Demek ki muhsanlık yalnız kadınlara dışarıdan verilen bir statü değildir. Kadın ve erkek için ilişkiyi başıboş cinsellikten çıkarıp sorumluluk, açıklık ve korunma içine alma durumudur.
5. Mâide 5:5’in belirleyici delili
Mâide 5:5’te müminlerden ve daha önce kendilerine kitap verilenlerden olan الْمُحْصَنَات (el-muḥṣanāt) kadınlar, hakları verildiği ve erkekler muhsin olarak davrandığı zaman helal ilişki kurulabilecek kişiler arasında sayılır.
Bu kullanım muhsanâtın kelime olarak “hâlen başka bir erkekle evli kadınlar” anlamına gelemeyeceğini gösterir. Çünkü ayet onları ilişki kurulabilecek adaylar arasında saymaktadır.
Muhsan kadın elbette evli olabilir; fakat evlilik kelimenin değişmez sözlük anlamı değildir. Bir kadın evlilikten önce de cinsel alanını koruyor, gizli ve gelişigüzel ilişkiye kapalı bulunuyor olabilir. Nikâhla birlikte bu korunmuşluk hukukî ve karşılıklı bir ilişki düzenine dönüşebilir.
6. Kur’an içinden çıkarılabilecek en dar ortak anlam
Bütün bu kullanımlar birlikte değerlendirildiğinde muhsan için şu semantik çekirdek ortaya çıkar:
Muhsan, Cinsel alanı sınırsız erişime ve gelişigüzel ilişkiye bırakılmamış; cinsel dokunulmazlığı, itibarı ve ilişki düzeni belirli sınırlar içinde korunan kişidir. Muhsanât ise bu nitelikteki kadınlardır.
Evlilik bu durumun kurulma yollarından biri olabilir. Kişisel iffet bunun bir parçası olabilir. Toplumsal güvence bazı kişiler için bunu destekleyebilir. Fakat kelimenin kendisi: “evli kadın” demek değildir. (Mâide 5:5 ve Nisâ 4:25, muhsan kadınlarla nikâh kurulabileceğini söyler. Bu kadınların kelime gereği zaten başkalarıyla evli olması düşünülemez.)