“Mâ Meleket Eymân” Nedir?

 

Bu bölümün amacı, Kur’an’da tekrar eden “mâ meleket eymân…” kalıbını hazır bir Türkçe karşılığa yerleştirmek değildir. Amaç daha temel bir soruya cevap vermektir: Bu ifade, geçtiği bütün cümlelerde hangi ortak özelliği taşımaktadır? Başka bir deyişle, kelimelere önce “köle”, “cariye”, “eş”, “savaş esiri”, “hizmetçi” veya “nikâhsız partner” anlamlarından birini verip ayetleri o anlama uydurmak yerine, ayetlerin birbirine hangi anlamı zorunlu kıldığını bulmaya çalışacağız.

 

Kısaca çekirdek anlam için şu söylenebilir:

“Mâ meleket eymân”, bir insanın cinsiyetini, mesleğini, savaşta ele geçirilmiş olmasını veya cinsel rolünü bildiren bir sınıf adı değildir. Bir insanı, başka bir kişi ya da hane odağının fiilî yetki ve tasarruf alanında bulunması bakımından tanımlayan ilişkisel bir kalıptır. Kur’an’daki kullanımlar bu ilişkinin ekonomik ve hukukî bakımdan asimetrik olduğunu, bağımlı tarafın özerkliğini sınırladığını; buna rağmen o kişiyi bir eşya gibi iradesiz saymadığını gösterir.

 

Bu çekirdek anlam her ayette aynıdır. Fakat çekirdeğin doğurduğu sonuç bağlama göre değişir. Bir ayette ekonomik eşitsizlik, bir ayette iyilik ve sorumluluk, bir ayette ev içi mahremiyet, bir ayette yazılı işlem talebi, bir ayette nikâh, bir ayette de cinsel sınır söz konusudur. Dolayısıyla kalıbın kendisi bu sonuçlardan herhangi birinin adı değildir.

 

Bu ayrım özellikle önemlidir. “Bir ilişki bazı ayetlerde cinsel sonuç doğuruyor” demek ile “ifadenin sözlük anlamı cinsel partnerdir” demek aynı şey değildir. Aynı şekilde, bazı kişiler savaş veya siyasî aktarım yoluyla bu ilişkiye girmiş olabilir; fakat bundan “ifadenin anlamı savaş esiridir” sonucu çıkmaz.

 

Burada anlatmak istediğimiz şey, bir ifadenin temel anlamı ile o ilişkinin bazı durumlarda ortaya çıkardığı sonuçların birbirinden ayrılması gerektiğidir. Basit bir örnek verelim: “Çalışan” kelimesi bir iş ilişkisini anlatır. Bazı çalışanlar işyerinde yemek yiyebilir, üniforma giyebilir veya lojmanda kalabilir. Fakat bunlardan hareketle “çalışan demek lojmanda kalan kişi demektir” diyemeyiz. Lojmanda kalmak, çalışan olmanın bazı kişiler için doğurduğu bir sonuçtur; kelimenin anlamı değildir.

 

Tekraren “Mâ meleket eymân” (bundan sonra MME şeklinde kısaltılacaktır) belirli bir edinilme yolunun veya tek bir hukukî sonucun adı değildir. İfade, bir insanın başka bir kişi ya da haneyle kurduğu asimetrik bağımlılık ve yetki ilişkisini anlatır. Savaş yoluyla bu statüye girme, nikâh yapılması veya cinsel hukukla bağlantı kurulması ise kalıbın anlamı değil; belirli kişilerde veya ayetlerde ortaya çıkan kaynak ve sonuçlardır.

 

1. On dört ayet, on beş kullanım

 

On beş kullanım şunlardır: 4:3, 4:24, 4:25, 4:36, 16:71, 23:6, 24:31, 24:33, 24:58, 30:28, 33:50’de iki kullanım, 33:52, 33:55 ve 70:30.

 

2. Hazır sözlük karşılığı neden başlangıç noktası olamaz?

 

Yabancı dijital sözlükler, “mâ meleket eymânukum” için “those whom your right hands possess/Sağ ellerinizin sahip oldukları”, “slaves/köleler” veya “slave women/köle kadınlar/cariyeler” gibi karşılıklar verir. Bu sözlükler harf dizisini, kelime sınırını ve zamirleri görmek için yararlıdır. Ancak verdikleri İngilizce anlam, bağımsız bir Kur’an içi delil değildir. Çünkü sözlük karşılığı çoğu zaman rivayetler, geleneksel cümle çözümü ve tarihsel kurum tasavvurunu tek etikette birleştirir.

 

Örneğin “slave woman/köle kadın/cariye” etiketi daha ilk adımda üç ayrı iddiayı kabul ettirir: referans kadındır, ilişki köleliktir ve kategori cinsel bir işleve sahiptir. Oysa 24:31 ve 33:55 kadınların da “eymânuhunne” alanı bulunduğunu gösterir. Bu yüzden hazır etiket, araştırmanın sonucunu baştan belirlemek demektir. Bu yüzden teknik araçlar yardımcıdır; hakem değildir.

 

3. İfade hangi parçalardan oluşur?

 

Kalıbın farklı ayetlerdeki biçimi, zamire göre değişir:

mâ meleket eymânukum: sizin eymânınızın malaka ilişkisi kurduğu kimseler;

mâ meleket eymânuhum: onların eymânının malaka ilişkisi kurduğu kimseler;

mâ meleket eymânuhunne: o kadınların eymânının malaka ilişkisi kurduğu kimseler;

mâ meleket yemînuke: senin tekil yemîninin malaka ilişkisi kurduğu kimseler.

 

Türkçede doğal bir cümle kurmak için şimdilik “yetki/tasarruf alanında bulunan bağımlı kişiler” ifadesini çalışma karşılığı olarak kullanacağız. Bu, kelime kelime çeviri değil; on beş kullanımın ortak profilini özetleyen bir açıklamadır. Şimdi bu sonuca nasıl ulaşıldığını görelim.

 

3.1. “Mâ”: İnsan mı, şey mi?

 

İfadenin ilk parçası مَا (mâ)'dır. “Mâ” çoğu başlangıç düzeyindeki Arapça kaynaklarda “ne, şey, akılsız varlık”, مَنْ (men) ise “kim, akıllı kişi” diye anlatılır. Bu yararlı bir ilk ayrımdır; fakat gerçek cümlelerde mutlak bir duvar değildir. Kur’an, insanları bir nitelik, fiil veya kategori üzerinden gösterirken de “mâ” kullanabilir.

 

Nisâ 4:3’te “mâ tâbe lekum mine’n-nisâ” denir. Sonundaki “kadınlardan” ifadesi referansın insan olduğunu tartışmasız kılar. Nisâ 4:22’de de “babalarınızın nikâhladığı kadınlar” anlatılırken “mâ nekaha âbâukum mine’n-nisâ” yapısı vardır. Burada da “mâ” kadın insanlara gider.

 

Nisâ 4:25 daha doğrudan bir örnektir. “Mimmâ meleket eymânukum” diye başlayan genel ifade hemen “mümin genç kadınlarınızdan” açıklamasıyla daraltılır. Devamında “onları nikâhlayın”, “ailelerinin izniyle”, “ödemelerini onlara verin” biçimindeki dişil çoğul zamirler aynı insan referansı sürdürür.

 

Nûr 24:58 ise belirsizliği tamamen kaldırır. Aynı ilişki “ellezîne meleket eymânukum” biçiminde kurulur. “Ellezîne” açıkça insanlar için kullanılan çoğul relatif unsurdur; ayette bu insanlar izin istemekle yükümlü kişiler olarak davranır.

 

Sonuç açıktır: Buradaki “mâ”, kişileri eşyaya dönüştüren ontolojik bir etiket değildir. Kişileri bireysel adlarıyla değil, içinde bulundukları ilişki veya vasıf üzerinden sınıflandırır, kategorileştirir. “Mâ”nın kullanılması, “tek tek kimler?” sorusundan çok “hangi ilişki altında bulunanlar?” sorusunu öne çıkarır.

 

3.2. “Meleket”: Sadece tapulu mülkiyet mi?

 

İkinci parça مَلَكَتْ (meleket) fiilidir. Kökü م ل ك (M L K) olup Türkçedeki “mülk” ve “malik” kelimelerinden tanıdıktır. Fakat Kur’an içindeki kullanım yalnız eşyanın tapulu mülkiyetine indirgenemez. Kökün ortak çekirdeği, bir şey üzerinde etkili olabilme, tasarrufta bulunabilme, sonucu belirleyebilme veya kontrol kapasitesine sahip olmadır.

 

Mâide 5:25’te Hz.Musa, kendisi ile kardeşi dışında kimse üzerinde etkili olamadığını “lâ emliku illâ nefsî ve ehî” sözleriyle ifade eder. Burada konu kimsenin tapusuna sahip olmak değildir; yönlendirme ve sonuç doğurma gücüdür. A‘râf 7:188’de "lâ emliku li nefsî nefan ve lâ darran" bir insanın kendi yarar ve zararına bile malik olmadığı söylenir. Yine esas olan fiilî kapasitedir. Yûnus 10:31’de işitme ve görme üzerinde kimin "yamliku", yani denetim sahibi olduğu sorulur.

 

Neml 27:23 daha da önemlidir. Sebe toplumu hakkında "imraeten temlikuhum" yani “onlara hükmeden bir kadın” denir. Kraliçenin halkı eşya gibi sahiplenmesi değil, onlar üzerinde siyasî egemenlik yürütmesi anlatılır. Bu örnek, malaka kökünün insan nesnesi aldığında her zaman alım satım mülkiyeti demek olmadığını gösterir.

 

Bu geniş kök alanı, “meleket”i yumuşak bir “ilgilenmek” veya “korumak” fiiline de dönüştürmez. Mâ meleket eymân kalıbının ekonomik ayetleri, ilişkinin iki tarafını eşit göstermemektedir. 16:71 ve 30:28, bağımlı tarafın servette eşit ortak yapılmaması üzerinden konuşur. 4:25’te ilişki içindeki bir kadın kendi başına değil “ehlinin izniyle” nikâhlanır. 24:33’te ilişkideki kişinin durumunu değiştiren bir “kitâb” işlemi talep etmesi gerekir. Bu belirtiler sıradan dostluk, misafirlik veya özgür bir iş ilişkisine göre daha güçlü bir tasarruf yapısını gösterir.

 

Öyleyse “meleket”in bu kalıptaki katkısı, etkili ve tanınan tasarruf kapasitesidir. Bu kapasitenin tarihsel kurumda hangi belgelere veya kamu düzenine dayandığını kelimenin kendisi anlatmaz.

 

3.3. “Eymân”: Yeminler mi, sağ eller mi, yetki mi?

 

Üçüncü parça tekilde يَمِين (yemîn), çoğulda أَيْمَان (eymân)dır. “Eymân”, “yemîn” kelimesinin çoğuludur. Kur’an’da bu kök iki belirgin alanda kullanılır: sağ el/sağ taraf ve yeminler.

 

Yemin anlamı açık olduğunda çevrede genellikle yemin etmeyi, bağlamayı, bozmayı veya kefareti gösteren kelimeler vardır(Yemin anlamı ʿaqada, ḥalafa, nakatha ve kefaret çevresinde belirginleşir). Bakara 2:224 ve 2:225’te yeminlerden söz edilir. Mâide 5:89’da "akkadtumu’l eymân", yeminleri bağlamak; aynı ayette "izâ haleftum", yemin etmek vardır. Tevbe 9:12’de yeminleri bozmak için "nekesû eymânehum" denir. Nisâ 4:33’te “eymânınızın bağladığı kimseler” denirken “akadet” fiili, ahit-yemin alanını görünür kılar. Mâ meleket eymân kalıbında ise “bağladı” fiili değil, “malaka” fiili vardır. MME’de ise aynı özneyle meleket, “egemen oldu veya mülk edindi” fiili kullanılır. Fiil değiştiğinde ilişkinin türü de değişir.

 

Kur’an’da sağ el yalnız beden parçası olarak da geçer. Tâhâ 20:17’de Musa’ya “sağ elindeki nedir?” diye sorulur. 20:69’da “sağ elindekini bırak” denir. Sağ elin yapma, tutma ve güç kullanma tarafını temsil etmesi, zamanla bir ad aktarmasına dönüşebilir: Organın adı, onun temsil ettiği fiilî yetkiyi anlatır. Türkçede de “bu iş onun elinde”, “elindeki yetki”, “eli altında çalışanlar”, "devletin elindeki imkanlar" dediğimizde de fiziksel elden söz etmeyiz.

 

Bu nedenle kalıpta en güçlü açıklama şudur: “Eymân”, sağ el imgesinin temsil ettiği fiilî güç, yetki ve tasarruf alanını kurar. Kur’an’daki malaka kökü ile sağ el imgesinin birleşmesi, tanınmış ve fiilî egemenliği anlatmaya elverişlidir. “Yeminlerinizin bağlı kıldığı kişiler” yorumu bütünüyle dil dışı sayılamaz; fakat Kur’an içi veride zayıftır. Ayetlerdeki yemin bağlamları bağlama, bozma, kefaret ve yemin etme fiilleriyle işaretlenirken MME geçen ayetlerdeki bağlamlar ekonomi, mülkiyet, izin ve hane dolaşımıyla yani yeminlerden farklı konularla işaretlenir.

 

3.4. Üç parçanın birleşik anlamı

 

Parçaları mekanik biçimde “şeyler + sahip oldu + sağ eller/yeminler” diye çevirmek Türkçede anlaşılır bir anlam üretmez. Kalıp bir bütün olarak çalışır: Kur’an’daki malaka kökü ile sağ el imgesinin birleşmesi, tanınmış ve fiilî egemenliği ortaya çıkarmaya çalışır. Arapça cümlecikte gramer öznesi eymân, fiil meleket, bağıl unsur mâ'dır. 

 

Bir kişi, başka bir kişi ya da hane odağının fiilî ve tanınmış yetki/tasarruf alanında bulunuyor; bu ilişki iki tarafı eşit kılmıyor ve bağımlı tarafın ekonomik veya kişisel özerkliğini sınırlıyor şeklinde özetlersek kısaca MME için kişinin "yetki/tasarruf alanında bulunan bağımlı kişiler” diyebiliriz.

 

Bu tanımda aşağıdaki üç unsur vardır:

- Adlandırma kişinin özünden değil, başka biriyle ilişkisinden doğar.

- İlişki asimetriktir; tarafların fiilî yetkisi eşit değildir.

- Kişi bağımlı da olsa yine de irade, talep, inanç, mahremiyet ve mali hak sahibi bir insandır.

 

Şimdi bağlamdan gelen diğer unsurların nasıl oluştuğu sonraki başlıklarda ayetler üzerinden incelenmeye başlanacaktır...