HAMD NEDİR?

 

Türkçe'de tek kelimeyle karşılığı olmayan hamd, bir güzelliğin veya nimetin kaynağı ve sahibi olan kudreti, övgü ve yüceltme duygularıyla anmaktır. Bunu, övmek diye tek kelimeyle ifadeye koymak yeterli olmaz. Yine övmek olarak bildiğimiz medih (methetmek) herhangi bir güzellik ve nimeti, yüceltme duygusu taşımadan övmektir ki, hamdin yerini tutmaz. Bir başka deyimle, her hamdde bir medih yönü vardır; fakat her medihte hamd yoktur.

 

Bunu Ragıp eserinde şöyle tarif eder: Yüce Allah’a حَمْد (hamd) etmek: O’nu erdemlerinden dolayı övmektir. Bu, methetmekten daha özel, şükürden daha geneldir; çünkü: methetme, hem insanın kendi tercihi ile yaptığı konularda hem Yüce Allah tarafından kendine bahşedilenlerde yapılabilmektedir. Bu açıdan bir insan sözgelimi, boyunun uzunluğu ve yüzünün güzelliğiyle methedilebilmektedir. Aynı şekilde malını hayır yolunda harcamasıyla, cömertliği ve ilmiyle de methe konu olmaktadır. Hamd ise, ikincisinde olur ama birincisinde olmaz. Şükür ise, ancak nimet karşılığında yapılır. Buna göre, her şükür bir hamd sayılır; her hamd de bir medihtir, fakat her medih, hamd değildir.

 

Hamd, bütün müfessirlerin ve Arap lügatçilerinin ortak kanaatlerine göre, en geniş anlamdaki şükürdür. Şükürle farkı, hamdin dille yapılmasıdır. Şükürse hem dille hem de hareket ve davranışlarla ifade edilebilen bir yüceltme yoludur. Ayrıca şükür, mutlaka elde edilen bir nimet kar­şılığında yapılır. Halbuki hamd, nimetin Yaratıcısına, o nimet fiilen bize ulaşmasa da yapılmaktadır. Bu yüzden, Allah'a hamd, her hal ve şartta, şükürse bize ulaşan nimetler karşılığında yapılır. Ve bu yüzden, fazlalaşmasını istediğimiz şeyler için şükrederiz.

 

Hamdin şükür ve medihle farkları şu tespiti zorunlu kılar: Hamd, Yaratıcı dışında hiçbir şahıs ve kuvvete yöneltilmeyecek bir övgü türüdür. "Hamd, nimetleri sınırsız ve sonsuz olan kudrete yapılır ki, o da Allah'tır."

 

Hamd, kişisel ve basit menfaatler karşılığı ifade edilen bir övme değildir. Evrensel ve küllî değerlere duyulan hayranlığın bir ifadesidir ki, kişisel yararlarımıza ters düşen durumlarda da dile getirilebilir. Kişisel çıkarların hareket noktası yapıldığı övmelerin, Kur'an'ın gösterdiği hamde ters düştüğüne dikkat çekilmiştir.

 

Hamd, Allah'ın tanrılık vasfının sayısız hikmetlerini düşünerek tanrılık sıfat ve kudretini övmektir. Bu kudretin karşımıza çıkardığı varlık veya olay bizim kişisel hesabımıza ters düşse de hamd yapılmalıdır. Bu yüzdendir ki, Fâtiha'nın ilk ayetinde "Ben hamdederim" veya "Biz hamdederiz" yerine "Hamd Allah'a mahsustur" gibi, evrensel ve küllî bir ifade kullanılmıştır. Böylece hamd, insanların kişisel bağlarından kurtarılmış, Yaratıcı Kudret'in bir hakkı olarak tescil edilmiştir.

 

Hamd, insanlar yapsa da, yapmasa da ve insanların hamdlerinden önce de, sonra da Allah'a mahsustur, O'nun hakkıdır. "Ben hamd ederim" veya "Biz hamd ederiz" tabirlerinin kullanılması Yaratıcı Kudret'e hamdi, ölümlü varlık insanın istek ve iradesiyle kayıtlamak olurdu. Kur'an, hamdin, başlangıçta ve sonda, ezelde ve ebedde Allah'ın hakkı olduğunu söylemektir:

 

(28:70)

70. İşte O, Allah’tır. Kendisinden başka ilah yoktur. Önünde de (dünyada da) sonunda da (ahirette de) hamd (övgü) yalnızca O’na aittir. Hüküm, yalnızca O’na aittir ve yalnızca O’na döndürüleceksiniz.

 

(45:36)

36. Hamd (övgü), yalnızca göklerin Rabbi, yerin Rabbi yani bütün âlemlerin Rabbi olan Allah’a aittir.

 

 

Bu noktaları değerlendiren Kur'an müfessirleri; hamdi, 'eşi ve benzeri olmayan ilahî rahmete duyulan fıtri övme ve yüceltme duygusu' şeklinde ifade etmişlerdir. Kur'an, Allah'a inananların 'son söz ve isteklerinin âlemlerin Rabbi olan Allah'a hamd etmek' olduğunu söyler.

 

(10:10)

10. Onların oradaki duası şudur: “Ey Allah’ım! Sen yücesin!” Orada birbirlerine esenlik dilekleri ise ‘selam’dır. Dualarının sonu da “Hamd (övgü), âlemlerin Rabbi olan Allah içindir.” şeklindedir.

 

Dikkat edilirse Fâtiha'nın hamd cümlesindeki mastarın öznesi ve tümleci yoktur. Oysaki, harfi tarifle belirli hale getirilen mastarlar, özne ve tümleç (fail ve mefûl) alırlar. Hamd ayetinde almamıştır. Bu durumda, hamd cümlesinin ifade ettiği anlam, müfessirlerin ortak kanaatlerine göre şudur: Hamd, kime yapılırsa yapılsın, kim yaparsa yapsın, Allah adıyla anılan Yaratıcı Kudret'e mahsustur.

 

Hamdle ilgili olarak dikkat çekeceğimiz bir başka nokta da şudur: Bütün varlıklar ve oluş, Yaratıcı Kudret'e bir hamd seyri içinde olmakla birlikte en mükemmel hamd, en mükemmel varlık olan insandan çıkar.

 

Hamd etmeye, hamdele denir. Bunun en kısa şekli ise "Elhamdülillah" (Hamd Allah'a özgüdür) demektir. Kur'an bünyesinde Elhamdülillah ile başlayan 4 sure vardır: Fatiha, En'am, Kehf ve Fâtır sureleri. Elhamdülillah deyiminin geçtiği ayetlerin sayısı ise 23'tür.

 

Allah'ın güzel isimlerinden biri de Hamîd'dir. Çok hamdedilen demektir.